Ana sayfa İlahiyat Kadınlar camiye

Kadınlar camiye

257
0

BÜŞRA KARACA

Bir kaç gün önce Sema hanım’ın Kadınların çalışmasıyla ilgili yazısının altındaki yorumları okurken arada kısaca geçen kadının camiye gitmesi konusuna gözüm takıldı. Bu konu daha önce sitede tartışıldı yazıyordu.

Yıllardır benim için çok mühim olan, Diyanet gündeme getirmeden önce de kalbimde sızısını hissettiğim bu konudaki fikirleri merak ettim.

Neden kadınlar olarak AVM’de, çarşıda, vapurda, okulda, üniversitede, restoranda, piknikte, markette her yerde varız da camide yokuz, cuma namazından bayram namazından mahrumuz diye üzülürdüm. Bu kaygım, erkeklerden ne eksiğimiz var her yerde olmalıyız anlamında saçma bir hevesten değildi.

Biz neden bayram namazı hutbesinde “ve kebbirhu tekbira” sadalarıyla Rabbimizin uluhiyetinin azametinin en yoğun hissedileceği mübarek vakitte, tefekkürler ve ulvi duygularla hemhal olamıyoruz şeklindeydi.

Evde bayram namazından gelecek kocalara kahvaltı hazırlamak gibi sonraya bırakılabilecek boş bir işle meşgulüz, acaba neden böyle bir kültür yerleşmiş biz Türklerde diye hüzünlenmekteydim.

İslam aleminde yaygın uygulama bu değil.

Neyse, o yazıyı aradım buldum. Sanırım bu sitedeki “Evden Camiye” yazısı imiş. Altındaki yorumları okudum.

Kadının camiye gitmesine karşı çıkanların en büyük sebebi, kadının fitne unsuru olması imiş.

Ümit Şimşek’in yakınlarda okuduğum bir yazısında bu kaygı sahiplerine cevap niteliğinde çok önemli hususlar var:

Kaldı ki, Resulullah zamanında da, kadınların mescide gelmesinden doğan problemler görülebiliyordu. Kütüb-i Sitte’nin üçünde yer alan sahih bir rivayette, İbni Abbas (r.a.), Resulullahın arkasında namaz kılan çok güzel bir kadından söz eder. Cemaatin bir kısmı bu kadını görmemek için ön safta bulunmaya gayret ederken, bazı insanlar da en arka safta kalır, namazda rükûa eğildikleri zaman koltuklarının altından o kadına bakarlardı. (Tirmizî, Tefsir: 15; Nesâî, İmâme: 62; İbni Mâce, İkame: 68.)

Resulullahın arkasında namaz kılanların arasında yeni Müslüman olmuş bedevîlerden tutun, münafıklara kadar her çeşit insanın bulunduğunu dikkate alırsak—mescide bevl eden adamı hatırlayalım!—bu hadisenin çok garipsenecek birşey olmadığı sonucuna varmakta zorlanmayız. Kıssadan çıkaracağımız en önemli hisse ise, bu vak’anın herhangi bir yasaklamaya yol açmamış olmasıdır. Bizim zamanımızda cereyan ettiği takdirde kadınların ebediyen camilere yaklaşmaması sonucunu doğurabilecek olan böyle bir suiistimal, Resulullahın zamanında hiçbir yasaklama ve kısıtlama sebebi olmamıştır; buraya dikkat gerekir!

Bu, trafik kaidelerini belirledikten sonra bu kaideler çerçevesinde trafiği serbest bırakmaktan farklı birşey değildir. Kadınların camilere gelmeleri de zaten tesettüre riayet etmek, koku sürünmemek, erkeklerle aynı safta durmamak gibi şartlara bağlanmıştır. Bunlar, mahzurları bütünüyle kaldırmasa da asgarîye indirecek şartlardır. Bu şartlar altında dahi suiistimal yoluna sapacak olan olursa, o da Allah katında büyük bir sorumluluğun altına girmiş olur; fakat bu tür münferit olaylar yüzünden büyük çoğunluk bir haktan yahut nimetten mahrum bırakılmaz.

Böyle mahzurların önüne geçmek için yapılacak şey, Allah’ın ve Resulünün koyduğu şartlara uyulmasını titizlikle gözetmekten ibarettir; yoksa Allah ve Resulü tarafından konulmamış bir yasağı, eksik bırakılmış bir iş gibi görerek ihdas etmek değildir. Şunu unutmamak gerekir ki, kadınların camilere gelmesi halinde ortaya çıkacağı varsayılan bir mevhum mahzur var ise, Allah’ın ve Resulünün koymadığı bir yasağı ihdas etmenin çok daha büyük ve muhakkak mahzurları vardır.

http://www.sondevir.com/?aType=yazarHaber&ArticleID=4129

Ümit Şimşek’in konuyla ilgili diğer bir yazısı da

http://www.sondevir.com/?aType=yazarHaber&ArticleID=4197   burada. Mutlaka okuyun diyorum.

Yorumlarda okuduğum bir diğer gerekçe de Bediüzzaman Said Nursi’nin Lemaat eserindeki, “Kadınlar Yuvalarından Çıkıp Beşeri Yoldan Çıkarmış, Yuvalarına Dönmeli” başlıklı kısımdı.

Bu başlık altında yazılan metinden de bu başlıktan da, kadınlar camiye gitmesin sonucu çıkarmak, öncelikle eserlerini okuduğumuz alime karşı bizi vebal altında bırakacaktır diye düşünüyorum.

Kadınların beşeri nasıl ve nerelerde yoldan çıkardığı belli iken, Resulullah’ın yasaklamadığı bir konuda, “kendi fikrimize bir alimin sözünü dayanak yapmak” bilemiyorum neyle açıklanabilir. Kadınlar yuvalarına dönsün beşeri yoldan çıkarmasın sözünü, camiye bile gitmesinler diye anlamak için kırk takla atmak gerek. Sizi duyan, “Bediüzzaman kadınlar hiçbirşey için asla evden çıkmasın” demiş zannedecek.

Ben asıl önemli bulduğum mevzulara gelmek istiyorum:

Biz kadınların camiye gitmeye ne ihtiyacımız var?

Yıllar önce Mekke’de bir bayram sabahı, kadınların ellerinden tutmuş çocuklarla birlikte, yanlarında eşleriyle bayram namazına gittiklerini gördüğümde çok etkilenmiştim.

Aileler, sokaklardan sel gibi akarak orta yerdeki Mescid-i Haram’a gidiyorlardı.

Ne güzel dedim. Gözlerim doldu.

Namaz hep beraber kılınıyor, hutbe dinleniyor. Allahu Ekber Kebira sesleriyle top atılıyor.

Bayram günlerinde Rabbimizin uluhiyeti, rububiyeti, kibriyası, azameti, celali hissedilir.

Bu kelimeleri hiç duyamayan ami bir müslüman bile, o ortamda duygularıyla bu manaları az da olsa hisseder.

Kadınlar da bu muhteşem, ve hayatın rutinini durdurup, yüzümüzü Rabbimize ve ahirete çeviren manzaradan nasiplerini alıyorlar İslam aleminde.

Benim ülkemin kadınları içinse, bayram öncelikle bayram temizliği demek. Sonra bayram tatlısı hazırlamak, dolma sarmak börek yapmak demek.

Sonra bayramın o en mübarek vaktinde, erkeklerin bayram namazında olduğu vakitte, canı çıkarcasına, şöyle kızartmalı börekli ağır bir bayram kahvaltısı hazırlamak demek. Bizde bayram sabahı bile hayatın rutini durmuyor. Ne yazık.

Zaten bizim ülkemizde bir çok kadın kadınların bayram namazı kılabildiğini bile bilmiyor…

Ümit Şimşek’in linkini verdiğim yazısında kadın cehaletine örnekler var. Aslında camiler kadınların cehaletinin izale edilebileceği en uygun yerler.

Ya Cuma namazları?

Cuma namazlarını camide kıldığımızda da, bir çok kadın kadınların Cuma namazı kılabileceğini bilmediğinden 10 rekat öğlen namazı kılıyor. Cumanın sevabından mahrum kalıyor.

Mekke’de, “Kadınlar Cuma’ya gitmez” anlayışından dolayı Cuma günleri bizim hanımların otelde çamaşır yıkama kurutma ve muhabbet günüydü. Şimdi Diyanetin bilinçlendirmeleri ile belki durum değişmiştir bilmiyorum.

Günlerin en hayırlısında, duanın en makbul olduğu vakitte, camiye gidip tanımadığımız insanlarla saf olmak, kalplerin yumuşamasına vesile dualara amin demek, hutbe dinlemek, oradaki ihlaslı insanları dualarımıza vesile yapıp manevi bir halet yaşamak..

Bunların nesi kötüdür anlamıyorum. Kadınlar bölümü zaten ayrı. Evet mekan küçük olduğu için, Cumada kadınlar bölümünde de erkeklerin namaz kıldığı camiler var. Biz de büyük camilere gideriz korkmayın.

Zaten istesek de erkekler gibi her hafta gidemeyiz. Ben bu kadar camiye gitmeyi savunan biri olarak ayda bir kere Cuma’ya gitme kararı alsam onu bile uygulamada zorlanırım. En son Cuma namazını Ramazan’ın başında kılmıştım yanlış hatırlamıyorsam.

Hem ağaç sevgisi, diş fırçalama gibi diyanetin Türkçe bildirilerine neden o kadar takılıyoruz. Hutbenin hiç değişmeyen Arapça metnini kalbimizin kulağıyla dinlemeye yoğunlaşmak da bir seçenek. Ki ben o kısmı çok seviyorum.

Ya vakit namazları?

Bazı erkekler şöyle mi sanıyorlar acaba, vakit namazlarını camide kılmaya başlarsak 5 vakit camiden çıkmayız. Hepimiz birden doluşup dır dır vır vır, ortalığı perişan ederiz.

İşimiz gücümüz var bizim de. Bazı namazlarımı camide kılayım diye niyet eden bir kadın, haftanın bir iki günü, günde bir vakit ancak ya gider ya gidemez.

Bir kere namazı camide cemaatle kılmak, vaktinde kılma alışkanlığına sebep oluyor. Bugün öğlen namazımı camide kılayım, evde işten güçten vakti geçirip son ana bırakabiliyorum, hem dünya meşgalesine biraz ara verip cemaat sevabına dahil olayım diye niyet etmenin nesi kötü?

Ya da sıkılıp bunaldığımız zamanlar, hayatın zorluklarından usandığımız dönemlerde bir vakit namazı camide kılıp ferahlamak, Allah’ın evinde dua etmek medet istemek ne büyük ihtiyaç. Sıkıntıları unutmak için kendimizi dizilere verip kafa dağıtmaya çalışmaktan daha hayırlı olduğu da kesin.

Yaşadığımız mahallede oturduğumuz apartman ya da komşu bir kaç apartman dışında çoğu hanımla tanışmıyoruz. Vakit namazlarında o muhitin namaz kılan üstelik namazı camide kılmaya çalışan hanımları birbiriyle tanışsa, görüşse; çok hayırlara vesile olacak arkadaşlıklar gelişecektir.

Sadece namaz için değil.

Namaz kılmak için olmasa da, vaaz, sohbet, önemli konuları konuşma gibi şeyler için cami bir toplanma yeri imiş Resulullah zamanında. İnsanların namaz dışında sessiz, gergin ve soğuk soğuk kimseyle konuşmadan durması için bir yer olmadığını hadislerden öğreniyoruz.

Kadının camiye gitmesi, hem cehaletten kurtulması için lazım. Hem de AVM’yle, çarşı pazarla, TV’yle karşılamaya çalışıp, karşılanmayınca asabi ve ümitsiz olmaya sebep olan manevi ihtiyaçları için çok lazım diye düşünüyorum.

Umarım Diyanet kadınların ve erkeklerin rahatı için gerekli düzenlemeleri yapar da, kadınları camilerde daha sık görürüz. Kendi mutluluklarına ve dolayısıyla ailelerinin, çocuklarının, kocalarının mutluluğuna huzuruna sebep olacak şekilde.

www.annenotlari.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın