Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatında ve eserlerinde çocukların daima çok özel bir yeri olmuştur. Bediüzzaman, devamlı olarak çocuklara dua eder ve onlardan da dua isterdi. Çünkü çocukların günahsız dillerle yaptıkları dualar Allah katında büyük bir ehemmiyetle dinlenir ve cevaplandırılırdı. Onun için, çocuklarla karşılaştığında, “Evlâtlarım, siz mâsumsunuz,” derdi Bediüzzaman. “Ben çok hastayım; sizin duanız makbuldür, bana dua edin.” Bediüzzaman çocuklarla olan sohbetlerinde, tıpkı büyükler gibi onları ciddîye alırdı.

Çocukların Bediüzzaman’a gösterdikleri ilgi de her zaman ve her yerde hayret verici boyutta olmuştur. Onun geçtiği yerde çocuklar sıraya dizilip elini öpmek için can atarlar, bunun için oyunlarını terk ederek Bediüzzaman’ın ardınca koşuştururlardı. Risale-i Nur’un yazılarak çoğaltıldığı dönemlerde çocukların da severek bu işe iştirak ettiklerini ve yeni öğrendikleri Osmanlıca hatla pek çok risaleleri yazdıklarını, Lâhikalardaki mektuplardan öğreniyoruz.

Bediüzzaman, insanlığın hemen hemen yarısını çocukların teşkil ettiğini hatırlatır. Onların mutluluğu, bu sebeple, bütün insanlığın mutluluğu için önemli bir şarttır. Oysa o mâsumlar hayatın sıkıntılarıyla karşı karşıya gelecek, küçük kalplerinde çok uzun arzular ve küçük kafalarında pek büyük maksatlar taşıyacaklardır. Onların muhtaç olduğu kuvvetli bir dayanak noktası, ancak Allah’a ve âhirete iman hakikatinde bulunabilir. Onlara şefkat ve merhamet bununla olur. Yoksa, onları iman hakikatlerinden uzak bir terbiye ile yetiştirmek, “divane bir vâlidenin, veledini bıçakla kesmesi gibi, hamiyet-i milliye sarhoşluğuyla, o bîçare mâsumları manen boğazlamaktır. Cesedini beslemek için, beynini ve kalbini çıkarıp ona yedirmek nev’inden, vahşiyane bir gadirdir, bir zulümdür.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here