Risale-i Nur’un en önemli bir özelliği ve başarısının sırlarından belki en birincisi, insanı ölümle barıştırmasıdır.

Hayatın bizzat hayat kadar kesin bir gerçeği olan ölüm, gaflet veya inkâr içindeki insanların dehşet aldığı ve sürekli olarak kaçmaya çalıştığı bir âkıbettir. Ne var ki, kendisinden kaçılan şey sonunda mutlaka gelip bizi bulmakta ve herkes mutlak surette ecele teslim olmaktadır.

Fakat ölümün kaçılacak bir felâket değil, ebediyet âlemine açılan bir rahmet kapısı olduğunu Risale-i Nur son derece net ve kesin ifadelerle bize anlatır. Ve gösterir ki, ölüm bir yok oluş değil, bir terhis tezkeresidir. Kendiliğinden başa gelen bir son bulma değil, hikmet ve rahmet sahibi bir Rab tarafından gelen ve bize bu külfetli hayat vazifesinin bittiğini, artık zahmetten rahata geçmek zamanı geldiğini bildiren bir müjdedir. Dostlarımızın büyük kısmının daha evvel göçüp gittiği, burada kalanların da bir zaman sonra mutlaka geleceği bir yere, o dostlar meclisine bir çağrıdır. Üstelik, bu çağrıyı alan kimsenin bu dünyada işlediği zerre kadar bir iyilik bile kaybolmayyacaktır:

“Ey bîçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, ‘Eyvah! Malımız harab olup, sa’yimiz heba oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar bir toprağa girdik’ demeyiniz, feryad edip me’yus olmayınız. Çünkü sizin herşeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfatını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl, sizi celb edip yer altında muvakkaten durdurur. Sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki, hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almağa gidiyorsunuz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here