Halil Nihad Boztepe

 

Şeker konuştum, efendim, inan, şeker yazdım.

Fakat inan yine, bazan da tuz biber yazdım!

 

Bu ömr içinde neler geldi, geçti, ibrettir.

Olup bitenleri gördüm, duyup keder yazdım.

 

Bakınca dünküne gördüm bugünkü hali fena

Yarınki hali de tahmin edip beter yazdım

 

Elimdebir kalemim vardı, yani KÂTİP’tim.

A dilci, sanma ki oldum da SEKRETER, yazdım.

 

Hem ağlatan bir eser, hem de güldüren bir eser

Demek yerinde olur, öyle bir eser yazdım!

 

Arapça, Farsça eserdir, desen de sen ne kadar

O türlü sözlere hiç vermeyip değer, yazdım.

 

Biraz sizin gibiydim, serde dilcilik vardır.

Siz Er dedikçe dövündüm, dedim NEFER yazdım.

 

Siz dedikçe GENERAL, arttı hasretim PAŞA’ya!

Kebap olup ateşinden yanan ciğer yazdım.

 

Görpü sizin elinizden dilin ne çektiğini

Ben oldum en sonu çılgınca dilsever, yazdım.

……

Şu Türkçedir, bu değildir deyip dururken siz,

Dedim: KAZA, ne yaparsın dedim, KADER yazdım.

 

Ne sağ, ne sol diye birşey düşünmedim, başıma

Belâ gelir demedim, etmedim hazer, yazdım!

 

Şu BAŞVEKİL demedim, ya bu BAŞBAKAN demedim.

Ha var, ha yok, SAKA, SAYDAM, SARAÇ, PEKER yazdım.

…..

Bu inkılâb cehaletle öyle harb etti

Ki uykusundan uyandırdı ŞARK’ı GARB etti.

 

Bununla da kaldı zannetme, GARB’ı etti BATÜI!

Onun da çehre-i memsûha döndü bak suratı!

 

Ne inkılâb, düşün, yok değişmeyen birşey!

EFENDİ sırra kadem bastı, yok HANIM, yok BEY!

 

Değişti terbiye, ahlâk, başkalaştı hayat!

Belirdi bir yenilik, geldi taze, gitti bayat!

 

Neler değişmedi, DÜNYA değişti, oldu ACUN.

Yedirdiler ona erbabı bir ÖZEL macun.

 

Değişti hem yazı, hem dil, değişmedin el’ân!

Kamış kalemle yazarsın değil mi, hem sağdan!

…..

KURUM demek duruyorken denir mi CEMİYYET?

KURUL denilmeli, zira Arapçadır HEYET!

…..

O tatlı Türkçeye bir başka şîve vermek için

Ve mutlaka o uğursuz murada ermek için

Atıl şu yelken açan inkılâb sandalına!

Kapandı medrese yahu, asılma mandalına!

Olur mu hiç dili Türk’ün lisan-ı Osmanî?

O başka devr idi dönmez o devr-i sultanî.

…..

Hayale gelmeyen işler vukua gelmiştir.

Bu inkılâb-ı lisan işte böyle bir iştir.

 

NEBAT’a BİTKİ demişler… Şu bildiğin ottur.

Odur ya ismi değişmez. Nasıl olur deme, dur!

Yabanda bitmedi, dil bahçesinde bitmiştir!

Bir ihtimâm ile has bahçıvan EĞİTMİŞTİR!

Kurumca İLM-İ NEBÂTÂT’a dendi BİTKİBİLİK!

Arapça, Farsça yasak, isteyen desin BOTANİK!

Bugünkü dilci demez ŞEY… Arapça bir söz bu!

Üvey sayılmalıdır, işte NESNE var, ÖZ bu!

Demek ki NESNEBİLİK şimdi İLM-İ EŞYA’dır.

Ne inciler veriyor, bak, BİLİK ne deryâdır!

Bilince şiveyi, tarihe DÜNBİLİK demeli!

Bu dünbelek gibi birşey de olsa bellemeli!

ÖNEMLİ BİR KONU’dur yani BİR MÜHİM MEVZU!

Kaside yazmaya birden uyandı bir arzu.

Asıl lügat EĞİTİM’miş. Demek ki TERBİYE yok.

Bilir miyim neye yok, siz de sormayın neye yok.

Sizin şu olmalıdır sade bilmeniz gereken:

EĞİTMEN oldu MÜREBBİ, MUALLİM: ÖĞRETMEN!

LİSAN TEMİZLENECEK! Öyle gösterir GİDİŞAT!

“TEMİZLENİR, çoğa varmaz” diyor sayın Bay Onat.

Zamane mü’mini CAMİ demez de, der TAPINAK!

Çekinme, gir yine, hâzır ve nâzır orda da Hak.

Müezzinin sesi de TANRI… Ben onun sesine

Ses uydurup derim ALLAH ezan verircesine!

BİTİK, KİTAB’a ve MEKTUB’a dendi, hoş denmiş!

Kitap olurdu yazılsaydı, öyle iş bu deyiş!

BİTİK, KİTAP; ama gel sor BETİK ne? Yazma kitap?

Bu ince farkı eder dilde bellemek icab…

Nedir KİTAB-I MUKADDES, diyorsun… Al, KUT-BİT!

Ne güldün? Özcüye git sor. Dilemre Saim’e git!

…..

Yeter CEHENNEM, İlâhî, yaratma bir de TAMU!

Esirge bir ikisinden Nihâd-ı mâsumu!

Esirge dilciyi hattâ ateşten Allahım,

Yeter o gafile zira benim yakan âhım!

— 1947

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here