Bir önceki bölümden de anlaşılacağı gibi, Bediüzzaman’ın milliyetler konusundaki tavrı, “milliyetlerin varlığını kabul, ancak ayrılık sebebi olmalarını red” şeklindedir. Onun Kürtler hakkında söyledikleri de, aynen Türk milleti hakkında olduğu gibi, kendi mevcudiyetini İslâmiyet milliyeti içinde bilmek ve bütün âlem-i İslâm ile âhenk ve kardeşlik duyguları içinde yaşamak yönündedir.

Bediüzzaman, Kürtleri “Türklerin hakikî bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı” olarak niteler. Eski bir talebesinin ırkçı akımlara kapılarak “Fasık da olsa bir Kürdü, salih bir Türke tercih ediyorum” diyecek hale geldiğini görünce derhal bu talebesini uyarmış ve birkaç sohbet sonucunda, onu tekrar salih bir Türkü fasık bir Kürde tercih edecek hale getirmiştir.

Doğuda Kürt aşiretlerine hitaben yaptığı konuşmalarda, “Yakînen biliyoruz ki, içtimaî hayatımız Türklerin hayat ve saadetinden neş’et eder” diyerek Türklerin ve Kürtlerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini onlara açıkça hatırlatır ve her türlü ayrılıkçı düşüncenin kapısını kesin olarak kapatır.

Buna karşılık, Bediüzzaman, milliyetleri kaldırıp onlara dillerini unutturmak şeklindeki uygulamaların da açık şekilde karşısındadır. Onun hayatı boyunca takip ettiği Doğu Üniversitesi projesi, Türkçe ve Arapça ile birlikte Kürtçenin de konuşulabildiği özgür bir ilim müessesesidir. “Asya’da böyle büyük bir üniversite lâzımdır,” der Bediüzzaman, “tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfî ırkçılık ifsad etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile [“Mü’minler ancak kardeştir” meâlindeki] Kur’anın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here