Ana sayfa Risale-i Nur Nur Mesleği Muzaaf hıyanetin diğer adı: “Zübeyrî (!) çizgi”

Muzaaf hıyanetin diğer adı: “Zübeyrî (!) çizgi”

96
3

Bir mesleği ana kaynaklarında mevcut olmayan tabirlerle açıklama çabaları daima bir problemin habercisi olmuştur. Kur’ân’ın inişinden on dört asır sonra piyasaya sürülen “Kur’ân İslâmı” sloganının ardında nelerin saklandığını şimdi hepimiz biliyor ve görüyoruz. Oysa ilk işitildiğinde bu söz kulağa ne kadar masum ve makul geliyordu! Bu dinin tartışılmaz kaynağı olan Allah kelâmı Kur’ân’a dayanan bir İslâm fikrine kim nasıl karşı çıkabilirdi ki? Fakat daha önceki yüzyıllar boyunca hiç telâffuz edilmemiş olan bu isim, âniden İlâhî bir ilham neticesi olarak birilerinin aklına düşmüş değildi. Birisinin elinde pazarlanacak birşeyler vardı, ama bunu Müslüman mahallesinde satışa sunabilmek için bir de etikete ihtiyaç vardı. Nitekim kimin ne olduğu anlaşılıncaya kadar pek çokları bu malı bu etiket altında aldı ve kullandı, hâlâ da kullanmaya devam edenler var.

***

Risale-i Nur gibi manevî tavzife dayanan ve bütün esasları, Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman tarafından net ve kesin bir surette tesis edilerek arkadan gelenlere miras bırakılmış bulunan bir meslek içinde de farklı zihniyetleri pazarlamak isteyenler her zaman var olageldi ve bunlar, bu hizmetin bünyesine yabancı olan birtakım düşünce ve metodları, mûnis görünümlü tabirler altında saklayarak Nur talebelerine yutturmaya çalıştılar. “Zübeyrî çizgi” adıyla cemaat içinde sergilenen maskaralıklar, bu teşebbüslerin canlı bir örneğini teşkil ediyor.

Zübeyrî çizgi” Risale-i Nur’un bir ıstılahı mıdır?

Hayır.

Üstad’dan böyle bir tabir işitilmiş midir?

Hayır.

Bu isimle kendisine atıfta bulunulan Zübeyir Gündüzalp böyle bir tabiri kullanmış mıdır?

Hayır.

Üstad’ın talebelerinden böyle bir tabir sudur etmiş midir?

Hayır.

Üstad’ın diğer talebelerine buna benzer başka tabirler (meselâ Sungurî çizgi, Tahirî çizgi, Bayramî çizgi gibi) yakıştırılmış mıdır?

Hayır.

Peki, bu “çizgi”nin sahibi olduğu iddia edilen Zübeyir Gündüzalp’in, Üstad’ın diğer talebelerinden farklı olarak, gerçekten kendisine has böyle bir çizgisi var mıdır?

Hayır. Hayır. Hayır.

***

Eğer bir çizgiden bahsedilecekse, Zübeyir Gündüzalp’in de, Üstad’ın diğer talebelerinin de tek ve ortak bir çizgisi vardır, o da Risale-i Nur çizgisidir. Üstad Bediüzzaman yanında yetiştirdiği ve vâris olarak tayin ettiği talebelerine bu dosdoğru çizgiyi ders vermiş ve onları bu çizginin güvenilir bekçileri olarak arkasında bırakmış; onlar da Üstadlarının kendilerine tevdi ettiği bu emaneti tam bir liyakat ve sadakatle taşıyarak bugünlere ulaştırmışlardır. Zaten onlar İlâhî kaderin böyle bir dâvâyı omuzlamaya lâyık görerek Bediüzzaman’a arkadaş yaptığı kimselerdi.

Lâkin sonradan zuhur eden ve bu dâvâyı herkesten iyi yöneteceğini düşünen büyüklüğü kendinden menkul adamlar, kaderin bu tayinine razı olmadılar. Üstad’ın “Zannederdim ki, ben gittikten sonra, burada benim yerimde, bana ettikleri hürmeti onlara edecekler; bunlara ilişmek doğrudan doğruya bana ilişmektir” sözleriyle hukuklarını savunduğu talebelerini tenkitlerle, küçük düşürücü tanımlamalarla, tezyif ve tahkirlerle, boylarını kat kat aşan meydan okumalar ve edepsizliklerle birer birer eleyip kendilerince çürüttüler. Fakat onların hepsini birden çürütmek kendilerinin inanılırlıklarını bütünüyle ortadan kaldıracağı için, Üstad’ın talebelerinden bir tanesini, Zübeyir Gündüzalp’i onlardan ayırdılar ve akıllarınca kendilerine sakladılar. Lâkin kendi sefil siyasetlerini Zübeyir Ağabeye mal etmek için ondan nakledilebilecek bir söz, bir delil, bir vak’a yoktu; bu iş hatıra uydurmakla da baş edilebilecek kadar basit bir mesele değildi. İşte bu açığı genel bir isimlendirme ile, “Zübeyrî çizgi” adı altında örterek sapık fikirlerini bu etiket altında Nur talebelerine pazarlamak istediler.

***

Risale-i Nur’un hizmetini muvakkat dünya cereyanlarının menfaatlerine tâbi kıldılar, bunun adına “Zübeyrî çizgi” dediler.

Kendi partizanlıklarına âlet olmayan kardeşlerine her türlü yaftayı yapıştırdılar, buna “Zübeyrî çizgi” dediler.

Üstad’ın bütün hayatı boyunca takip ettiği ideali gerçekleşip de devlet Risale-i Nur’a sahip çıktığında, Üstad’ın vasiyetini engellemek için “Risale-i Nur yasaklanıyor” yaygarasıyla yeri göğü inlettiler, buna “Zübeyrî çizgi” dediler.

Çıkarları kendi çıkarlarıyla örtüşenlerin peşine takılmakta ve onların en âdilerine yardakçılık etmekte bir beis görmediler, bunun da adına “Zübeyrî çizgi” dediler.

“Allah için muhabbet, Allah için buğz” düsturunu terk edip “siyaset için muhabbet, siyaset uğruna husumet” ilkesini benimsediler, buna “Zübeyrî çizgi” dediler.

Hangi nifak çetesinden menfaat gördülerse peşine takıldılar. Hangi din düşmanı, hangi vatan haini onların siyasî hasımları olan ehl-i İslâm’a karşı bir duruş sergilediyse alkışladılar, savundular, desteklediler. Kinlerini Müslümanlara saklayıp muhabbetlerini cömertçe Allah’ın düşmanlarına dağıttılar. Bu çanak yalayıcılığın adına da “Zübeyrî çizgi” dediler.

Dedeleri yaşındaki edep ve fazilet timsali Üstad yadigârlarını edepsizlikle suçlayıp onlara edep dersi vermeye yeltenecek kadar çukurlaştılar, bu hayâsızlığın adına da “Zübeyrî çizgi” dediler.

Şeytana melek deyip  rahmet okudular, meleğe şeytan deyip lânet okudular, yine “Zübeyrî çizgi” dediler.

Onların lügatinde “Zübeyrî çizgi” her türlü mel’anetin üzerini örten bir yorgan oldu.

Bu suretle, sadece Risale-i Nur mesleğine ihanet etmekle kalmadılar, aynı zamanda, bu ihaneti Zübeyir Gündüzalp gibi bir Nur kahramanına yakıştırmak suretiyle, o aziz insanın hatırasına da hıyanet ettiler.

***

Evet, Zübeyir Gündüzalp, bütün ömrünü Risale-i Nur hizmetinin sıhhat ve istikameti için feda etmiş emsalsiz bir Nur kahramanı idi.

Ama o istikamet ve sadakat mücadelesini Üstad’ın diğer talebelerine karşı vermedi.

Onun mücadelesi, bu hizmete dışarıdan birtakım cereyanları aşılamak ve bu hizmeti bazı firavunmeşrep şahısların menfaatlerine tâbi kılmak isteyen hıyanet erbabına karşı idi:

Tıpkı Üstad’ın diğer talebe ve vârislerinin yaptıkları ve halen yapmakta oldukları gibi.

3 YORUMLAR

  1. Selam ve dua ile
    Yazınızı okurken tıpkı senelerden beri hakikatlara karşı irili ufaklı yapılmak istenen tecavüzlerin en dehşetli olanıki “Bir şey daha kaldı, en tehlikelisi odurki” diye başladığı Üstadımızın ikaz mektubunda apaçık uyarıp beyan ettiği tehlikenin bizzatih vuku bulmasıdırki, o günlerde döktüğüm gözyaşları ve bir yandanda bu olanlara karşı içimden geçenleri ve gelişen süreçtede devam eden ihanetin tırmanmaya çalıştığı her anı bu kadar güzel içimdeki birikimi dile getirrmeniz beni bu sefer rahatlatan ferahlatan göz yaşlarına dönüşmesiki ifade edemiyorum, Allah cc. ebeden tüm hakikat yolunda, hakikattan asla taviz vermeden devam eden kardeşlerimizden ve sizlerden ebeden razı olsun… Bizler biliyoruzki hak daim galibdir galib olacaktır, bizlerin Allah cc. den başka hiçbir şeyden korkumuz asla yoktur, bizim tek endişemiz, gayemiz sırf rızayi ilahi olduğundan vazifemizi bize bildirildiği gibi yapmakta kusur etmekten korkmak çekinmektir. Onların meslekleri icabı herşeyi adeta mübah sayarcasına yapamicakları hiç birşey yokmuşcasına, sınırsız fenalıklar karşısında, yinede bizlerin Kur’ani hükümlerin belirlediği çizgide sabırla hareket etmek düsturudurki mesleğimizin esaslarındandır… Rabbim biran

  2. Rabbim bir an evvel bu fitneleri bertaraf eylesin, bunları yapanlara birdaha asla fırsat vermesin, bizlerede davamızı daha iyi anlamayı yaşamayı ve muhtaç gönüllere hizmet düsturları içerisinde ulaştırmayı nasib eylesin…. Amin

    Yâ Rabbî ve yâ Rabb-es Semavati Ve-l Aradîn! Yâ Hâlıkî ve yâ Hâlık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilatıyla ve bütün mahlukatı bütün keyfiyatıyla teshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana müsahhar eyle! Ve matlubumu bana müsahhar kıl! Kur’ana ve imana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nur’a müsahhar yap! Ve bana ve ihvanıma iman-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver. Hazret-i Musa Aleyhisselâm’a denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm’a ateşi ve Hazret-i Davud Aleyhisselâm’a dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’a cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a Şems ve Kamer’i teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur’a kalbleri ve akılları müsahhar kıl!.. Ve beni ve Risale-i Nur talebelerini, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennet-ül Firdevs’te mes’ud kıl! Âmîn, Âmîn, Âmîn.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın