Ehl-i Beyt sevgisi, Risale-i Nur’un ve talebelerinin en önemli özelliklerindendir. Bunu, Bediüzzaman bir mektubunda şöyle ifade eder:

“Benim hakaik-i imaniyede hususî üstadım İmam-ı Ali’dir. [Şûrâ 42:23] âyetinin nassıyla, Âl-i Beyt’in muhabbeti, Risale-i Nur’da ve mesleğimizde bir esastır.”

Şu kadar var ki, Risale-i Nur’daki Ehl-i Beyt sevgisi, başta Hulefâ-i Râşidîn olmak üzere Peygamberimizin Ashabına saygı ve sevgi ile beraber olan bir muhabbettir.

Alevîler ile ilgili mektuplarında ise, Bediüzzaman, onların Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyte olan sevgi ve bağlılıklarını över ve onların bu bağlılıkları sebebiyle hiçbir zaman küfr-ü mutlaka düşmeyeceklerine işaret eder. Risale-i Nur’un Hz. Peygamberden sonraki en büyük üstadının Hz. Ali olduğuna dikkat çekerek, bu itibarla Alevîlerin Sünnîlerden ziyade Risale-i Nur’a sahip çıkmaları gerektiğini söyler.

İmamet konusunu ele alan Dördüncü Lem’ada ise, Bediüzzaman, her iki tarafa da, aralarındaki mânâsız ihtilâfı bir yana bırakma çağrısında bulunur:

“Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mabeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here