Ana sayfa Tefekkür Güncel Patlıcanlarımız, haberlerimiz ve baharlarımız

Patlıcanlarımız, haberlerimiz ve baharlarımız

Bir TV haber sunucusunun bağıra çağıra şöyle bir haber sunduğunu hayal edebiliyor musunuz: “Sayın seyirciler, İstanbul bu sabah papatya ve sarıçiçekler arasında uyandı!”

215
1

ÜMİT ŞİMŞEK

Büyük haber, çoğu zaman olduğu gibi, bugünlerde de sessizce hayatımıza giriyor. Fakat gerek onun sessizliği, gerekse bizim haberleri yanlış yerde arama alışkanlığımız yüzünden, çoğumuz bu haberin farkında bile değiliz. Yahut farkında olsak da ona haber değeri vermiyoruz.

Haberin büyüğü şu:

Bahar geliyor!

Küçük haberlere gelince, onlar da hergün haber diye izlediğimiz ve okuduğumuz şeyler. Fakat tersine dönen bir dünyada büyüğe küçük, küçüğe büyük demek, ayıplanmak bir yana dursun, hayatın temel gerçeklerinden biri olarak kabul görüyor. Onun için, ömrümüzün kimbilir kaç senesine tekabül eden miktarını haber kılığına bürünmüş faydasız bilgi yığınlarını öğrenip unutmak için harcıyoruz.

Dikkat ederseniz, bizim haber saydığımız olayların tamamına yakın kısmı, bizimle doğrudan ilgili değildir. Bu hüküm mübalâğalı görünüyorsa, açın herhangi bir haber sitesini, giriş sayfasındaki düzinelerce haber hakkında tek tek şu iki soruyu sorun kendinize:

  • Bunun benimle doğrudan bir ilgisi var mı?
  • Bunu bilmek bana ne kazandırır, bilmemek ne kaybettirir?

Baharın gelişi ise, hepimizi doğrudan ilgilendiren mühim bir hadisedir; ona hangi gözle bakarsak bakalım, her birimiz üzerinde onun mutlaka bir tesiri vardır. Onun hakkında öğreneceğimiz şeylerin ise bize faydası dokunabilir; bu tamamen bizim konuya yaklaşma tarzımıza bağlıdır. Onun için, bir bahar mevsiminin başlangıcında, baharın kendisi kadar bizim için haber değeri taşıyacak bir gelişme düşünmek zordur. Fakat haberlerin bağırarak satıldığı bir ülkede bahar mevsiminin gelişini bir haber olarak sunmak ondan daha da zordur.

***

Bir TV haber sunucusunun bağıra çağıra şöyle bir haber sunduğunu hayal edebiliyor musunuz:

“Sayın seyirciler, İstanbul bu sabah papatya ve sarıçiçekler arasında uyandı!”

Fakat iki katlı ahşap bir binada çıkan yangını, nezle görmemiş bir TV sunucusu  “İstanbul bu sabah alevler içinde uyandı!” diye bağırarak duyurduğunda bunu hiç yadırgamıyoruz. Hattâ, kaç milyonuncu sefer kandırılacağımızı bile bile bu haberi sonuna kadar merakla izlemekten de kendimizi alamıyoruz.

Kabul edelim veya etmeyelim, bizim bir habere gösterdiğimiz ilgi, onun sunuluşundaki bağırtı indeksiyle doğrudan ilgilidir. Fakat bazı haberler vardır ki bağırarak satılmaz; bazıları da bağırmadan satılmaz. Basit bir ahşap ev yangınını bütün İstanbul’u tehdit eden bir felâket gibi sunmazsanız size kim kulak verir? Buna karşılık, bahar gibi hadiseler de sessizce gelirler ve fark edilmek için sükûnet isterler.

Hergün gelip geçtiğimiz yollarda, gözümüzün önünde, ayağımızın altında cereyan eden ve bir bahar mevsiminin inşasıyla sonuçlanan faaliyetler eğer bizim yaptığımız gibi çevreye rahatsızlık verecek şekilde cereyan etseydi, günün hiçbir saatinde biz kafa dinleyecek bir yer bulamazdık. Başımızın üzerinde sessizce uçan kuş filolarına dönüp bakmayız; ama kaba ve hantal bir helikopter tek başına hepimizin dikkatini gürültüsüyle üzerinde toplar. Güneş her saniye yüz milyonlarca ton hidrojen bombasının enerjisiyle dünyayı ısıtır ve aydınlatır; fakat sessizce doğup battığı için o da dikkatimizi çekmez.

Aslında bu faaliyetlerden hiçbirinin sessizlik içinde cereyan ettiğini söyleyemeyiz. Hareketin olduğu her yerde ses vardır. Fakat Yaratan o seslerin çoğunu bizim işitme sınırımızın dışında bırakmak, bir kısmına da (Güneşte olduğu gibi) uzay kapılarını kapatarak bize ulaşmasını engellemek suretiyle bize bu gezegen üzerinde huzur ve sükûn içinde bir yaşama alanı hazırlamıştır. Lâkin biz sessiz ortamları gürültüye boğuyor, sükûnetten kaçıp gürültüye müşteri oluyoruz. Baharın cazibesi ise ancak sükûnetli ortamlarda hissedilebildiği için, bu mevsimin bize anlattıklarını anlayabilmek hiç kolay olmuyor.

Belki de baharın gelişini gürültülü haber ortamları yerine mahalle pazarlarında anlatmayı denemek daha mantıklı olabilir. Avrupa Birliğine uyum tedbirleri içinde, mahalle pazarlarında bağırarak satış yapma yasağı da yok muydu? AB sayesinde artık bağırarak patlıcan satamıyoruz, ama bağırarak haber satmayı yasaklayan bir kanun henüz yok. Eğer patlıcanlarımızın eriştiği medeniyet seviyesini bir gün haber bültenlerimiz de yakalayacak olursa, işte o zaman baharı anlatan haberleri de televizyonlarımızda zevkle izleme imkânına kavuşuruz.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın