Bediüzzaman, bir medeniyetin ya bütün insanlığa veya hiç değilse çoğunluğa saadet getirmesi gerektiğine işaret eder. Bu ölçüye vurulduğunda, Batı medeniyetinin insanlığa saadet değil, ancak ıztırap ve felâket getirdiği görülecektir ki, bunun en müşahhas örneği olan iki dünya harbine, Bediüzzaman “Batı medeniyeti bütün vahşetini bir defada kustu” sözleriyle atıfta bulunur.

Bunun sebebini, Bediüzzaman, Batı medeniyetinin beş menfî esas üzerine kurulmuş olmasıyla açıklar:

  1. Nokta-i istinadı, kuvvettir. O ise şe’ni tecavüzdür.
  2. Hedef-i kasdı menfaattir. O ise şe’ni tezahumdur; birbirine sıkıntı vermek, birbirinin aleyhine genişlemek ve birbirine husumet beslemektir, her arzuya kâfi gelmediğinden üstünde boğuşmaktır.
  3. Hayatta düsturu, mücadeledir. O ise şe’ni tenazu’dur, çekişme ve kavgadır.
  4. Kitleler arasındaki rabıtası, âheri (başkalarını) yutmakla beslenen unsuriyet ve menfî milliyettir. O ise şe’ni müdhiş tesadümdür, çarpışmaktır.
  5. Cazibedar hizmeti, hevâ ve hevesi teşci’ ve arzularını tatmindir. O hevâ ise, insanın mesh-i manevîsine, mânen insanlıktan çıkıp çirkinleşmesine sebeptir.

Bu beş esas üzerine kurulmuş olması sebebiyle, Batı medeniyetinin günahları iyiliklerine üstün gelmiştir. Bunun sonucunda da o günahkâr medeniyet vahşetini iki harb-i umumî ile kusarak yeryüzünü kana bulamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here