Risale-i Nur’u Risale-i Nur yapan özelliklerden biri de onun dili ve üslûbudur. Risalelerden birkaç cümle dinleyen bir kimse, bu eserlerde farklı birşeylerin bulunduğunu hisseder.

Bu farklı dil ve üslûp, ifade ettiği mânâların yanı sıra, kendisine has bir âhenk ve musikîye sahiptir. Bu mânâ ve bu musikî bir araya geldiğinde, insanın üzerinde esrarengiz bir tesir bırakır. Dinleyen dinlemeye, okuyan okumaya doyamaz.

Fakat Risale-i Nur’un dilinde, bugün bizim kullanmadığımız birçok kelime de vardır. Bu kelimeler de, özellikle gençler için, Risalelerin anlaşılmasını zorlaştıran bir etken gibi görünmektedir. Niçin derseniz:

Bu kelimeler, anlamlarıyla beraber dünyamızdan çıktılar da onun için.

Eğer o kelimeler anlamlarını başka kelimelere bırakıp da öylece bizden ayrılmış olsalardı, bir tür tercüme ile eserleri günümüzün diline çevirirdik. O zaman nesil farkı olmadan herkes kolaylıkla Risaleleri anlardı. Fakat Risale-i Nur, kullandığı dil ile, aslında bizim dünyamızdaki çok önemli boşlukları dolduruyor:

O, modern hayatın bize unutturduğu anlam ve kavramları tekrar dünyamıza getiriyor. İşte bunlardan birkaçı:

Rahmet, hikmet, celâl, cemal, hüsün, rububiyet, tecellî, Sâni’, masnû’, lütuf, kerem, ihsan, nuraniyet, cüz’iyet, külliyet …

 Bu kelimelerin her biri bir anahtardır, bir âlemin kapısını açar ve o âlemin zenginliklerini önümüze serer. Bugünkü dilimizde, bizi bu mânâlarla tanıştıracak kelimeler yoktur.

Bu kelimeler ve onlardan türeyen sair kelimeler, aynı zamanda, Risale-i Nur’un tefekkür sisteminin de yapıtaşlarıdır. Risale-i Nur’un son derece sağlam bir mantığa dayanan ve insana kâinatı bir kitap gibi okutturan tefekkür sistemi, kavramlar arasındaki akrabalıklarla okuyucuya yol gösterir.

Meselâ bir elmayı “nimet” olarak gösterir; ondaki “in’âm” fiiline dikkat çeker; bundan da “Mün’im” ismine varır.

Yahut kâinattaki “kerem” tablolarını göz önüne serer; onların arkasındaki “ikram” fiilini gösterir; ondan da “Kerîm” ismine intikal eder.

Veya rengârenk mahlûkatın süslü bir şekilde yapılışlarına dikkat çeker ve onların “ziynet“leri arkasındaki “tezyin” fiiline, ondan da “Müzeyyin” ismine bizi götürür.

Şimdi, bu kelimelerden herhangi biri değiştirilecek olsa, o muhteşem tefekkür örgüsü içindeki hatlar kesilmiş, bağlantılar koparılmış, sistem bozulmuş olmayacak mıdır?

Bozulan bu tefekkür örgüsü içinde o eserlerden bu mânâlara bizi götürecek olan kelimeler hangi dildedir?

Risale-i Nur’un dilinde sadeleştirmenin, onun tefekkür sistemini daha ilk merhalesinde bozmak mânâsına geleceği şüphesizdir. Bu durumda, şu yollardan birini tercih etmek kaçınılmaz olacaktır:

  1. Ya bu kelimelerin yerine başka kelimeler bulunacak (ki bunlar bugünkü dilimizde mevcut değildir);
  2. Ya bu kelimelerin mânâları uzun uzadıya cümlelerle izah edilecek (bu ise insanlara birkaç kelime öğretmekten çok daha zahmetli olduğu gibi, tamamıyla onun fonksiyonunu da karşılayamaz);
  3. Veya leyleği kuşa benzeten Nasrettin Hocanın metodu takip edilerek bu mânâlar topyekûn feda edilecektir.

[Devam edecek]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here