Aşağıdaki kıssa, tam anlamıyla kronolojik bir sıra izliyor ve kalplerin mühürlenmesinden önce olup bitenleri gözler önüne seriyor:

Onlara şu kimsenin haberini de oku: Biz ona âyetlerimizi vermiştik. Ama o bundan sıyrılıp çıktı. Sonra şeytan onu peşine taktı; böylece azgının biri olup çıktı.

Dileseydik, onu âyetlerimizle yüceltirdik. Lâkin o yere saplandı ve heveslerinin peşine düştü. Onun hali köpeğinki gibidir: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da yine dilini çıkarıp solur. Âyetlerimizi yalanlayan topluluğun hali işte budur. Bu kıssaları onlara anlat ki üzerinde düşünsünler.

Âyetlerimizi yalanlayanların misali ne kötüdür! Onlar ancak kendilerine yazık ediyorlar.

Allah kime hidayet verirse, işte o doğru yoldadır. Kimi saptırırsa, onlar da hüsrana düşmüş olanlardır.

Cinlerden de, insanlardan da Biz pek çok Cehennemlikler yarattık. Onların kalpleri vardır, anlamazlar; gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, işitmezler. Onlar hayvan gibi, hattâ daha da şaşkındırlar. Onlar gafillerin tâ kendileridir.

A’râf, 7:175-179

Hadisenin kronolojik seyri:

  • Önce Allah ona âyetlerini verdi
  • Fakat o bundan sıyrılıp çıktı
  • Sonra şeytan onu peşine taktı
  • O da azgının biri oldu
  • O ne kadar azgınlaşmakta inat etse, Allah dilediği takdirde onu yine cebren hidayete eriştirebilirdi
  • Fakat Allah bunu dilemedi
  • Çünkü o semavî olanı terk etmiş, arzî olanın peşine takılmıştı
  • Allah işte böyle sapmayı isteyenleri saptırır, böylelerinin kalplerini mühürler; çünkü bunlar sapmayı bizzat istemişler ve saptırılmayı hak etmişlerdir

♦♦♦

Kalbi imanla huzura ermiş olduğu halde inkâra zorlanan kimse hariç, kim iman ettikten sonra kâfir olur ve gönül rızasıyla inkârı benimserse, öyleleri Allah’ın gazabına uğrar; onların hakkı büyük bir azaptır.
Buna sebep, onların dünya hayatını seve seve âhirete tercih etmeleridir. Çünkü Allah kâfirler güruhuna yol göstermez.
Onlar, kalplerini, kulak ve gözlerini Allah’ın mühürlediği kimselerdir. Onlar, gafillerin tâ kendileridir.

Nahl, 16:106-108

And olsun, size vermediğimiz imkânları Biz onlara vermiştik. Onlara kulak­lar, gözler ve kalpler de vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de kalpleri bir işe yaramadı; çünkü Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda, alay edip durdukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi.

Ahkaf, 46:26

Onlar, kendilerine ulaşmış hiçbir delil olmadığı halde Allah’ın âyetleri hakkında tartışanlardır. Bu ise Allah katında da, iman edenler yanında da büyük bir gazap nedenidir. Büyüklük taslayan herbir zorbanın kalbini Allah işte böyle mühürler.

Mü’min, 40:35

Sen Kur’ân okuduğun zaman, âhirete inanmayanlarla senin arana görünmez bir perde çekeriz.
Kalplerine, onu anlamalarını önleyen bir örtü geçirir, kulaklarına da bir ağırlık veririz. Sen Kur’ân’da Rabbini tek olarak andığın zaman da onlar arkalarını döner, nefretle kaçar giderler.

İsrâ, 17:45-46

♦♦♦

[Devam edecek]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here