Batı medeniyetinin dayandığı beş menfî esasa karşılık, Kur’ân’ın öngördüğü medeniyet beş müsbet esasa dayanmaktadır. Bediüzzaman Said Nursî, bu esasları Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde şu şekilde açıklar:

  1. İstinad noktası, kuvvet değil, haktır. Bir başka deyişle, hak kuvvette değil, kuvvet haktadır. Onun şe’ni de adalet ve ittifaktır. Bu suretle kötülüklerin önü alınır, toplum selâmete çıkar.
  2. Gayesi menfaat değil, fazilettir ve Allah’ın rızasıdır. Onun şe’ni de tesanüddür; düşmanlıklar böylece yerini dostluk, muhabbet ve dayanışmaya terk eder.
  3. Hayattaki prensibi mücadele değil, yardımlaşmadır. Onun da şe’ni, birbirinin imdadına yetişmektir; böylece toplum içinde birlik ruhu gelişir.
  4. Topluluklar arasındaki rabıtası ise, müsbet anlamda din, sınıf ve vatan bağlarıdır. Onun şe’ni de uhuvvettir, samimî bir kardeşliktir. Böyle bir kardeşlik, başkalarına düşmanlığı gerektirmez, sadece kendi içindeki muhabbetten beslenir.
  5. Gayesi, nefsin arzularını sınırlayıp ruhu yüce hedeflere yöneltmek, insanî değerleri teşvik ederek insanı gerçek mânâda insan haline getirmektir. Onun şe’ni de her iki dünyada saadettir.

Bediüzzaman’ın tesbitlerine göre, istikbalde İslâmiyetin hakikatleri beşeriyeti içinde bulunduğu durumdan kurtaracak, medeniyetin iyilikleri kötülüklerine üstün gelecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek ve umumî barışı temin edecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here