Ana sayfa Risale-i Nur 42. İsraf ve tüketime karşı Kur’ân’dan çözümler

42. İsraf ve tüketime karşı Kur’ân’dan çözümler

16
0

Batı medeniyetinin insanlığa verdiği en önemli zararlardan birini, Bediüzzaman, israf ve tüketimi teşvik etmesi olarak tesbit eder. Bunun sonucu ise, insanın fakirleşmesi, huzursuzluk ve çatışmaların meydan bularak istirahat-i beşeriyeyi zîr ü zeber etmesidir.

Batı medeniyeti, her ne kadar teknoloji harikalarıyla insanı maddî bir refah ve zenginliğe kavuşturmuş görünüyorsa da, bu arada pek çok şeyi zarurî ihtiyaç haline getirmiştir. Evvelce insanlar üç dört şeye muhtaç iken, bu zamanda yirmi şeye muhtaç hale gelmiş; ancak insanların gelirleri buna paralel şekilde artmadığı için, imkânlar ve ihtiyaçlar arasındaki mesafe gittikçe artmıştır. Bu da, gelir-gider dengesinin gittikçe daha da bozulması ve insanın fakirleşmesi anlamına gelmektedir.

Ancak iş sadece fakirleşmek seviyesinde kalmamış; çalışma şevkinin kaybolmasına, kolay yoldan kazanma arzusun yaygınlaşmasına, haram- helâl duygusunun yok olmasına, sınıflar arasındaki çatışmaların şiddetlenmesine yol açmıştır.

Bütün bunlara çözüm olarak, Bediüzzaman, Kur’ân’ın temel yasalarını gösterir.

Bunlardan biri, “İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır” meâlindeki âyete uygun hareket etmek ve insanları tüketim ve eğlenceye değil, çalışmaya ve üretmeye teşvik etmektir. Medeniyetin refah imkânları da bu yönde kullanılmalıdır. Bu hususta Bediüzzaman “beşte bir” formülünü teklif eder:

Teknoloji harikaları da birer İlâhî nimettir. Bütün bu nimetlerin beşte dördü çalışmaya ve insanların faydasına harcanmalı, ancak kalan beşte birlik kısım dinlenme ve eğlenceye ayrılmalıdır.

Diğer yandan, haram kazancın ve istismarın yolunu baştan kesen faiz yasağı ile sınıflar arasındaki barışı temin eden zekât emri de titizlikle uygulanmalıdır. Medeniyetin insanlık için bir huzur ve mutluluk vesilesi haline gelmesi, Kur’ân’ın bu hükümlerine uymak suretiyle mümkün olacaktır.

***

İkinci Sual: Sen eskiden şarktaki bedevi aşairde seyahat ettiğin vakit, onları medeniyet ve terakkiyata çok teşvik ediyordun. Neden, kırk seneye yakındır, medeniyet-i hazıradan “mimsiz” diyerek hayat-ı içtimaiyeden çekildin, inzivaya sokuldun?

Elcevap: Medeniyet-i hazıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına; hataları, zararları, faydalarına racih geldi. Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisat, kanaat yerine israf ve sefahet ve sa’y ve hizmet yerine tenbellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, bîçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tenbel eyledi. Semavî Kur’anın kanun-u esasîsi لَيْسَ لْلاِنْسَانِ اِلاَّ مَا سَعَى ٭ كُلُوا وَ اشْرَبُوا وَ لاَ تُسْرِفُوا ferman-ı esasîsiyle, “Beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisad ve sa’ye gayrette olduğunu ve onunla beşerin havas, avam tabakası birbiriyle barışabilir” diye Risale-i Nur bu esası izaha binaen kısa bir-iki nükte söyleyeceğim:

Birincisi: Bedevilikte beşer üç-dört şeye muhtaç oluyordu. O üç-dört hacatını tedarik etmeyen on adette ancak ikisi idi. Şimdiki Garp medeniyet-i zalime-i hazırası sû’-i istimalat ve israfat ve hevesatı tehyic ve havaic-i gayr-ı zaruriyeyi, zarurî hacatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hacatı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor. O yirmi hacatı tam helâl bir tarzda tedarik edecek, yirmiden ancak ikisi olabilir. On sekizi muhtaç hükmünde kalır. Demek bu medeniyet-i hazıra insanı çok fakir ediyor. O ihtiyaç cihetinde beşeri zulme, başka haram kazanmaya sevk etmiş. Bîçare avam ve havas tabakasını daima mübarezeye teşvik etmiş. Kur’an’ın kanun-u esasîsi olan “vücub-u zekat, hurmet-i riba” vasıtasıyla avamın havassa karşı itaatini ve havassın avama karşı şefkatini temin eden o kudsî kanunu bırakıp burjuvaları zulme, fukaraları isyana sevk etmeye mecbur etmiş. İstirahat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber etti!

İkinci Nükte: Bu medeniyet-i hazıranın hârikaları, beşere birer nimet-i Rabbaniye olmasından, hakikî bir şükür ve menfaat-ı beşerde istimali iktiza ettiği halde, şimdi görüyoruz ki: Ehemmiyetli bir kısım insanı tenbelliğe ve sefahete ve sa’yi ve çalışmayı bırakıp istirahat içinde hevesatı dinlemek meylini verdiği için sa’yin şevkini kırıyor. Ve kanaatsizlik ve iktisatsızlık yoluyla sefahete, israfa, zulme, harama sevkediyor. Meselâ: Risale-i Nur’daki “Nur Anahtarı”nın dediği gibi:

“Radyo büyük bir nimet iken, maslahat-ı beşeriyeye sarf edilmek ile bir manevî şükür iktiza ettiği halde, beşte dördü hevesata, lüzumsuz malayani şeylere sarf edildiğinden; tenbelliğe, radyo dinlemekle heveslenmeye sevk edip, sa’yin şevkini kırıyor. Vazife-i hakikiyesini bırakıyor. Hattâ çok menfaatli olan bir kısım hârika vesait, sa’y ve amel ve hakikî maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriyeye istimali lâzım gelirken, ben kendim gördüm; ondan bir-ikisi zarurî ihtiyacata sarfedilmeye mukabil, ondan sekizi keyf, hevesat, tenezzüh, tenbelliğe mecbur ediyor. Bu iki cüz’î misale binler misaller var.

Elhasıl: Medeniyet-i garbiye-i hazıra, semavî dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihtiyacatı ziyadeleştirmiş. İktisat ve kanaat esasını bozup, israf ve hırs ve tama’ı ziyadeleştirmeye, zulüm ve harama yol açmış. Hem beşeri vesait-i sefahete teşvik etmekle o bîçare muhtaç beşeri tam tenbelliğe atmış. Sa’y ve amelin şevkini kırıyor. Hevesata, sefahete sevk edip ömrünü faidesiz zayi’ ediyor. Hem o muhtaç ve tenbelleşmiş beşeri hasta etmiş. Sû’-i istimal ve israfat ile yüz nevi hastalığın sirayetine, intişarına vesile olmuş.

Hem üç şiddetli ihtiyaç ve meyl-i sefahet ve ölümü her vakit hatıra getiren kesretli hastalıklar ve dinsizlik cereyanlarının o medeniyetin içlerine yayılmasıyla; intibaha gelip uyanmış beşerin gözü önünde ölümü i’dam-ı ebedî suretinde gösterip, her vakit beşeri tehdid ediyor. Bir nevi cehennem azabı veriyor.

İşte bu dehşetli musibet-i beşeriyeye karşı Kur’an-ı Hakîm’in dörtyüz milyon talebesinin intibahıyla ve içinde semavî, kudsî kanun-u esasîleriyle bin üçyüz sene evvel gösterdiği gibi, yine bu dörtyüz milyonun kendi kudsî esasî kanunlarıyla beşerin bu üç dehşetli yarasını tedavi etmesini; ve eğer yakında kıyamet kopmazsa, beşerin hem saadet-i hayat-ı dünyeviyesini, hem saadet-i hayat-ı uhreviyesini kazandıracağını ve ölümü, i’dam-ı ebedîden çıkarıp âlem-i nura bir terhis tezkeresi göstermesini ve ondan çıkan medeniyetin mehasini, seyyiatına tam galebe edeceğini ve şimdiye kadar olduğu gibi; dinin bir kısmını, medeniyetin bir kısmını kazanmak için rüşvet vermek değil, belki medeniyeti ona, o semavî kanunlara bir hizmetkâr, bir yardımcı edeceğini Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın işarat ve rumuzundan anlaşıldığı gibi rahmet-i İlahiyeden şimdiki uyanmış beşer bekliyor, yalvarıyor, arıyor!

— Emirdağ Lâhikası: 2

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın