اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

O Rabbiniz ki, sizin için yeri bir döşek, göğü bir tavan yaptı. Gökten bir su indirdi, o suyla da size rızık olsun diye nice ürünler çıkardı. Bütün bunları bile bile kimseyi Allah’a denk tutmayın.
Bakara, 2:22

♦♦♦

جعل

Bütün bunlar  birisinin “yapmasıyla” olmuştur; kendi kendisi­ne veya tesadüfen olan şeyler değildir.

لكم

İnsan bütün nimetlerin odak noktasında / yegâne gaye değil

 

O Allah ki, gemiler Onun koyduğu yasalara uygun şekilde akıp gitsin ve siz de Onun lütfundan nasibinizi arayıp şükredin diye, denizleri sizin hizmetinize verdi.
Göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsini O kendi tarafından bir lütuf olarak sizin hizmetinize verdi. Tefekkür eden bir topluluk için bunda nice âyetler vardır.

Câsiye, 45:12-13

♦♦♦

فرش

yaymak

فراشا

döşenmiş yaygı

♦♦♦

semâ  / binâ

  • dünya semâsı / atmosfer tabakaları
  • gökler
    • atmosfer
    • Güneş Sistemi
    • yakın yıldızlar
    • Samanyolu
    • mahallî galaksi kümesi
    • daha büyük kümeler
    • kâinat

♦♦♦

Göğü de korunmuş bir tavan yaptık. Yine de onlar gökyüzünün âyetlerine aldırmıyorlar.

Enbiyâ, 21:32

Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl bina edip süslemişiz ki, hiçbir gediği yoktur.
Yeryüzünü de döşedik, onda sağlam dağlar diktik, her güzel çiftten bitkiler yeşerttik:
Hakka yönelecek herbir kulun gönül gözünü açsın ve ibret olsun diye.
Gökten de bereketli bir suyu peyderpey indirdik; onunla bağlar ve biçilecek taneli ekinler bitirdik.
Salkımları üst üste binmiş yüksek hurma ağaçları bitirdik.
Tâ ki kullara rızık olsun. Biz o suyla ölü bir beldeye can verdik. Kabirlerden çıkışınız da işte böyledir.

Kaf, 50:6-11

Göğü elimizle Biz bina ettik ve Biz genişleticiyiz.
Yeri de Biz döşedik; ne güzel yayıp düzenliyoruz!
Düşünüp ibret alırsınız diye herşeyden çiftler yarattık.

Zâriyât, 51:47-49

♦♦♦

Rızık – terzik – Râzık / Rezzâk

  • Daha önce geçen ifade:“rızık olarak verdiklerimizden infak ederler”
  • İnsanın eriştiği nimetler gelişigüzel ele geçen şeyler değildir; bunlar onun her türlü ihtiyacı dikkate alınarak ona göre düzenlenmiş, ölçülüp biçilmiş ve ona rızık olarak bağışlan­mış ihsanlardır.
  • Bir hayat felsefesini yansıtan bu kelimenin lisanımızdaki yerini koruması gerekir.
  • Yanlış: Hayatını kazanmak için çalışmak / Doğru: Allah’ın nasip ettiği rızkı aramak
  • Kendisine kulluk edilmeye lâyık olan, ancak rızkınızı veren olabilir; size rızık veremeyenler sizin kulluğunuza lâyık olamaz

Ey insanlar, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Sizi gökten ve yerden rızıklandıracak, Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da tersiniz dönüyor?

Fâtır, 35:3

Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, sonra da dirilten Allah’tır. Şerikleriniz arasında bunlardan herhangi birini yapabilecek birisi var mı? O her kusurdan münezzeh, onların ortak koştukla­rın­dan da yücedir.

Rum, 30:40

İbrahim de kavmine “Yalnız Allah’a kulluk edin ve Ona karşı gelmekten sakının,” demişti. “Bilseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

“Siz ise Allah’tan başka birtakım putlara tapıyor ve yalan uydurup duruyorsunuz. Oysa Allah’tan başka taptıklarınızın size bir rızık verecek halleri yoktur. Siz rızkınızı Allah’ın katında arayın; Ona kulluk edin ve Ona şükredin. Sonunda Onun huzuruna döneceksiniz.

“Yalanlayacak olursanız, bilin ki sizden önceki ümmetler de peygamberlerini yalanlamıştı. Peygambere düşen ise, açıkça tebliğ etmekten ibarettir.”

Ankebût, 29:16-18

Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder.
Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Allah’a tevekkül edene O yeter. Allah buyruğunu mutlaka gerçekleştirir. Herşey için Allah bir ölçü belirlemiştir.

Talâk, 65:2-3

♦♦♦

İnsan sıkıntıya düştüğünde, Rabbine yönelerek Ona yakarır. Sonra Rabbi ona kendi katından bir nimet nasip ettiğinde, evvelce ettiği duayı unutur da, halkı Onun yolundan saptırmak için Allah’a eşler [nidd’ler, endâd] koşar. De ki: İnkârınla biraz oyalanadur; nasıl olsa ateş ehlindensin.

Zümer, 39:8

İnsanlardan öylesi de var ki, başkalarını Allah’a denk tutar da, Allah’ı sever gibi onları sever.

Bakara, 2:165

Büyüklük taslayanlar da güçsüzlere derler ki: “Siz doğru yolu buldunuz da biz mi sizi yoldan çevirdik? Siz kendiniz mücrim olup çıkmıştınız.”
Güçsüzler ise büyüklük taslayanlara “Gece gündüz işiniz düzenbaz­lıktı,” derler. “Böylece, Allah’a nankörlük edip de başkalarını ona denk tutmamızı emrediyordunuz.” Azabı gördüklerinde, için için pişmanlık duymaktadırlar. Biz ise o kâfirlerin boyunlarına boyundu­rukları geçirmişizdir. Onlar yaptıklarından başka birşeyle mi ceza­landırılıyorlar?

Sebe’, 34:32-33

♦♦♦

[Devam edecek]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here