7. Kâinat kitabı muallimsiz olmaz

Şu kâinatın Sâni’i, (birinci işkâlin cevabında gösterilen) makasıd için şu kâinatı bir saray suretinde yapmış ve tezyin etmiştir. O makasıdın medârı, zât-ı Ahmediye (a.s.m.) olduğu için, kâinattan evvel Sâni’-i Kâinatın nazar-ı inayetinde olması ve en evvel tecellîsine mazhar olmak lâzım geliyor. Çünki bir şeyin neticesi, semeresi, evvel düşünülür. Demek vücuden en âhir, mânen de en evveldir. Halbuki zât-ı Ahmediye (a.s.m.) hem en mükemmel meyve, hem bütün meyvelerin medar-ı kıymeti ve bütün maksadların medar-ı zuhuru olduğundan, en evvel tecellî-i icada mazhar, onun nuru olmak lâzım gelir.

Sözler

***

dunya1

Bu kâinat, nasıl ki kendini icad ve idare ve tertip eden ve tasvir ve takdir ve tedbir ile bir saray gibi, bir kitap gibi, bir sergi gibi, bir temaşagâh gibi tasarruf eden sâni’ine ve kâtibine ve nakkaşına delâlet eder. Öyle de:

– kâinatın hilkatindeki makasıd-ı İlâhiyeyi bilecek ve bildirecek

– ve tahavvülâtındaki Rabbanî hikmetlerini talim edecek

– ve vazifedârâne harekâtındaki neticeleri ders verecek

– ve mahiyetindeki kıymetini ve içindeki mevcudatın kemalâtını ilân edecek

– ve o kitab-ı kebirin mânâlarını ifade edecek

bir yüksek dellâl, bir doğru keşşaf, bir muhakkik üstad, bir sadık muallim istediği ve iktiza ettiği ve herhalde bulunmasına delâlet ettiği cihetiyle, elbette bu vazifeleri herkesten ziyade yapan bu zâtın hakkaniyetine ve bu kâinat Hâlıkının en yüksek ve sadık bir memuru olduğuna şehadet ettiğini [o meraklı ve mütefekkir kâinat seyyahı] bildi.

Şualar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here