Ana sayfa Kültür-sanat Doğru okuyup doğru konuşalım “Tanrı” ismi nerede kullanılır, nerede kullanılmaz?

“Tanrı” ismi nerede kullanılır, nerede kullanılmaz?

83
1

“Tanrı” isminin kullanılması konusunda bazı noktalara açıklık getirmek zarureti zaman zaman kendisini hissettiriyor. Mümkün mertebe ayrıntıya girmeden, meseleyi vuzuha kavuşturacak ve yanlış anlamaların önüne geçecek bazı hususları maddeler halinde belirtmeye çalışacağız.

Allah’ın isimleri
  1. Allah’ın isimleri, birçok rivayeti bulunan bir hadis-i şerifte 99 olarak geçmiştir; ancak bu rakamın sınırlayıcı mânâ ifade etmediği konusunda âlimlerimiz ittifak etmişlerdir. Zaten bu hadis-i şerifin rivayetlerinden sadece ikisinde (Tirmizî, Daavât: 82; İbni Mâce, Duâ: 10) isim listesi yer almakta, bu listeler arasında da bazı isimler farklılık göstermekte, neticede her iki listenin toplam isim sayısı 125’e çıkmaktadır.
  2. Kur’ân-ı Kerimde geçen ve bu hadis-i şerifte yer almayan isimlerle birlikte, sayı bunun da ötesine geçmektedir. Hattâ, Kur’ân’da Allah’a izafeten kullanılan fiillerden türetilen isimlerle birlikte bu rakamı 300 ve 500 seviyelerine çıkaranlar da vardır.
  3. Esmâ-i Hüsnâ hadisinden daha başka hadislerde ve Peygamberimizden rivayet edilen dualarda geçen isimler de eklendiğinde, bu rakam daha da yükselmektedir.
Tevkifî mi, değil mi?
  1. Bir kısım âlimlerimiz, Allah’ın isimlerinin tevkifî olduğu, yani vahiyle bildirilmeyen isimleri Allah hakkında kullanmanın caiz olmadığı kanaatindedirler. Ancak genel kabul, ulûhiyet makamının yüceliğine ters düşmeyen ve herhangi  bir noksan sıfat çağrıştırmayan kavramlarla Allah’ın nitelenmesinde bir sakınca olmadığı şeklindedir.Nitekim birçok İslâm âliminin eserlerinde bunun örnekleri görülür ki, Risale-i Nur Külliyatı bu bakımdan hayli zengin bir kaynaktır. Akaid âlimi Bekir Topaloğlu, “tevkif ilkesini benimseyenlerin bile kendi eserlerinde bu ilkeye uymadıklarını”söyler ve “Böylece, Esmâ-i Hüsnânın tevkifî olmadığı yönünde fiilî bir icmâın oluştuğunu” bildirir.
Ayırt edilmesi gereken nokta
  1. Şu kadar var ki, Allah’ın alem ismi, yani zâtının ismi, Allah’tır. Esmâ-i Hüsnâ da dahil olmak üzere, hiçbir isim, Allah ismini kaldırıp onun yerine ikame edilecek şekilde kullanılamaz. Allah’ı bir isim ve sıfatla anmak veya nitelemek başka şey, Onun zâtî ismini değiştirmek başka birşeydir. Nitekim insanları da çeşitli ünvanlarıyla anabilirsiniz; fakat bu ünvanlardan hiçbirini, onun özel ismini yürürlükten kaldırarak onun yerine geçecek bir şekilde kullanamazsınız.

(Ancak Esmâ-i Hüsnâ içinde sadece Rahmân isminin bu konuda ayrı bir yeri vardır; “İster Allah diye, ister Rahmân diye dua edin” meâlindeki âyetten [İsrâ, 17:110] bu ismin de Allah’a ait özel bir isim olduğunu ve Allah lâfzı yerine kullanılabileceğini anlıyoruz.)

“Tanrı” ne demek?
  1. Bizim dilimizde de öteden beri Allah hakkında gerek Türkçe Tanrı ve Çalap, gerekse Farsça Hüdâ gibi isimler kullanılagelmiştir. Nitekim Tanrı ismi, Hüdâile aynı anlamdadır. Ulûhiyetin yüceliğine ters düşen bir mânâ içermedikleri için, bu kelimelerin kullanılmasında hiçbir sakınca görülmemiştir. Allah için “İlâh” ismini kullanmakta sakınca olmadığına göre – ki Kur’ân-ı Kerim’de bunun birçok örneği vardır – aynı anlama gelen Hüdâ, Çalap veya Tanrı isimlerini kullanmakta da bir sakınca bulunmayacağı açıktır.
Niyeti başka olanlar
  1. Fakat zamanımızda, din ile araları pek sıcak olmayan bazı çevrelerin Allah lâfzını hiçbir surette ağızlarına almamak konusunda bir inat içine düştükleri ve Allah’tan sürekli olarak Tanrı kelimesiyle söz ettikleri, bilinen bir vakıadır. Bu ise, Allah’ın bizzat kendisini isimlendirmesine karşı çıkan bir anlayıştır ve doğrudan doğruya “Allah” ismini kaldırıp onun yerine başka bir ismi ikame etmek anlamına geldiği için, hiçbir surette haklı görülmesi mümkün değildir. Ancak zamanla bu anlayış da eski tesirini kaybetmiş ve oldukça sınırlı bir çevreye münhasır kalmıştır.
Tepkide aşırı kaçmamak
  1. İşte bu anlayışa karşı dindar çevrelerde haklı bir tepki vücuda gelmiş ve bir hassasiyet oluşmuştur. Fakat zaman zaman bu hassasiyetin de maksadını aştığını ve “tanrı” kelimesinin ister “ilâh” mânâsında, isterse Allah’ı niteleyen bir isim mânâsında olsun, her türlü kullanımdan tard edilmesi gibi bir aşırılığa varabildiğini görüyoruz. Vaktiyle bir mevlidde, Süleyman Çelebi’nin “Birdir Allah, Ondan artık tanrı yok” mısrâını okuyan mevlidhana, dinleyicilerden birinin “Allah yok, Allah!” diye müdahalede bulunduğuna şahit olmuştum!
  2. Netice: “Tanrı” kelimesi, “ilâh” anlamını taşıyan bir muhteva içinde kullanıldığı zaman, zaten bunda bir ihtilâf olmaz: “Allah’tan başka tanrı yok” gibi. Allah hakkında kullanıldığı zaman ise, bu kullanımın, Allah lâfzını dışlayan bir mahiyet taşıyıp taşımadığına bakılmalıdır.

Meselenin ilmî mahiyeti, ana hatlarıyla bu şekildedir. Bunun ötesindeki hassasiyetler ise, ilmî olmaktan ziyade hissî sebeplere dayanmaktadır.

— Ümit Şimşek

1 YORUM

  1. Bilindiği gibi Cevşen duası Allah’ın binbir ismi ile yapılan bir duadır. Üstüne üstlük Cebrail Aleyhisselam tarafından getirildiği rivayetine göre vahiy kaynaklıdır. Bu durumda vahiy ile gelen esma sayısı bini buluyor.
    Bir diğer husus ise, Allah’ın isimleri sayısız olmakla birlikte bilinen 5 bin isim olduğu yolunda görüşler de var. Buna göre bin isim Yahudiler, bin isim İseviler tarafından ve 3 bin isim de Müslümanlar tarafından keşfedilmiştir.
    Ancak mesele bununla bitmiyor. Çünkü 18 bin alemin mevcut olması ve her bir alemin bir ism-i a’zamının bulunması konuyu epeyce çoklu bir sayı anlayışına götürür. Tabi her bir isim, Allah isminin yerine geçmez (Rahman hariç) ancak bir hususiyet veya tecellisine işaret ettiği bir alemi bildirmesi de söz konusudur.
    Üstad, İşart’ül İ’caz’da ilginç ve mühim bir tesbitte bulunur şöyle ki:
    “Hamdin en meşhur manası, sıfat-ı kemaliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki:
    Cenab-ı Hak, insanı, kainata cami bir nüsha ve on sekiz bin alemi havi şu büyük alemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esma-i Hüsnadan herbirisinin tecelligahı olan herbir alemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedia bırakmıştır.
    Eğer insan, maddi ve manevi herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfiyi ifa ve şeriate imtisal ederse, insanın cevherinde vedia bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi alemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden, o aleme bakar ve o aleme tecelli eden sıfatla o alemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir ayna olur. O vakit insan, ruhuyla, cismiyle alem-i şehadet ve alem-i gayba bir hülasa olur ve her iki aleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle, insan, sıfat-ı kemaliye-i İlahiyeye hem mazhar olur, hem muzhir olur. Nitekim Muhyiddin-i Arabi, ( Arapça hadis var) hadis-i şerifinin beyanında, “Mahlukatı yarattım ki, Bana bir ayna olsun ve o aynada cemalimi göreyim” demiştir. “
    Bu da gösteriyor ki, esma sayısının 18 bin olabileceğini belki de olduğunu akla getiriyor. Acaba Cenab-ı Allah Hz. Adem’e (as) esmayı öğretirken hepsini de mi öğretti, yoksa sınırlı mesela 100-125 kadarını mı? Hep merak etmişimdir. Ama o 18 bin esmayı ruhunda ve cevherinde yaratılışıyla birlikte taşıyıp bize intikal ettirmiş olmalı.
    Onun için esma konusunda biraz cimri davranmayalım. Ben inanıyorum ki, ebedi alemde cennetin feyiz mekanı olması sebebiyle bu 18 bin Esmanın her birisinin sonsuz tecelli ve cilvelerinin feyzinden feyizleneceğiz. Tabi Nur talebeleri Risale-i Nur dersleriyle bundan epeyce kısmetli olacaklar. Unutulmasın Risale-i Nur Cevşen’den tereşşüh etmiştir.
    Tabi dünyamız biraz müşkül ve imtihan yeri olduğu için sade bir mü’min için 100 veya bin ile yetinecek. Tabi fazlası için zor ve olmaz dememek şartıyla. Bir hadis hatırlıyorum, “Allah’ın yüz adet ismini bilen cennete girer” diye. Bu da esmanın taliminin ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösteriyor.
    Tanrı meselesine gelince ne bileyim, o kelime hiç ruhuma sinmiyor. Töbe töbe çok yaban ve yabancı duruyor.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın