İmanın en önemli bir rüknü olan ve Allah’a iman ile eş değer taşıyan âhirete iman konusu, her zaman için akılları hayrette bırakan bir mesele olmuştur. Hz. Âdem’den bu yana bütün peygamberler ve bütün kitaplar bu konu üzerinde sürekli durmuşlar, insanları yeniden dirilerek hesaba çekilecekleri konusunda uyarmışlardır.

Fakat iman edilmesi mutlaka gerekli olan bu konuya akıl yoluyla varmak isteyenler, aczlerini itiraf etmek zorunda kalmışlar, hattâ İbn-i Sina gibi dâhi bir filozof bile “İman ederiz, ancak akıl bu yolda gidemez” demiştir.

Risale-i Nur’da ise, haşir ve âhiret konusu, İlâhî isimlerden yola çıkmak suretiyle, son derece sağlam ve o derece de basit ve anlaşılır bir mantık örgüsüyle, iki kere iki dört eder kat’iyetinde ispat edilir. Haşir Risalesi adlı Onuncu Söz, bunu şöyle bir metodla gerçekleştirir:

Bu risalede, içinde yaşadığımız âleme on iki ayrı kapıdan bakılır. Bir başka deyişle, dünyamızın on iki ayrı açıdan ve ölçekten çeşitli fotoğrafları çekilir. Ve her bir fotoğrafta, üç hakikat birden açıkça görülür:

(1) Allah’ın varlık ve birliği, (2) Onun bu âlemde tecellî eden isimlerinden bir veya ikisi, (3) bu isimlerin mutlak surette âhireti gerektirdiği.

“Der ki: Bunlarda muntazam ef’âl var; muntazam fiil ise fâilsiz olmaz. Öyle ise bir fâili var. İntizam ve mizan ile o fâil iş gördüğü için, hakîm ve âdil olmak lâzım gelir. Madem hakîmdir, abes işleri yapmaz. Madem adaletle iş görüyor, hukukları zayi etmez. Öyle ise bir mecma-i ekber, bir mahkeme-i kübrâ olacak.”

Tabiî, Risale-i Nur’un üslûbunun bir gereği olarak, bütün bu sonuçlar, iman edenler için ebedî bir saadet müjdesiyle beraber dile getirilir. Böylece, Haşir Risalesi, sadece âhiretin varlığını ispat eden bir bahis olmakla kalmaz, aynı zamanda yaşanan bir eser ve ebedî Cennetlerin kokusunu bizim dünyamıza taşıyan bir hayat tarzı halini alır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here