Aile hayatı, Risale-i Nur’da “hayatın merkezi, zembereği, dünya hayatı itibarıyla bir cennet, bir sığınak” şeklinde tarif edilir. Bu hayatın sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için gerekli olan şey, aile fertleri arasında karşılıklı hürmet ve merhamettir. Hakikî hürmet ve merhamet ise, geçici dünya hayatının ilişkileri üzerine bina edilemez. Bu duygular, ancak ebedî bir hayatta, sonsuz bir zamanda, hiç kesilmeden devam edecek annelik, babalık, kardeşlik ve arkadaşlık ilişkilerine kesin olarak iman edilmesi halinde hakikî bir şekilde var olabilir ve devam edebilirler. Yoksa, bu kısa dünya hayatının sonunda yok olup gidecek bir beraberlik düşüncesi, bir cennet köşesi olmaya lâyık bulunan aile hayatını cehenneme çevirir.

Bediüzzaman, İslâm aleyhinde çalışan komitelerin özellikle aile hayatını mahvedecek tertipler peşinde olduğuna dikkati çeker ve ahlâkı bozmaya, özellikle gençleri ve hanımları yoldan çıkarmaya yönelik planlara karşı ikazlarda bulunur. Bütün bu ifsad çabalarına karşı sığınılacak yegâne kale ise İslâmî terbiyedir; âhiret saadetinin yanı sıra dünya hayatının mutluluğu da buna bağlıdır. Nitekim Risale-i Nur yoluyla dine yönelenlerin hayatlarında ilk olarak değişen ve düzene giren şey, aile hayatları olmaktadır. Bu yüzden, Risale-i Nur’a talebe olan genç veya yaşlı nice kimselerin aileleri, kendileri dinî hayatı yaşamasalar bile, bütün bir aileyi etkileyen bu değişim ve düzelme sebebiyle, aile fertlerine bu hakikatleri tanıtanlara dua etmektedirler.

***

Nev’-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cem’iyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce, bir tahassungâh ise aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise, samimî ve ciddî ve vefadarane hürmet ve hakikî ve şefkatli ve fedakârane merhametle olabilir. Ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hududsuz bir hayatta birbiriyle pederane, ferzendane, kardeşane, arkadaşane münasebetlerin bulunmak fikriyle, akidesiyle olabilir.

Meselâ der: “Bu haremim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta, daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünki ebedî bir güzelliği var, gelecek. Ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için herbir fedakârlığı ve merhameti yaparım” diyerek o ihtiyare karısına, güzel bir huri gibi muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabele edebilir. Yoksa kısacık bir-iki saat surî bir refakatten sonra ebedî bir firak ve müfarakate uğrayan arkadaşlık; elbette gayet surî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye manasında ve bir mecazî merhamet ve sun’î bir hürmet verebilir. Ve hayvanatta olduğu gibi; başka menfaatler ve sair galib hisler, o hürmet ve merhameti mağlub edip o dünya cennetini, cehenneme çevirir.

— 9. Şua

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here