Ana sayfa Risale-i Nur Bediüzzaman intikam peşine düşseydi…

Bediüzzaman intikam peşine düşseydi…

16
0

– 43 –

Bediüzzaman’ın gözü istikbaldeydi; onun için, dağların, bağların, sürgünlerin veya hapishane koğuşlarının bir etkisi olmadı Bediüzzaman üzerinde. O badem ağaçlarının çiçeklerine bakarken “Bak Allah’ın rahmetine!” diye haykırıyordu. Daha sonra, her biri sıkıntı itibarıyla bir öncekini aratan Eskişehir, Denizli ve Afyon hapislerinde, Allah’ın rahmet eserlerini o güne kadar görülmedik bir üslûpla inceleyen eserler kaleme aldı. Eğer böyle hadiseler karşısında Bediüzzaman hepimizin verdiği cinsten tepkiler verecek olsa ve kendisini ve talebelerini kurtarmak telâşına kapılsa, yahut bir intikam peşine düşseydi, bugün ortada, iman esaslarını bu derece sağlam bir şekilde tespit eden ve kitlelerin ihtiyacını karşılayan bir eserler külliyatı olmayacaktı. Pek muhtemeldir ki, onun istikbale baktığı zaman gördüğü şeyi başkaları da görüyor ve onu bu amacından saptırmaya çalışıyorlardı.

Tarih, muhaliflerinin tahrikleri nedeniyle amacından saptırılan pek çok hareket görmüş, bu arada, zamanın bütün tuzaklarına ve tahriklerine meydan okuyarak kimliğini ve amacını korumasını bilen pek az sayıda büyük insanı da kaydetmiştir. Fakat, hangi ölçekte olursa olsun, bir değişim vücuda getiren ve tarihin akışını değiştirenler, bu ikinci gruptaki az sayıda insanlar olmuştur. Bediüzzaman ve talebeleri Barla’da inançlarının mücadelesini verirken, dünyanın en ileri ülkesinde de zenciler insan olarak sayılmak için mücadele veriyorlardı. Nihayet onların eline de kader Dr. Martin Luther King gibi bir fırsat bağışladı. 1955 yılında ABD’nin Montgomery eyaletinde siyahlar beyazlarla otobüste aynı sıralara oturmak için bir boykot başlattıkları zaman, bu hareketin lideri Dr. King, “Müstebitlerime, direniş yöntemimi belirleme fırsatını asla vermeyeceğim” diyordu.

IMG_3936-a

Müstebitler, King’i ve onun etrafındakileri, başka yöntemlere ve başka alanlara çekmek için akla gelebilecek her yola başvurdular. Görünürde bu iş çok kolaydı; on binlerce zenciden nasıl olsa birkaç tanesi bu tahriklere kapılır ve bu eylem bir şiddet hareketine dönüşürdü. Ama King’in ve etrafında kenetlenenlerin sağduyusu böyle birşeye meydan vermedi. İçeride eşinin ve iki aylık çocuğunun da bulunduğu bir sırada Martin Luther King’in evini bombaladıkları zaman, evin etrafını saran öfkeli kalabalığa, King yine aynı çağrıyı yaptı. Ve bir yıl sonra, beyazlarla aynı sıralara oturma hakkını barışçı yollardan alıncaya kadar, on binlerce zenci ne bir fire verdi, ne de hareketi yolundan çıkaracak bir tahrike kapıldı. Eğer bu tahriklerden herhangi bir tanesi bir kıvılcıma yol açıp da barışçı bir hareketi şiddet hareketine dönüştürseydi, yeni bir Martin Luther King çıkıncaya kadar, belki bugün bile, zenciler hâlâ beyazların arkasında oturuyor olacaktı.

İnsanların olaylara verdikleri önem ve değerin ölçüsünü, onların idealleri belirler. İdeali ebedî âlemlere uzanan bir insan için ise, dünyada bu idealle ilişkisi olmayan hangi şey bir değer taşıyabilir? Bediüzzaman’ın, başta siyaset olmak üzere, dünya olaylarına işte bu yüzden iltifat etmediği gibi, korku ve telâş gibi son derece insanî duyguların bile herhangi bir izini taşımadan yoluna devam etmiş, yazacağını yazmış, söyleyeceğini söylemiş, yapacağını yapmıştır. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, onun barışçı hareketi, hiçbir zaman, zalimin zulmünü hoş görecek bir yumuşaklığa dönüşmemiştir. İman esaslarının saldırılara uğradığı dönemlerde, bu saldırıların nereden kaynaklandığı ve kimlerden teşvik gördüğü de ortada iken, Bediüzzaman, “İstikbalde gelecek nefret ve tahkirden sakınmak için, ‘Tuh o asrın gayretsiz adamlarına!’ denildiği zaman yüzümüze tükürükleri gelmemek için veyahut silmek için yazılmıştır[1] diyerek, saldırıya uğrayan iman esaslarını savunan bahisler telif ediyor ve bunlara Risale-i Nur Külliyatının içinde yer ayırıyordu.

[Devam edecek]

[1] A.g.e., 554.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın