Var olan herşeyin ve âlemde cereyan eden herşeyin Allah’ın takdiriyle olduğuna kesin bir şekilde inanmak, imanın rükünlerindendir. Ancak halk arasında kader olarak anlaşılan şey insanın başından geçen hadiselerden ibaret olduğu için, konunun anlaşılması güçleşmekte, üzerinde pek çok söz edilmekte, uzun felsefî tartışmalar yürütülmekte ve konu, konuşuldukça daha da muğlâk hale gelmektedir.

Bediüzzaman ise, Kader Risalesi adını verdiği Yirmi Altıncı Sözde, konuyu çok daha geniş bir ölçekte ve gözle görünen örneklerle, net bir şekilde açıklar. Zira âlemdeki herşeyin maddî sureti onun bir manevî kalıptan çıktığını açıkça gösterirken, tohum ve çekirdekler de herşeyin var olmadan önce yazılı bulunduğunu, meyveler ise herşeyin var olduktan sonra da yazılı olduğunu ispat etmektedir. Herşeyin intizamlı, hikmetli ve sanatlı bir şekilde vücut bulması ise, kaderin her türlü kusurdan sonsuz derecede uzak olduğunu gözler önüne sermektedir.

Şu kadar var ki, Yüce Allah, insana bir cüz’î irade vermiş ve onun önüne açtığı yollar arasında kendisine bir tercih hakkı tanımıştır. Bununla beraber, kul sadece tercih yapmakta, tercihin sonucu olan fiiller ve o fiillerin eserleri, yine Allah tarafından yaratılmaktadır. Kader konusunda doğru yolu muhafaza edebilmek, bu kavramları yerli yerinde kullanmakla mümkündür. Şöyle ki:

Cüz’î irade, insana yaptıklarından sorumlu olduğunu hatırlatır. Kader ise, insanın gurura sapmasını önler; “Yaratan sen değilsin” der. Başa gelen hadiseler ve musibetler için “Kader böyle imiş” denir; bu ye’sin ve hüznün ilâcıdır. Fakat istikbalde olacak işleri insan kadere havale edip tembelliğe sapamayacağı gibi, cüz’î iradesiyle tercih ettiği kötülüklerin suçunu da kadere yükleyemez.

Yirmi Altıncı Söz, bunlar ve benzeri konuları, hiç uzun uzadıya felsefî tartışmalara dalmaksızın, gayet açık şekilde anlaşılan ifade ve misallerle açıklığa kavuşturmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here