Ana sayfa Tefekkür Güncel AKIL TUTULMASI

AKIL TUTULMASI

528
11

Yeni Asya cemaatinin emektarlarından Mehmet Erdoğan, gazetenin bugün kimlere karşı kimlerle beraber olduğunu sorgulayan nefis bir yazı kaleme aldı. Orijinali Mehmet Erdoğan’ın Facebook profilinde yayınlanan yazıyı aynen Nuraniyat okuyucularının istifadesine sunuyoruz:

 

MEHMET ERDOĞAN

Yazının başlığını “Cinnet-i Muvakkata”, “Celladına Âşık Olma”,”Cibali Babalık” veya “CHP’yi Cilâlama Hareketleri” şeklinde de düşünebilirsiniz.

Tarih boyunca, pek çok kavramlar, gerçek anlamlarından farklı olarak kullanılmış ve yorumlanmıştır. Ancak bu değer ölçülerinin, günümüzdeki kadar farklı kullanıldığı ve değişik yorumlandığı dönem herhalde yoktur. Öyle ki,”siyah” beyaz olarak;”beyaz” da siyah olarak algılanabilmekte ve yorumlanabilmektedir. Yoruma açık konularda farklı görüşlerin olması, elbette ki normaldir. Ancak açık ve sarih konuların, anlamından farklı yorumlanması; iyi niyetle bağdaşmaz. Sözü fazla dağıtmadan “Yeni Asya Araştırma Merkezi”nin yayınladığı “Bediüzzaman’dan Çözümler” adlı kitapçıkta bahsedilen hususlara getirmek istiyorum. Zira, Risale-i Nurlardaki kavram ve ifadelerin, maksatlı bir şekilde nasıl çarpıtıldığı ve amacından farklı bir şekilde yorumlandığı, açık bir şekilde görülmektedir.

BİR ZAMANLAR YENİ ASYA

Evvela, Yeni Asya demişken, önemli bir ayrıntıyı belirtmem gerekiyor. Yetmişli yılların başında, yayın hayatına başlayan bu gazetenin; takip ettiği ve uğrunda mücadele yaptığı, kutsal ideal ve hedefleri vardı. 12 Mart muhtırası, 12 Eylül darbesi ve 82 Anayasasına karşı yaptığı, cansiperane mücadele ve sergilediği “vakur duruş”; tarihin altın sayfalarında yerini almıştır. O dönemdeki, anti demokratik tavırlara direnişi, oligarşik vesayetlere karşı, demokrasi mücadelesi ve bunun sonucunda, uğradığı mağduriyetler,asla inkar edilemez.Yine o dönemlerde,millet ekseriyetini ve milli iradeyi temsil eden siyasi partilerin iktidarda muhafazaları; demokrasi adı altında istibdadı savunan siyasi yapılanmaların da, iktidara gelmemeleri için, yayınladığı makale ve broşürlerle, karışık kafalara yön vermiştir. Bu sebepler dolayısıyladır ki; ben ve benim gibi pek çok kimse; o dönemlerde, bu ideal yapının içerisinde, bu gazetenin, çarşı pazarlarda elden dağıtımını ve cami önlerinde satışını yapmıştır. Çünkü o günkü Yeni Asya, mukaddes idealler uğruna, ulvi bir mücadele vermekte idi. Bu bakımdan bizim için; Bir  “ideal” ve bir “sembol”mesabesinde, “kutsal” bir hizmet aracı idi…

BİZ AYRILMADIK, YENİ ASYA İLKELERİNDEN AYRILDI

Peki böyle bir gazete takipçiliğinden ve hizmet ekolünden niye ayrıldınız ve bugün niçin eleştiriyorsunuz? Sorusu haklı olarak sorulabilir. Aslında ben ve benim gibi düşünen arkadaşlar, saydığım ideal ve amaçlardan ayrılmış değiliz. Ancak, Yeni Asya bu günkü yayın ve yapısıyla, bizlerden ve ideallerinden ayrılmış durumda… Şayet, yukarıda belirttiğim ideal ve ilkeler muvacehesinde hizmet eden bir gazete olma özelliğini devam ettirseydi; aynı ekolün içerisinde, yine canla başla çalışılırdı. Ne yazık ki bugün Yeni Asya; yüklendiği misyon ve ilkelerinden tamamen farklı bir istikamete yönelmiş veya yönlendirilmiştir. Hizmet araçları, amaca hizmet ettikleri müddetçe, amaç kadar önemlidirler. Ancak araç, amaç yerine geçer ve amacı kendine hizmet ettiren bir konuma gelirse, o özelliğini kaybetmiş olur.

RİSALE YERİNE GAZETE ÖLÇÜ OLDU

Yeni Asya’nın bugünkü tutumuyla; başlangıç dönemleri mukayese edildiğinde, tanınmayacak hale geldiği görülecektir. Maksatlı kişilerin dışındaki bir kısım insanlar; tertemiz duygu ve düşüncelerle, Yeni Asya’yı başlangıç dönemindeki saf ve temiz ideallerle hizmet yapan bir gazete olarak gördükleri ve tahayyül ettikleri için, yapılan yanlışları görmezden gelerek; bağlılıklarını devam ettirmektedirler. Şayet gazete neşriyatını, Risale prensipleri ile mihenge vursalar; bu yanlışlığı onlar da görecekler. Ancak ölçü ve kriterler, Risale yerine gazeteden alındığından, bu günkü tarafgir ve fanatik yapı ile, bunu görmelerinin şu an için mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu yazıyı okudukları zaman nasıl bir halet-i ruhiye takınacaklarını tahmin etmek zor değil. 2002’de bu eleştiriler yapıldığında karşı çıkan pek çok kimse, hakperestlik sonucu olarak ve “hatadan dönmek fazilettir” anlayışı ile, bugün bu yanlışları görmek suretiyle ayrılmış durumdadır. Bu devam da edecektir. Bunun sebeplerini bazı örneklerle açıklamağa çalışalım:

Yeni Asya’nın On İki Eylül sonrası, “siyasi yasaklar”la mücadelesi yine takdire şayandır. Ancak Turgut Özal ve Ana Vatan Partisi hususunda; konuya Demirel zaviyesinden bakıldığı için yanlış yapılmıştır. Çünkü Risale ölçüleri ile bakıldığında, o günün şartlarında, Ana Vatan Partisi, diğer partilere göre “ehven-i şer “ durumunda idi. Bu bakımdan ona destek ve rey verilmesi gerekirken bu yapılmadı. Yapılmak şöyle dursun bu gün olduğu gibi insafsızca eleştiri bombardımanına tutuldu. Hem de “kutsal” hizmet yapılıyor düşüncesiyle… Yapılan mücadelenin kutsallığına ve bunda da bir hikmet bulunduğuna inanıldığı için, bu mücadelenin içinde ben ve pek çok kimse de, ne yazık ki Risalelerdeki ölçülere bakmayarak, gazeteye olan güven ve bu husustaki ölçüleri bizden daha iyi bildiğine inandığımız kişilerin anlatımları ile, bu yanlışın içinde bulunduk.

DEMİREL’İN KONTROLU ALTINA GİRİLDİ

Ancak daha sonra, siyasi yasaklarla mücadelenin, ilkesel değil de kişisel olduğu, yani siyasi yasaklarla, demokratik ilkelerle mücadele edilmesi gerekirken, sadece Demirel’in siyasi hakları için mücadele edilmesi, mücadeleyi şaibeli duruma düşürmüştür. Yani Demirel’e ve siyasete yön vermesi gereken gazete; Demirel tarafından kontrol edilir hale gelmiştir. 28 Şubat darbesinde, bu durum iyice su yüzüne çıkmıştır. Demirel’in bu darbede oynadığı aktif rol; Mehmet Kutlular ve birtakım köşe yazarları tarafından “Demirel olmasaydı kan gövdeyi götürecekti.” “Demirel darbeyi ve meclisin kapanmasını önledi.” “O bir siyaset dâhisidir.” “Demirel’in siyasetini kimse anlayamaz.”(M.Latif Salihoğlu: “Demirel’i Anlayabilmek” başlığı altındaki “inciler” dolusu makalesi:15 Eylül 1997)gibi Yavelerle savunulması; şiddetli tartışmalara sebep olmuşsa da, gazetenin yanlışlarını engelleme konusunda etkili olunamamıştır. Demirel’in manevrası ile darbenin önü alındığı ve meclisin açık tutulduğu iddiaları ise, tam bir safsata ve mugalâtadır.

DARBE DEMİREL’E KARŞI OLURSA KÖTÜ, BAŞKALARINA KARŞI OLURSA İYİ

Aslında 28 Şubat; darbelerin en dehşetlisi ve en kötüsü idi. Çünkü darbeciler isteklerini; Demirel vasıtası ile, sivil hükümete yaptırmışlardır. Keşke Meclis kapatılsa idi de, yapılan icraatlara, sivil seçilmişler ortak olmasalardı!.. Buradaki temel yanlış; darbelere karşı olan idealist bir gazetenin,kendisini şahsa endekslemek suretiyle, dolaylı olarak darbe destekçisi olma konumuna düşmüş olmasıdır. Demirel bir siyasetçidir. Günü kurtarmak için, korku veya makam hırsı veya daha başka şahsi sebeplerle, bu darbenin içerisinde bulunmuş olabilir. Onun açısından bu normaldir. Ancak idealist bir gazetenin onun yanlışlarına kılıf uydurması, tabii ki normal karşılanamaz. “O zaman sansürlü olarak yayınlanan “Şahıs mı Prensip mi” yazımızda bu hususlar dile getirilmiştir. Mesela darbelere karşı olan bir gazetenin “Erbakan’a son darbe”diye manşet atması doğru olabilir mi? Hâlbuki darbe kimden gelirse gelsin ve kime karşı yapılırsa yapılsın; karşı çıkılması esastır. Hatta Ecevit’e bile… Yoksa “Darbe Demirel’e yapılırsa kötü; başkasına yapılırsa iyi” anlayışının demokratlıkla bir ilgisi olamaz. Ne yazık ki, 27 Nisan E muhtıra verildiğinde dahi dolaylı olarak hükümet suçlanmıştır. Arşive bakıldığında, buna benzer anti demokratik yazıların, pek çok örneği görülecektir. Nitekim Güleçyüz’ün, Gül’ün cumhurbaşkanlığı seçimindeki değerlendirmeleri de, demokratlıkla ve böyle bir gazetenin yayın ilkeleri ile bağdaşmayan hususlardır.

KUTSALLAŞTIRMA VE YAFTALAMA

Prensiplere aykırı olan bu tür yayınlara karşı çıkan pek çok kimse; “Kafası bozulmuş” denilerek, çeşitli bahane ve yaftalarla damgalanmış ve pasifize edilmişlerdir. Yapılan onca yanlışlara ise; “Risale-i Nur Mesleğini muhafaza etmek” bahanesi gerekçe gösterilmiştir. Yani yapılan yanlışlar, kitaba dayandırılarak, harekete bir kutsallık ve meşruiyet verilmiştir. Böylece eleştiri ve karşı çıkmaların önü kesilmek istenmiştir. Gerçek ve ideal ekseninden inhiraf etmiş olan gazete; ne yazık ki yanlışlarına pek çok yanlışı ekleyerek, yayınına devam etmektedir. Bütün bunlar yapılırken de “Risale-i Nur prensipleri gereği” olarak bu şekilde hareket edildiği hep vurgulana gelmiştir.

Ayrıca, Risalelerde; Bediüzzaman’ın, “parti destekleme ve rey verme” hususundaki açık ve net olan gerekçesi; yanlış yorumlanmak suretiyle,okuyucuların kafaları karıştırılmış. 2002’den beri, millet ekseriyetinin meşru reyleri ile, iktidara gelmiş Ak Parti Hükümetine; adeta siyasi ve rakip bir parti gibi muhalefet yapılmıştır. Ve bunun dozajı artarak devam etmektedir. Hem de Risale-i Nur adına!.. Bu konudaki temel kriter ve ölçüler;anlamı ve kullanış maksadı dışında yorumlanmak suretiyle, yanlış anlayışlara dayanak yapılmıştır. Yazar arkadaşların oradaki mânâyı anlamadıklarına ihtimal vermiyorum. Ancak zorlamalı tevillerle, konunun saptırıldığı açık bir şekilde görülmektedir.

İSMİ “DEMOKRAT” DİYE TABELA PARTİSİ DESTEKLENİR Mİ?

Mesela Bediüzzaman’ın Parti destekleme ve rey verme konusundaki ölçüsü; daha büyük ve tehlikeli gördüğü partilerin iktidarına engel olmak için; onlardan daha az zararlı olan bir partiyi iktidarda muhafaza etmek iken; bu konu ana ekseninden saptırılmıştır. Yani ismi Demokrat Parti olduğu için değil; tehlikeli gördüğü iki partinin iktidarına engel olmak için; “ehven-i şer” konumundaki Demokrat partiye rey ve destek verilmişken; gazete yazarları “Bediüzzaman Demokrat Partiye rey vermiştir” diyerek, ismi “Demokrat Parti” olan bir partiye rey verilmesi gerektiğini ısrarla savunmuşlardır. İşte konu ile ilgili, Risalelerdeki orijinal ifadeler–“Ne için Demokrat Partiyi muhafazaya çalıştığı”sorusuna verdiği cevap:

“Eğer Demokrat parti düşse,ya Halk Partisi veya Millet Partisi iktidara gelecek… Çünkü Halk  Partisi iktidara gelecek olursa komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hakim olacaktır… İşte bunun için,hayat-ı içtimaiye ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkil eden bu partinin iktidara gelmemesi için, Demokrat Partiyi,Kur’an ve vatan ve İslamiyet namına muhafazaya çalışıyorum.”

Millet Partisi yani ırkçılığı esas alan partiyi de aynı şekilde tehlikeli gördüğünden o partinin de iktidara gelmemesi için “Demokrat partiyi,”Kur’an ve vatan ve millet hesabına, dindar ve dine hürmetkar Demokrat Partinin iktidarda kalmasını temin etmeleri için ders veriyorum” diyor. (Bediüzzaman’dan Çözümler  kitapçığında parlatılmağa çalışlan Halk Partisini; Bediüzzaman bu şekilde tavsif ederek çözümlüyor.

ÖNCEDEN VERİLMİŞ KARARLARIN TASDİK MEKANİZMASI “MEŞVERET” OLDU

Şimdi insaflı ve dikkatli bir şekilde Bediüzzaman’ın yukarıdaki ifadeleri tahlil edildiğinde; bundan nasıl bir anlam çıkarılabilir? Bediüzzaman’ın din vatan ve millet için tehlikeli olarak gördüğü ve iktidar olmamaları için gayret gösterdiği partiler; bugün aktif bir şekilde, aynı ideolojileriyle, iktidar alternatifi olarak meydanda mevcut iken, takip edilecek yol; yine bu partilerin, iktidar olmasına engel olmak için, Ak Partiye destek vermek değil midir? Demokrat Parti adındaki bir tabela partisine verilecek reyler; tehlikeli olarak vasıflandırılan partilerin iktidarına nasıl engel olacak acaba? Bunun cevabı ve izahı yok. Ama başka mazeret hazır! “Meşveret kararı gereği olarak böyle hareket edildi!” Önceden verilmiş kararların cemaate tasdik ettirilmesine meşveret kararı denilerek, işe meşruiyet kazandırma ameliyesi!.. Bu kadar açık ve sarih bir mesele için meşveret müzakeresine gerek olabilir mi? Sadece bugünkü ortamda “ehven-i şer” konumundaki parti hangisidir? hususu müzakere edilebilir. Aslında bu husus da gayet açık olduğu için, bunda bile meşverete gerek yoktur. Farklı düşünen ve farklı hareket eden insanlara bir diyeceğimiz olmaz. Bizim itirazımız yapılan yanlışın Risale-i Nurlara dayandırılması ve Bediüzzaman’ın tarzı imiş gibi sunulmasınadır…

YÜZ KARASI KİTAPTA CHP’Yİ CİLÂLAMA ÇABALARI

Şimdiye kadar “Bediüzzaman Demokrat Partiye rey verdiği için, biz de Demokrat Partiye destek vermeliyiz” deniliyordu. Ama son zamanlarda işin mahiyeti daha farklı bir boyuta geldi. Yayınlanan “Bedüzzaman ‘dan Çözümler”adlı kitapçıkla, CHP’nin cilalandığı ve parlatılmağa çalışıldığı görülmektedir. Bediüzzaman CHP için; “Bu asil Türk Milleti ihtiyarıyla o partiyi kat’iyyen iktidara getirmeyecek” diyor. Yeni Asya ise, bugün bu partinin iktidarı için, direk veya dolaylı olarak neşriyat yapıyor. Bu durumun Bediüzzaman’ın ilke ve prensipleri ile ne alakası var? Anlaşılan; “Demokrat Partisi, binde dörtler civarında dolaşan bir tabela partisi. Bunu savunmak abesle iştigal. O halde şöyle oy yüzdesi yüksek olan bir partiyi destekleyelim de işe yarasın !!!” şeklinde düşünülmüş olacak ki bu kitapçığı yayınladılar.

DEMEK CHP’Yİ BEDİÜZZAMAN DA TANIYAMAMIŞ!

Yeni Asya Araştırma Merkezi olarak yayınlanan bu kitapçık, Yeni Asya’nın nerelerden nerelere geldiğini göstermesi bakımından oldukça ilginçtir ve bir yüz karasıdır. Kitapçıkta ana tema olarak “Müsbet Hareket” işlenmekte, satır arlarında ve kitabın sonunda ise, CHP yi tezkiye etme gayretleri açıkça görülmektedir. Yok; “SHP li Fikri Sağlar Risaleleri Kültür Bakanlığı Kütüphanesine koydurtmuş da…” “Yok Kılıçdaroğlu cemaatlere saygılıyım”, “Bediüzzaman’ın eserlerini kütüphanelere koyan biziz demiş” de.. .”Bediüzzaman Halk partisine mektup yazmış da v.s…” Breh. Breh. Breh… Meğer CHP neymiş de fark edememişiz! Demek, Bediüzzaman da, Halk Partisini tanıyamamış ki, din ve vatan için o kadar tehlikeli görmüş!

MÜSBET HAREKET YALNIZ CHP İÇİN

Ne gariptir ki on üç seneden beri menfi yayınları ile hükümeti hedef alan ve yapılan hiçbir hizmetini takdir etmeyenler, “müsbet hareket” ifadesini kullanabiliyorlar. İslam’a ve Müslümanlara onca zulüm ve haksızlığı reva görenlere, “müsbet hareket” adı altında, “engin hoş görü” ile bakanların; bu müsamahayı, dindar ve dine hürmetkâr olmakla beraber; pek çok müsbet hizmetleri bulunanlardan niçin esirgemektedirler acaba? Hakperestlik ve kadirşinaslık bu mudur? Bu mugalatalalı mukayeseleri; Bediüzzaman’ın, şu ifadeleriyle bir karşılaştırın bakalım:

BU İFADELER KİMİ TARİF EDİYOR?

“S- O sail-i meçhul, tekrar der: Cerbeze nedir?

C- Müteferrik büyük işlerde, yalnız kusurları görmek cerbezeliktir; aldanır ve aldatır. Cerbezenin şe’ni, bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galib etmektir. İşte şu cerbezenin tavr-ı acibi; zaman ve mekânda müteferrik şeyleri toplar, bir yapar. O siyah perde ile herşeyi temaşa eder. S- Efkâr-ı hazırada cerbeze nasıl bir tesir etmiştir?

C- Bak, o seyyiedir ki; Ararat Dağı kadar bize zulüm ve tahkir eden, ecnebî bir devleti, ne safsatalı bahanelerle: bilmem hangi tarihte Kırım’da bize yardım etmiş gibi yavelerle, bize dost olabilecek surette gösteriyorlar.Hem Sübhan Dağı kadar, İslâmiyet’in izzet ve şerefine çalışan güruh-u mücahidîni,acib bahanelerle en fena derekesine indirip, millete düşman gibi gösteriyorlar.”

“Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmetenli’l-Âlemîn zâtın (a.s.m.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir. Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat, elbette merhamet ve şefkat değildir; belki dalâlete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı ruhî ve bir sakam-ı kalbîdir. Meselâ, kâfir ve münafıkların Cehennemde yanmalarını ve azap ve cihad gibi hadiseleri kendi şefkatine sığıştırmamak ve tevile sapmak, Kur’an’ın ve edyân-ı semâviyenin bir kısm-ı azimini inkâr ve tekzip olduğu gibi, bir zulm-ü azim ve gayet derecede bir merhametsizliktir. Ve binler Müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i imanın su-i âkıbetine ve müthiş günahlara sevk eden adamlara şefkatkârâne taraftar olmak ve merhametkârâne cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizlik ve şenî bir gadirdir.”

“Geçen Ramazan-ı Şerifte, Ehl-i Sünnetin selamet ve necatı için edilen pek çok duaların şimdilik âşikâre kabulleri görünmemesine hususi iki sebep ihtar edildi.

Birincisi: Bu asrın acip bir hassasıdır. Yani, elması elmas bildiği halde, camı ona tercih eder. Bu asırdaki ehl-i İslamın fevkalade safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler manevi ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle, ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan, safdil taraftarla ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatasına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i İlahiyeye fetva verirler; “Biz buna müstehakız derler.”

Acaba bu ifadeler birer şablon olarak kime veya kimlere uyuyor? Daha doğrusu bu satırlarda kimler tarif ediliyor? Bu ifadelerin, sizin anladığınız ve anlatmak istediğiniz tarzda anlaşılması mümkün mü?

BEDİÜZZAMAN’IN MEKTUP YAZDIĞI ADAM MASUM MU OLDU?

Kitapçıktaki Risalelerden alıntılarla, konunun nasıl saptırıldığına devam edelim. Bediüzzaman, sadece Hilmi Uran’La değil; yaşadığı dönemlerin bütün idarecileriyle, ya vicahi olarak veya basın yoluyla veya mektup yazarak irtibat kurmuş ve tavsiyelerde bulunmuştur. Evet, Bediüzzaman CHP li Hilmi Urana Yazdığı mektubunda önemli tavsiyelerde bulunmaktadır. Peki, bu tavsiyelerin hangisi yerine getirilmiştir? Yapılan onca yanlış iş ve zulümlerin sorumluluğunu, bu icraatları yapan baştaki reislere vererek, kendisinin bunları onaylamadığını deklare etmiş midir?

Bediüzzaman, Mustafa Kemal’le de görüşmüş ve önemli ikaz ve tavsiyelerde bulunmuştur. Bu tavsiye ve nasihatler, nazar-ı İtibara alınmış mıdır? Peki bugünkü CHP, geçmişi ile ilgili, herhangi bir itirafta bulunarak redd-i miras yapmış mıdır? Kemalist ideolojiden vazgeçtiğini ifade etmiş midir? Veya o ideolojiden rahatsızlık duyduğunu gösteren bir emare var mıdır? Son mektubunda Bediüzzaman’ın kabahat ve kusuru yüzde beşe verdiği doğrudur. Peki, bu yüzde beş oranı temsil edenler kimlerdir? Ve bu yüz de beş nerededir? Tabii ki bu yüzde beş CHP’nin beyin takımıdır. Süfyanizmin koruyucu kadrosudur. Ve bugünkü CHP bu kadronun kontrolündedir. Bu mektupta verilen mesaj; Bediüzzaman’ın kendisine bu kadar zulüm ve işkence yapan bu parti ve mensuplarından; intikam alma düşüncesi ile, herhangi bir menfi ve fiili harekete girişilmemesi konusunda talebelerini uyarmaktır. Mektubunda Bediüzzaman,

“Madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur’a zarar vermiyor, az müsaadekârdır; “ehvenüşşer” olarak bakınız. Daha “âzamüşşer”den kurtulmak için, onlara zararınız dokunmasın, onlara faydanız dokunsun. Şimdi Allah’a şükrediyoruz ki, siyasî partiler içinde bir parti, (Demokrat Parti) bir parça bunu hissetti ki, o eserlerin neşrine mâni olmadı; hakaik-i imaniyenin dünyada bir cennet-i mâneviyeyi ehl-i imana kazandırdığını ispat eden Risale-i Nur’a mümanâat etmedi, neşrine müsaadekâr davrandı, nâşirlerine de tazyikattan vazgeçti.

Kardeşlerim, hastalığım pek şiddetli; belki pek yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan-bazan men olduğum gibi-men edileceğim. Onun için benim Nur âhiret kardeşlerim, “ehvenüşşer” deyip; bazı biçare yanlışçıların hatâlarına hücum etmesinler. Daima müsbet hareket etsinler. Menfî hareket vazifemiz değil… Çünkü dahilde hareket menfîce olmaz. Madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur’a zarar vermiyor, az müsaadekârdır; “ehvenüşşer” olarak bakınız. Daha “âzamüşşer”den kurtulmak için, onlara zararınız dokunmasın, onlara faydanız dokunsun..”

ifadeleri ile Demokrat Partiyi “ehvenüşşer”, Halk Partisini ise”âzamüşşer” olarak tavsif ediyor ve Demokrat Partiye destek olunmasını söylüyor. Şimdi bu ifadelerden CHP’yi desteklemek veya tezkiye etmek anlamı çıkarabilmek için, insanın zeka ve akıl yönünden özürlü olması gerekir.

SÜFYANİZME PAYANDA OLMAK

Ayrıca böyle yorumlamak Bediüzzaman’a büyük bir bühtandır.Çünkü Süfyanizmle mücadele, Bediüzzaman’ın varlık sebebidir. Dünyada birbirinden en uzak meslek, süfyanın mesleği ile Bediüzzaman’ın mesleğidir. İkisini aynı safta göstermek kadar manevi bir cinayet olamaz. Bu gün süfyanizmin ilke ve ideolojisini temsil eden, devam ettiren ve korumağa çalışan siyasi yapı, CHP’dir. Ve Yeni Asya bu tutumuyla bu gün buna payanda olmaktadır. Bu tutumun Yeni Asya’nın başlangıç dönemlerindeki idealiyle bağdaşması mümkün mü? Kitapçıkta “CHP’nin Bediüzzaman’la barışması, onu da herkesi de rahatlatır” deniliyor. Bu temenni ve hayal güzel de; buna dair bir işaret bir emare var mı? Aslında yukarıda cımbızla seçilmiş olan bu ifadeler; oy avcılığı için söylenmiş beylik ifadelerdir. İcraat nerede? Fikri Sağlar’ın tüm komünist eserleri kütüphaneye koymak için, göz boyama nevinden Risaleleri bunlara ilave etmesi, bir kamuflajdır. Yoksa Fikri Sağlar’ın fikri yapısında herhangi bir değişiklik yok.

SABAHLARA KADAR YAPILAN DERSLER NE OLDU?

Ey sabahlara kadar, CHP’nin iktidar olmaması için, dersler yaparak insanlara konuyu izah etmeğe çalışan Ali Vapurlu, Sami Cebeci, Nejat Eren v.s.ler. Neredesiniz? Bu çarpıtma ve mugalatalar karşısında, hâlâ kafa sallayıp, tasdik etmeğe devam mı edeceksiniz?

Şunu samimiyetle ifade edelim ki; bizim CHP’ye isim olarak bir düşmanlığımız yoktur ve olamaz. Biz CHP nin din düşmanlığı üzerine kurulu olan ideolojik yapısına karşıyız. Şayet bu yanlış ideolojiden vazgeçerek, geçmişte yapılan yanlışları reddetse ve vatandaşı inanç,düşünce ve kıyafeti ile uğraşmasa; bizim bir diyeceğimiz kalmaz. Ancak bu özellikler adeta onun genlerine işlemiş. Bundan vazgeçmeleri kolay görünmüyor.

Ayrıca; Yeni Asya kadrosu ve ona gönül verenler; işe Risale-i Nuru ve Bediüzzaman’ı karıştırıp alet etmeksizin, hangi siyasi partiyi destelerlerse desteklesinler, yine bizi enterese etmiyor.Ancak “Bediüzzaman’ın görüşü budur”diyerek kendi yanlışlarına Bediüzzaman’ı payanda yapanlar, bilsinler ki bu büyük bir vebaldir. Bunun hesabını vermek hiç de kolay olmaz.

“KALBİM SAFİDİR” DEMEK YETER Mİ?

Gazetede, Risale neşretmekle, ağzından Bediüzzaman’ı düşürmemekle veya harekete “Zübeyri Meslek” demekle, Risale Nur Mesleğine uygun hareket edilmiş olmuyor. Fiilen onun prensiplerine uygunluk önemlidir:

“O biçareler, “Kalbimiz Üstadla beraberdir” fikriyle kendilerini tehlikesiz zannederler. Halbuki, ehl-i ilhâdın cereyanına kuvvet veren ve propagandalarına kapılan, belki bilmeyerek hafiyelikte istimal edilmek tehlikesi bulunan bir adamın “Kalbim sâfidir, Üstadımın mesleğine sadıktır” demesi bu misale benzer ki: Birisi namaz kılarken karnındaki yeli tutamıyor, çıkıyor, hades vuku buluyor. Ona “Namazın bozuldu” denildiği vakit, o diyor: “Neden namazım bozulsun? Kalbim sâfidir.”

“Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder.”

“Hakikî müminler dahi bazan ehl-i dalâlete taraftar olmak gibi dehşetli hatada bulunuyorlar.”

“Zehire tiryak namı vermekle tiryak olmadığı gibi, zındıka hissiyatını veren ve dinsizliğe zemin ihzar eden bir heyetin vaziyetine, ne nam verilirse verilsin, Genç Yurdu denilsin, hattâ Mübarekler Yurdu denilsin, ne denilirse denilsin, o mânâ değişmez.”

“İttihada şedit bir muarızdın. Neden şimdi sükût ediyorsun?” sorusuna Bediüzzaman şöyle cevap veriyor:

Düşmanların onlara şiddet-i hücumundan… Düşmanın hedef-i hücumu, onların hasenesi olan azim ve sebattır ve İslâmiyet düşmanına vasıta-i tesmim olmaktan feragatıdır. Bence yol ikidir: mizanın iki kefesi gibi. Birinin hiffeti, ötekinin sıkletine geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir.”

Bu satırlar tahlil edildiğinde; sözün değil fiil ve davranışın önemli olduğu anlaşılacaktır.

BİR “HİMMET” ELİ ULAŞMIŞ OLMASIN?

Önemli bir nokta da, son zamanlarda,Yeni Asya’nın paralel yapı ile olan dirsek temasıdır.Şunu hemen ifade edelim ki, paralel olarak değil de Risale-i Nur mesleğine aykırılık hususunda Fetullah Gülen’i ilk teşhis ederek,uyarıda bulunan ve bunu her fırsatta deklare eden şahıs; Mehmet Kutlular’dır. Aynı tutumu yıllarca Yeni Asya ve okuyucuları da devam ettirmişlerdir. Ne oldu ise birden bire bu tutum değişti. Yeni Asya adeta “Zaman” laştı? Bozulan ekonomik durumu düzeltmek için, o canipten bir “himmet” eli mi uzandı diye merak ediyor insan. Yani mağdurun yanında olmak için mi; yoksa mağduriyetleri gidermek için mi bu beraberlik? Yolunuz açık olsun. Ne diyelim…

KİMLERLE BERABER OLDUĞUNUZA BAKIN!

Şimdi Yeni Asya bulunduğu pozisyon ve savunduğu fikirlerle durduğu yere bir baksın bakalım… Kendisi ile beraber, aynı fikirleri paylaşan ve hükümete hücum edenler kimler? Bir tarafınızda CHP, bir tarafınızda ulusal basın, bir tarafınızda paralel yapı ve diğer yanınızda dış basın! Bunu, hangi Risale ölçüsüne sığdırıyorsunuz ve nasıl hazmediyorsunuz? Nasıl içinize sindirebiliyorsunuz? Bir de Sayın Güleçyüz sık sık; “haysiyetli yayın”, “ilkeli yayın” ve “dik duruş”tan bahsederek yapılanlara kutsallık kılıfı giydirmeğe çalışıyor… Sevsinler sizin ilkeli “dik” duruşunuzu!.. Haysiyet ve şeref yerlerde sürünüyor. Dik duruş bu ise “yatay duruş” nedir acaba?

11 YORUMLAR

  1. Selâmün Aleyküm ,
    Sizin açınızdan ilginç gelir mi bilmem ama benim açımdan hayli ilginç bir şey anlatayım…
    Bir zaman “Yeni Asya Gazetesi Grubu” cemaatin ana gövdesinden ayrıldığı sıralarda GAZETE yoğun olarak Hz. Üstadımızın yazdığı “LAHİKALAR” olarak görülüyor ve sunuluyordu.Ben şahsen bu tür ifadeleri bir çok kişiden duydum… Haliyle bu konuda bizim de kafamız karışıktı..(Her ne kadar bazı büyüklerimiz olur-olmaz her şeye kafanı(yani aklını) karıştırma derse de, bazı konular mahfuz olmak üzere kafa işte yine de şahit olduğu güncel meselelerle meşgul olmadan duramıyor). İşte tam o sıralarda Allah hayretsin bir rüya gördüm. Rüyamda Nurtaşı’nda namaz kılınan salonda sanki sabah namazını kılmışız halka olmuşuz ders yapıyoruz. Herkes sırayla okuyor. Ben sanki hem sıranın başındayım, hem de ders halkasına yukarıdan herkesi görecek şekilde izliyorum.. Salonun giriş kapısının sağ başında oturan ben olduğumu zannediyorum, fakat halkanın sonunda, sol başta da Hz. Üstadımız var…Sırayla ders olarak okuduğumuz ise risale değil, GAZETE…Yani biz adeta GAZETEYİ “LAHİKA” DERSİ OLARAK OKUYORUZ… Okuma sırası Hz.Üstadımıza geldi, O’da gazeteyi aldı hiç beklemeden, bakmadı bile sağ tarafa yere bıraktı..Ben de uyandım…Bu ve buna benzer, kafamda oluşan bir takım soru işaretlerine yönelik Hz. üstadımızın içinde bulunduğu bir kaç rüya beni hayli sıkıntıdan ve kafa karışıklığından kurtarmıştır.
    Selam ve Hürmetlerimle…

  2. Doğruya doğru derim
    Yanlışla işim olmaz
    Haram uzakta kalsın
    Yalnızca helal yerim.

    Size katılıyorum.

  3. Bence doğru bir tahlil… Allah razı olsun! Bu işi bu duruma getirenlere demiyorum, gerçekten Allah rızası için gazete cemaatinin içinde bulunanlara diyorum ki, lütfen biraz kafanızı kaldırınız ve Risale-i Nur’ları, onun bunun etkisiyle değil, kendi yorumlarınızla okuyunuz! Tabii ki, Üstad Hazretlerinin siyasi ölçülerini…

  4. Yazıklar olsun o kadar düşman ehli zındık komitesi varken siz başyazarı Bediuzzaman olan bi yayın organını eleştiriyor yerden yere duruyorsunuz.neden aynı partiyi desteklemediği için.madem yeniasya bu kadar yanlış ise siz başyazarı Bediuzzaman olan dogruya dohru yalana yalan uazarlari risalei nur ile yogrulmus kemalizme dusman bir gazete cikarin biz de onu alalım hadi

    • Normal olarak çöp sepetinde bile yer işgal etmemesi gereken bu yorumu, Mehmet Erdoğan’ın ne kadar haklı olduğunu gösterdiği için onayladım. Lâfın büyüklüğünü görüyor musunuz: “Başyazarı Bediüzzaman olan gazete”! Bu martavalı uyduranlar, ona inanan ve bir marifetmiş gibi diline dolayan beyinsizler sayesinde rantını yürütüyor! Ey akıl sahipleri, şu Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz güruhun dillerinde dolaşan şu küstahça iddialara bir bakın, bakın da Allah’ın size verdiği akıl ve hidayet nimetine şükredin!

    • A.KARDEŞ
      Bediüzzamanı başyazar yapan gazete istişare diye M. Kutluların indi mulahaza ve hesaplarını cemaatin istişaresi diye tesbit ve tescil ettirip Bediüzzamanın kitabi bilgilerini tevil etmenin adı istişare. Hukukta muhkem hükümler üzerinde icma olur, içtihat yapılmaz. Bediüzzaman’ının fikir, düşünce ve ve verdiği bilgiler kitabidir. Hüküm bildiren kesin konularda tevil veya içtihat yapmak tahribattır.

    • yorumunuzu okuyunca MEHMET ERDOĞAN ın yazısının ne kadar doğru olduğunu anladım. çünkü adam sizi görmeden sizi okumadan tam seni tarif etmiş

  5. eski bir gazete çalışanı olarak:
    gazetenin (Cemaatın) başında bulunan insanlar bu yanlışları bilerek ve isteyerek yapmışlardır…
    cemaatın gücünü boş heveslerle israf edip heba etmişlerdir. Şimdi ise süfyanın bekçiliğini yapıyorlar… Akılları başlarına gelmez….

  6. 14. 11. 2016
    Tebrikler Mehmed Abeyim,
    Ben, sizi hep Bursa medreselerine hizmet ederkenki halinizle, burnunuzdaki kömür lekesiyle hatırlayacağım. Konuşmanın vacib olduğu zamanlarda konuştunuz. Rabbim ebeden razı olsun. Ulu camide, Üstadımız için okutulan mevlidde sesiniz titreyerek yaptığınız muhteşem duayı da unutamam. Sizi, bu samimiyetiniz yüzünden Rabbimiz-inşallah-temize çıkardı. Birçoklarının da yolunu aydınlattı. Kuvve-i maneviyesini takviye etti.
    Umulur ki sizim gibi abilerin beyanları vahdetimize hizmet eder.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın