Milliyet konusunu Bediüzzaman ikiye ayırır: müsbet milliyet ve menfî milliyet.

Menfî milliyetin diğer adı ırkçılıktır. En önemli bir özelliği ise, başkasını yutmakla beslenmektir. Temel prensibi ise “Milletin selâmeti için herşey feda edilir” şeklindedir. Bediüzzaman, bu prensibi “Hiç kimse başkasının günahını çekmez” meâlindeki Kur’ân âyetine ve İslâmiyetin kanun-u esasîsine temelden aykırı bulur ve şiddetli zulümlerin kaynağı olarak gösterir.

Menfî milliyet hakkında Bediüzzaman “Avrupa’nın âlem-i İslâmı parçalamak için içimize soktuğu frenk illeti” tabirini kullanır. Bu illet daha önce Emevîlerin ırkçılığında kendisini göstermiş ve dehşetli zulümlere sebep olmuş, daha sonra da Hürriyet hareketinin başlangıcında, İslâm âleminin bünyesini tehdit eden bir tehlike olarak belirmiştir.

Müsbet milliyet ise, doğrudan doğruya İslâmiyet milliyetidir. “Bizim yanımızda din ve milliyet bizzat müttehiddir” der Bediüzzaman. Özellikle Türkler için bu hakikat fevkalâde önemlidir. Çünkü nerede Türk varsa Müslümandır; İslâmiyetten çıkanlar, Türklükten de çıkmışlardır. Aynı şekilde, Araplar da İslâmiyetle kaynaşmış durumdadır.

Diğer yandan, dil ve vatan birliği gibi unsurlar, müsbet İslâmiyet milliyetine bina edildiği takdirde, toplum içindeki bağları ve kardeşliği daha geliştirici birer unsur halini alırlar. Zamanın yöneticilerine yazdığı bir mektubunda, Bediüzzaman bunu şu ifadeleriyle hatırlatmıştır:

“İslâmiyet milleti her şeye kâfidir. Din, dil bir ise, millet de birdir. Din bir ise, yine millet birdir.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here