Ana sayfa Tefekkür Güncel Küçük insanların büyük kibirleri

Küçük insanların büyük kibirleri

118
7

İnsanlar gibi, insan topluluklarının da gerçek kişilikleri, (1) güç şartlar altında, (2) menfaatlerine dokunulduğu zaman ortaya çıkar.

Kendisini yıllarca hoşgörü cemaati olarak tanıtan ve örnek insanlar yetiştirmekle övünen bir topluluğun gerçek kişiliği, 28 Şubat’ın güç şartları altında ortaya çıkmıştı.

Dershanelerine dokunulmasıyla başlayan süreçte ise, bu gerçek, hiçbir tevile ihtiyaç bırakmayacak ve onlara en ziyade hüsnüzan besleyenlerin dahi muhabbetini nefrete çevirecek bir açıklıkla kendisini tescil ettirdi.

Cemaat kaçınılmaz âkıbete doğru yaklaştıkça, bu geri çevrilmesi imkânsız süreç de ivme kazanıyor ve hergün yeni vak’alar doğuruyor. Ve kamuoyu, hemen hergün cemaat finolarından birinin devlet büyüklerine karşı hırlayışına şahit oluyor.

“Bu öfke, bu kin, bu husumet, bu kibir nereden geliyor?” diye soracak olursanız:

Aldıkları dersten ve ders aldıkları hocadan geliyor.

Yıllardır eriştikleri dünya menfaatlerinin şaşaası altında başları iyice dönmüş bulunan bu küçük insanların cemaati, dünyada kendilerinden büyük bir kişi veya topluluğun olamayacağına tam bir Haşhaşî safdilliğiyle inandırılmıştı. Böyle bir kibir altında büyüdüklerini sanırken, hayat, onları bir anda küçüldükleri, güçsüzleştikleri ve değersizleştikleri gerçeğiyle karşı karşıya getiriverdi.

Fakat bu gerçek onların akıllarını başlarına getirmedi, bilâkis daha da fazla “büyüklük” gösterileriyle daha hızlı küçülmelerini ve insanların gözünde küçük düşmelerini netice verdi. Hocalarının bir ara kamuoyu yoklamalarında hayli yüksek olan popülerliği, bebek katili Apo’nun bile gerisine düşmüş bulunuyor; öylesine kibirli bir cemaatin böyle bir gerçeği hazmetmesi kolay mıdır?

Bu hazımsızlığı, hergün artan bir kin ve öfke şeklinde, hocalarının ve cemaatin söz ve hareketlerinde okuyoruz. “Niçin Tayyip diyorlar?” başlıklı haberimize eklenen bir yorumda gönderme yapılan 466. Herkülnağmeyi, özellikle 15-16. dakikalar ile civarını bir dinleyiniz: Bir zamanların hoşgörü şampiyonu vaizefendinin bütün zerreleriyle kibir, azamet, kin, gayz, husumet, nefret saçtığına şahit olacaksınız. Hoşgörü ve muhabbet kahramanı vaizimiz, en nihayet, Nef’i’nin mısralarındaki “Kelp Tahirdir” ifadesini, müritlerine “Kelp Tayyiptir” şeklinde okumayı tavsiye ediyor. (Gerçi bu arada şiiri de yalan yanlış okuyor, ayrıca “Tayyip” kelimesini telâffuz etmeden anlamını vermekle yetiniyor ve gerisini müritlerinin parlak zekâsına bırakıyor!)

***

Bu kin, bu husumet bir anda ortaya çıkmadı. Yıllardır yapmacık bir tevazu ve muhabbet maskesi ardında gizlenen bu gerçek duygular, yaralanmış bir kibirden, ayaklar altında un ufak olmuş bir azamet tasavvurundan fışkırıyor:

Öyle bir kibir ki, zekâtını yeryüzü ahalisi arasında taksim edecek olsanız herkesin bir firavun kesilmesi işten bile değildir. İspatı mı?

İşte, kendi boyunu ve bir adım ötedeki âkıbetini görmekten âciz bir cemaat memurunun Cumhurbaşkanına “Adam gibi git” diye büyüklük taslamaya kalkışı! Bir ağaç hakkında hüküm vermek için onun meyvelerinden birine bakmak kâfi gelmez mi?

Kıssadan hisse:

İnsanlar (ve insan toplulukları) küçüldükçe kibirleri büyüyor. Ne kadar kibir, o kadar küçüklük. Veya ne kadar küçüklük, o kadar kibir. Formül işte böyle!

7 YORUMLAR

  1. Paralel yapıyla ilgili gercekleri çok önceden gorebilseydim….
    Siteniz deki bütün paylasımlar icin teşekkürler……

  2. Paralel yapıyla ilgili gerçekleri görmek için biraz zaman, tarafsızlık ve basiret gerekiyor. Bilgi gerekiyor, konsantrasyon gerekiyor. “Hop!” deyince her şey bir anda farkedilmiyor…

  3. Aynı kişi aynı sohbette hem “Terbiyesizliğe terbiyesizlikle mukabele etmeyin. Allah Hazreti Musa’ya Firavun’la bile yumuşaklıkla konuşmasını emrediyor. Misliyle mukabele, kaide-i zalimanedir. İlla bir şey diyeceksiniz hidayet dileyin.” diyor, hem de hakaretleri yağdırıyor: “Yılanlar, çıyanlar, sırtlanlar, densizler!” Hatta hızını alamayıp “Kelb tahirdir”i “kelb tayyibdir”e çeviriyor. Fakat “Bu ne yaman tezattır!” demek müritlerinin akıllarından bile geçmiyor!
    Sanki adam üstü kapalı konuşmakla, ima etmekle, isim vermemekle, “başkası olsa şöyle diyebilirdi” vesaire parantezlerine almakla hakaretin hakaret olmaktan çıkacağına inanıyor! Allah’ın kaş göz işaretiyle bile alay etmeyi yasakladığından haberi yok mu bu pek alim zatın?
    Üstelik adam onların sözde en büyüğü, en alimi, galaktik imamı!
    Bunların gerçek yüzünü bize gösteren Allah’a şükürler olsun! Çok büyük badire atlatmışız!

  4. Paralel örgütün gizli ve dehşetli bir yüzü var. O yüzü görebilmek için bilgi ve feraset gerekiyor.

  5. Kendine günde 40 öğün Kıtmir diyen bir insanda kibir olabilir mi? Hem de nasıl olur! Zira ayinesi iştir kişinin! “Ben Kıtmir’im” diyor ama sonrasında akla ziyan keramet imalarında bulunuyor! Yok Resulullah temessül buyurup Türkiye’yi buna vermiş, yok okul arsasını incelerken geçmiş asırların evliyalarıyla görüşmüş, yok Özal öldüğünde ruhu kuş olup penceresini tıklatmış! Üstelik bunlar bir şekilde sızıp bize aksedenler! Aksetmeyen daha neler vardır Allah bilir!
    Bir de, Erdoğan’ın haşhaşi demesine çok bozulmuş, ikide bir şikayet ediyor! Madem o kadar mütevazısın, niye bu kadar bozuluyon? Hem yanlış anlamışsın, Erdoğan sana haşhaşi demedi, zira sen haşhaşı kullanan değil sunansın! Bendelerin haşhaşi, sense Hasan Sabbah’sın!

  6. Hakkı batılan, iman mesleğini nifak mesleğinden temyiz etmek, ancak ilim ve nazar ile olur. – Bediüzzaman

  7. Hakkı batıldan, iman mesleğini nifak mesleğinden temyiz etmek, ancak ilim ve nazar ile olur. – Bediüzzaman

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın