Risale-i Nur’da Ramazan orucu sadece şahsî bir ibadet olarak değil, “en parlak ve muhteşem bir İslâm şeairi” olma özelliğiyle de ele alınır. Ramazan Risalesi adındaki Yirmi Dokuzuncu Mektubun İkinci Kısmı, Ramazan orucunu, nefsin terbiyesinden Cenab-ı Hakkın muhteşem rububiyetine, Kur’ân’ın nüzulünden toplum hayatına kadar uzanan çok geniş bir tayf içinde, çeşitli yönleriyle ve özlü bir şekilde inceler.

Ramazan ayına en parlak bir şeair özelliğini kazandıran şey, bu ayda yeryüzünün baştan başa bir sofra haline gelmesidir. Yer ve Gökler Rabbinin çeşit çeşit nimetleriyle donatılmış olan bu muhteşem sofra başına dizilmiş olan Müslümanlar, önlerindeki yiyeceklere el uzatabilmek için, Rablerinden gelecek izni beklerler. İzin sırayla gelir. “Allahü ekber” sadâları yeryüzünü baştan başa dolaştıkça, “Buyurun” davetini alan herkes, doğrudan doğruya Âlemlerin Rabbinden kendisine gelmiş olan nimetlere tam bir kulluk edebi içinde hürmetle el uzatır, Ona hamd ve şükürlerini sunar. Böylece, koca dünya, bütün bir ay boyunca kâinata Cenab-ı Hakkın rububiyetini ilân eder.

Yer ve Gökler Rabbinin rububiyeti böylece ilân edilirken, bir yandan da nefs-i emmârenin mevhum rububiyet iddiası da bütünüyle kırılır. Ve nefis dahi anlar ki, kendisi malik değildir, memlüktür; emrolunmazsa elini bir bardak suya dahi uzatamaz.

Bir başka açıdan bakıldığında, Ramazan ayı, Kur’ân’ın inişini dünya ahalisinin karşılama merasimidir. Her sene, bütün bir ay boyunca yeryüzü o kutlu inişi böyle kutlar ve o kelâma muhatap olabilmek için beşeriyet hallerinden sıyrılır, bir nevi melek vaziyetini takınır.

Ramazan Risalesinin son derece özlü sayfaları arasında, Ramazan ayı ve orucunun bunlar gibi daha başka özellikleri de Dokuz Nükte halinde sayılmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here