Bediüzzaman Said Nursî, Cumhuriyet döneminde hayatının sonuna kadar maruz kaldığı baskı ve takiplerde laikliğe aykırı hareketle suçlanmış, fakat bu suçlamalar mahkemeye intikal ettiğinde daima beraatle sonuçlanmıştır.

Gerek bu suçlamalar karşısındaki müdafaalarında, gerekse eserlerinin daha başka yerlerinde, Bediüzzaman, laiklikliği tarif eder ve kendisini suçlayanların bu iddialarında samimî olmadıklarını söyler. Bediüzzaman, laikliğin gereğini “bîtaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmediği gibi dindarlara ve takvâcılara da ilişmemek” olarak tanımlar ve kendisini baskı altında tutan yöneticilerden bunu ister.

Laikliğin özelliği, “din ile dünyanın birbirinden ayrılmasıdır.” Ancak, Bediüzzaman bunun dini reddetmek ve bütün bütün dinsiz olmak mânâsına gelmeyeceğini de hatırlatır. Kaldı ki, dinden uzaklaşarak tamamen Batılılaşmak taraftarı olanların bile, bu memlekette asayişi muhafaza etmek ve başka milletlerin Türk milletine güven ve sevgisini korumak için dine taraftar olmaları icab eder. Çünkü peygamberlerin ekseriyetle Doğuda gönderilmesinden de anlaşılacağı gibi, Doğu halklarını uyandıracak olan felsefe değil, din hissidir.

Diğer yandan, laikliğin kabulü ile birlikte din ve dünya her ne kadar birbirinden ayrılmış olsa da, bu durum, başka ve daha tesirli bir cihad meydanının açılmasına sebebiyet vermiştir. Bediüzzaman, bu yeni dönemde, dinin hakikatini gözlere gösterecek derecede kuvvetli deliller vasıtasıyla manevî bir cihadın hüküm süreceğini bildirir ve Risale-i Nur’un iman-ı tahkikî burhanlarının maddî cihada ihtiyaç bırakmayacak bir kuvvetle bu cihadı yürüteceğini haber verir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here