Bediüzzaman Said Nursî, Meşrutiyetin ilânını açıkça desteklemiş ve bu konudaki fikirlerini ayrıntılı olarak gazete makalelerinde ve çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda anlatmıştı. Bu konudaki görüşlerini Bediüzzaman şer’î delillere dayandırıyor ve bazıları gibi meşrutiyeti şeriate aykırı kabul etmediğini söylüyordu. Ona göre istibdad “zulüm ve tahakküm,” meşrutiyet ise “adalet ve şeriat” demekti.

Bediüzzaman’ın meşrutiyetten anladığı şey, tıpkı hürriyet konusunda olduğu gibi, bir “meşrutiyet-i meşrua” idi. Meşrutiyeti “hilâf-ı şeriat hareket etmek” olarak anlayanlara karşı ise Bediüzzaman “O takdirde bütün dünya şahit olsun ki ben mürteciyim” diyordu.

Yirminci yüzyılın ilk yıllarındaki muhtelif makale ve hitabelerinde, Bediüzzaman, şimdiye kadar ecnebîlerin istibdadı altında ezilen Asya kıt’asının istikbalini de meşrutiyet ve hürriyette görüyor, İslâmın talihini açacak olan anahtarın da meşrutiyetteki şûrâ olduğunu söylüyor, ancak bunların “şeriat-i garrânın terbiyesinde kalmasını” vazgeçilmez bir şart olarak belirtiyordu. Aksi takdirde, “Eğer meşrutiyeti hürriyet-i şer’iye ile kabul etmezsek ve öyle tatbik edilmezse, elimizden kaçacak, müstebid bir idareye yerini terk edecek” şeklinde uyarılarda bulunuyordu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here