Rahîm ve Hakîm isimlerine mazhar olan Risale-i Nur, kâinattaki herşey ve her hadise gibi hastalıkları da bir kitap gibi okutur ve ondaki rahmet ve hikmet parıltılarını gösterir. Bu konudaki dersleriyle, Risale-i Nur bugüne kadar sayılamayacak kadar çok kimsenin manevî hastalıklarına şifa olmuş, maddî hastalıklarını da hoşnutlukla karşılanır hale getirmiştir.

Hastalar Risalesi adındaki Yirmi Beşinci Lem’ada, Bediüzzaman, hastalıkları yirmi beş ayrı başlık halinde inceler. Bu başlıkların altında Bediüzzaman özetle bize şu noktaları hatırlatır:

Hastalıklar, fâni ve kısa bir ömrü uzun ve verimli bir hale getiren vesilelerdir. Hastalıkla geçen dakikalar, hastalığın şiddetine göre saatlerce, günlerce, hattâ aylarca ibadet sevabını insana kazandırabilir. Bunun için gerekli olan şey, Allah’tan gelene rıza göstererek sabretmekten ibarettir. Böylelikle, insan, ayrıca birşey yapmasına gerek kalmadan, “menfî ibadet” olarak adlandırılan bir cins ibadeti yerine getirmiş olur.

Hastalıklar, bir yandan insana ibadet sevabı kazandırırken, bir yandan da onun günahlarını temizler. Bunun yanı sıra, insana dünyanın fâniliğini hatırlatır ve onu ebedî hayatı hakkında daha fazla duyarlı davranmaya sevk eder. “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” meâlindeki âyette hatırlatıldığı gibi Allah katında insana değer kazandıran yegâne şey olan duanın musluğu yine hastalık vasıtasıyla açılır ve böylece hasta hakkında İlâhî rahmetin celbine vesile olur. Bu arada, hastanın Allah katında makbul olan duası, hasta yakınları ve daha başka insanlar için şifa olur.

Hastalık, aynı zamanda, sağlığın lezzetini de insana hatırlatır. Yeknesak sağlıklı bir hayatta hiçbir zaman hatırlanmayacak olan sağlık nimeti, hastalığın gidişinden sonra özlenmiş ve yenilenmiş olarak daha bir lezzetle tadılır. Şifaya kavuşamayanlar için ise, ölümle biten bir hastalık zaten şehidlik demektir ki, bir ömürde erişilmesi mümkün olmayan bir büyük mertebeyi pek kısa bir zaman içinde insana kazandırır.

Bunlar gibi daha nice hikmetleri pek şirin bir üslûp içinde sunan Hastalar Risalesini okuyan pek çok kimse, “Hastalığı insana sevdiriyor” demekten kendilerini alamamıştır.

***

Cenab-ı Hak hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derc eylemiştir.

Hem hadsiz nukuş-u esmâsını göstermek için insanı öyle bir surette halk etmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış.

Ve o makine-i insaniyede yüzer âlet var. Herbirinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfatı ayrıdır.

Âdeta insan-ı ekber olan âlemde tecelli eden bütün esmâ-i İlâhiye, bir âlem-i asgar olan insanda dahi o esmanın umumiyetle cilveleri var. Bunda sıhhat ve âfiyet ve lezaiz gibi nâfi’ emirler, nasıl şükrü dedirtir, o makineyi çok cihetlerle vazifelerine sevk eder. İnsan da bir şükür fabrikası gibi olur. Öyle de: Musibetlerle, hastalıklarla, âlâm ile, sair müheyyic ve muharrik ârızalarla o makinenin diğer çarklarını harekete getirir, tehyic eder. Mahiyet-i insaniyede münderic olan acz ve za’f ve fakr madenini işlettiriyor. Bir lisan ile değil, belki herbir âzânın lisanıyla bir iltica, bir istimdad vaziyeti verir. Güya insan o ârızalar ile, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur. Sahife-i hayatında veyahut Levh-i Misalî’de mukadderat-ı hayatını yazar, esmâ-i İlahiyeye bir ilânname yapar ve bir kaside-i manzume-i Sübhaniye hükmüne geçip, vazife-i fıtratını îfa eder.

— 2. Lem’a

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here