اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Oysa Allah onları maskaraya çeviriyor. Ve onlara mühlet veriyor; onlar da azgınlıkları içinde bocalayıp duruyorlar.
Bakara, 2:15

♦♦♦

İstihza:
  • Fiil olarak hem münafıklar, hem Allah hakkında geçiyor
  • İsim olarak (müstehzî) sadece münafıklar hakkında
  • Allah istihza eder, müstehzî değildir
  • Adalet ve intikam mânâsı

♦♦♦

العَمَهُ
Körlük: fikirde
العَمَى
Körlük: gözde ve fikirde

♦♦♦

Dünyada, mücrimler iman edenlere gülerlerdi.
Yanlarından geçerken kaş göz oynatırlardı.
Ahbaplarının yanına dönerken de eğlenerek dönerlerdi.
Onları gördüklerinde ise “İşte bunlar sapıklar” derlerdi.
Oysa onlar mü’minlere gözcü olsun diye gönderilmemişlerdi.
Bugün de iman edenler o kâfirlere gülerler:
Hem de koltuklara kurulmuş, onları seyrederken!
Nasıl, buldu mu o kâfirler ettiklerini?

Mutaffifîn, 83:29-36

♦♦♦

De ki: Sapıklıkta olana Rahmân ne kadar mühlet verirse versin; kendilerine vaad olunan şeyi — ister azap olsun, ister kıyamet — gördüklerinde öğrenecekler kimin mevkii daha kötü, kimin ordusu daha zayıfmış!

Meryem, 19:75

Görmedin mi? Biz şeytanları kâfirlere musallat etmişiz; onları kışkır­tıp duruyorlar.
Onlar için acele etme. Biz onlara gün sayıyoruz.

Meryem, 19:83-84

Ben mühlet veririm; tuzağım ise pek çetindir.

A’râf, 7:183; Kalem, 68:45

Nice zalim beldeler vardı ki, Ben onlara mühlet verdim, sonra da yakalayıverdim. Sonunda herkesin dönüşü Banadır.

Hac, 22:48

Rabbin çok bağışlayıcı bir rahmet sahibidir. Eğer O kazandıkları günahlar yüzünden insanları cezalandırsaydı, azaplarını hemen gön­de­riverirdi. Fakat onlar için vaad edilmiş bir zaman vardır; vakit eriştiğinde, ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar.
İşte zulmettiklerinde helâk ettiğimiz beldeler! Hepsinin helâkleri için Biz birer vade belirlemiştik.

Kehf, 18:58-59

Onlar, “Allah beşere birşey indirmemiştir” derken, Allah’ı lâyıkıyla takdir edemediler. De ki: Öyleyse, Musa’nın insanlara nur ve hidayet olarak getirdiği kitabı kim indirdi? Siz o kitabı kâğıtlara yazar, bir kısmını açıklar, birçoğunu da gizlersiniz. Sizin ve atalarınızın bilme­diği pek çok şey de size onunla öğretildi. Sen Allah de, sonra bırak onları, daldıkları batakta oynayadursunlar.

En’âm, 6:91

Bırak onları yesinler, nasiplensinler, emellerle avunsunlar — yakında öğrenecekler.
Biz hiçbir beldeyi katımızda bilinen ecelleri dolmadan helâk et­medik.
Hiçbir millet ecelini ne öne alabilir, ne geriye atabilir.

Hicr, 15:3-5

Çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar sen onları kendi halle­rine bırak.
Tuzaklarının o gün onlara bir faydası olmaz; kimseden yardım da gör­­mezler.

Tûr, 52:45

Bırak onları, dalsınlar, eğlensinler, vaad edilen günlerine kavuşun­caya kadar.

Zuhruf, 43:83; Meâric, 70:42

♦♦♦

[Devam edecek]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here