İslâm, hem “teslimiyet,” hem de “esenlik” anlamlarını ihtivâ eden bir kelimedir. Bu hakikate işaretle, Bediüzzaman “İslâmiyet selm ve müsalemettir” der. Bu durum İslâmın kendi içinde olduğu gibi, İslâm dairesi haricinde kalanlar için de söz konusudur.

Bediüzzaman, barışa şiddetle muhtaç olan beşerin bu ihtiyacını ancak İslâmiyetin giderebileceğini ve bunun yolunun da İslâm âlemi içindeki barıştan geçtiğini söyler. Özellikle

(1) Risale-i Nur’un hakikatlerinin yaygınlaşması ve

(2) Doğu Üniversitesi projesinde olduğu gibi fenlerle dinî ilimlerin beraberce okutularak her iki sahadaki cehaletin birden izalesi, İslâm âlemindeki umumî barışı temin edecek en önemli iki vesiledir.

Bediüzzaman, böyle bir barışa Hıristiyan âleminin de muhtaç olduğuna işaret eder. Ayrıca, “Medenîlere galebe çalmak iknâ iledir” diyerek bu zamandaki cihadın manevî ve ilmî bir cihad olduğu tesbitini yapar. Bu itibarla, dünya barışı, insanlığın en büyük ihtiyacı olduğu gibi, İslâmın hakikatlerini neşretmek için de en müsait bir zemin teşkil edecektir.

İslâm âleminin ve insanlığın barışına hizmet edecek olan teşebbüsleri Bediüzzaman büyük bir alâka ile takib ederek teşvik etmiş, İslâm ülkeleriyle yapılan işbirliği anlaşmalarını tebrik etmiştir. Batı dünyasında da, hakikî Hıristiyanlık dininden aldığı feyizle insanlığa faydalı sanatları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fenleri takip eden cereyanları takdir etmiş ve Batıya yönelttiği hücumlarından bunları hariç tutmuştur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here