Şeâir” adıyla anılan İslâmın sembolleri, Risale-i Nur’da önemle üzerinde durulan bir konudur. Bediüzzaman, kâinatın baştan başa İlâhî şeâirle dolu olduğunu söyler. Gökleri süsleyen rengârenk yıldızlar, nihayetsiz bir rububiyet saltanatını ilân eden şeâirdendir. Yeryüzünde ise, İslâmı hatırlatan ne varsa şeâirin şümulüne girer. Cuma ve bayram namazları, Ramazan, oruç, mübarek gün ve geceler, kurban, ezan, tesettür, minare, zekât, ayrıca bir beldeye İslâm mührünü vuran mabedler ve türbeler gibi alâmet ve semboller, bunlar arasındadır. Bundan da anlaşılıyor ki, göklerin şeâirine yeryüzünün ilânatıyla karşılık vermek, insana emanet edilmiş kudsî ve kâinat çapında bir görevdir.

“Her şeâirde nur-u İslâma bir şuur ve iş’âr vardır” der Bediüzzaman. Bu itibarla, şeâirin önemi ne kadar vurgulansa mübalâğa edilmiş olmaz. Öyle ki, Bediüzzaman, nafile türünden olan şeâirin dahi şahsî farzlardan daha önemli olduğunu söyler. Nitekim dine yöneltilen hücumların öncelikle şeâir hükmündeki hususları (ezan, ibadet dili, tesettür gibi) hedef alması, bu önemi açıkça göstermektedir. Eğer bir kısım şeâirin terk veya tahrip edilmesine karşı toplum sessiz kalacak olursa, bunun sonucu, Bediüzzaman’ın tesbitiyle, “umumî vicdanın bozulması” olarak görülecektir ki, vicdanlar da bozulduğu zaman, artık dayanılacak birşey kalmamış demektir. Onun için, Bediüzzaman, şeâirde bütün toplumun hukukunun bulunduğuna işaret eder ve şeâirin en cüz’îsini dahi en büyük bir mesele kadar ehemmiyetli bulur.

***

Nasıl “hukuk-u şahsiye” ve bir nevi hukukullah sayılan “hukuk-u umumiye” namıyla iki nevi hukuk var; öyle de: Mesail-i şer’iyede bir kısım mesail, eşhasa taalluk eder; bir kısım, umuma, umumiyet itibariyle taalluk eder ki; onlara “Şeair-i İslâmiye” tabir edilir. Bu şeairin umuma taalluku cihetiyle umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. O şeairin en cüz’îsi (sünnet kabîlinden bir mes’elesi) en büyük bir mes’ele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum âlem-i İslâma taalluk ettiği gibi; Asr-ı Saadetten şimdiye kadar bütün eazım-ı İslâmın bağlandığı o nuranî zincirleri koparmaya, tahrib ve tahrif etmeye çalışanlar ve yardım edenler düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hataya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa, titresinler!..

— 29. Mektup

***

Sünnet-i Seniyenin içinde en mühimmi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeaire de taalluk eden Sünnetlerdir. Şeair, âdeta hukuk-u umumiye nev’inden cem’iyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cem’iyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes’ul olur. Bu nevi şeaire riya giremez ve ilân edilir. Nafile nev’inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir.

— 11. Lem’a

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here