Ana sayfa Risale-i Nur 55. Dünya nasıl sevilmeli?

55. Dünya nasıl sevilmeli?

32
0

Kur’ân’ın ve Hadisin şiddetle sakındırdığı dünya sevgisi, dünyanın çirkin yüzüne karşı duyulan ve âhireti ikinci plana attıran sevgidir. Dünyanın güzel yüzünü sevmeyi ise, Bediüzzaman, Allah hesabına sevmek olarak tarif eder. Ancak bunun ölçüsü vardır; bir sevginin Allah hesabına olup olmadığını bu ölçülere vurmak gerekir.

Güzel yiyeceklerden hoşlanmak, insanın elinde olan birşey değildir. Ancak kişi helâl-haram sınırına titizlikle riayet ediyor ve israfa kaçmadan, şükrederek yiyip içiyorsa, bu, Allah hesabına bir sevgi demektir.

Hayatı ve gençliğini sevmek, onu Allah hesabına kullandığı ve Allah tarafından konulmuş yasaklardan kaçındığı takdirde, yine Allah için bir muhabbet demek olur.

İnsanın anne ve babasını, eşini, arkadaşlarını, dostlarını sevmesi de yine Allah hesabına bir sevgi yerine geçebilir. Bunun ölçüsü de, anne ve babasının hukukuna riayet etmek ve yaşlılıklarında onlara daha ziyade hürmet etmek, eşini rahmet-i İlâhiyenin güzel bir armağanı olarak bilip hakkını gözetmek ve yaşlandıkça ona olan muhabbetinden birşeyi eksiltmemek, dost ve arkadaşları da doğru yolda olanlar arasından seçmektir.

Hattâ, dünyanın kendisini, İlâhî isimlerin bir aynası ve âhiretin tarlası olması dolayısıyla sevmek bile, yine Allah hesabına bir sevgi olur. Bunun da, onu asla âhiretin önüne geçirmemek, onu ve ondaki mahlûkatı “Ne güzeldir” değil de “Ne güzel yapılmış” diyerek sevmek gibi ölçüleri vardır.

Bu ölçüler içindeki muhabbet, fani dünyaya duyulan sevgi gibi sonu ayrılıkla biten bir muhabbet değildir. Bilâkis, burada sevilen şeylerin ebedî âlemde de daha yüksek bir şekilde devam etmesini sağlayan ve Allah sevgisini arttıran bir muhabbettir.

***

Dünyaya muhabbetin ise: Madem Cenab-ı Hakk’ın namınadır. O vakit dünyanın dehşetli mevcudatı, sana ünsiyetli bir arkadaş hükmüne geçer. Mezraa-i âhiret cihetiyle sevdiğin için, her şeyinde, âhirete fayda verecek bir sermaye, bir meyve alabilirsin. Ne musibetleri sana dehşet verir, ne zeval ve fenası sana sıkıntı verir. Kemal-i rahatla o misafirhanede müddet-i ikametini geçirirsin. Yoksa ehl-i gaflet gibi seversen, yüz defa sana söylemişiz ki: Sıkıntılı, ezici, boğucu, fenaya mahkûm, neticesiz bir muhabbet içinde boğulur, gidersin.

— 32. Söz

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın