Cemaat medyası 28 Şubat döneminde çok farklı bir dil kullanıyordu.

Başörtüsü yasağına karşı haklarını arayan öğrencilere polisin uyguladığı şiddeti, televizyonlarında “Öğrencilerin taşkınlıkları, saatlerdir büyük bir sabırla görevini yapmakta olan polisin sabrını taşırdı” şeklinde, dalkavukça ifadelerle yayınlıyorlardı.

Zaten başörtüsü teferruattan ilân edilip bir kenara atılmış, bir hak mücadelesine konu olma şansını baştan kaybetmişti onların nazarında. Hocaları, Müslümanların en temel haklarını ortadan kaldırmak için girişilen çabaları “içtihad” olarak nitelemiş, “İsabet ederse iki, hatâ ederse bir sevap” bağışlayıvermişti peşin peşin.

Polis de gözaltına aldığı gençlere “Sen Fethullah Hocadan daha mı iyi biliyorsun?” diyerek işkence yapıyordu.

Zalimin dalkavuğu şimdi de Müslüman taklidi yapıyor ve “28 Şubat sürecinde despotların ‘irtica ile mücadele’ adı altında okul kapılarında yaptığı zulümler”den bahsediyor.

Ama o despotları kim alkışlıyordu, o zulümlerin fetvası kimden alınmıştı, onlara zulümleri için içtihad sevabı bağışlayan kimdi, bundan bahsetmiyor.

Şimdi onların başka bir telâşı var. Yasa ve ahlâk dışı faaliyetlerin her türlüsüne bulaşmış örgütleri köşeye sıkıştı. Deliller birbiri ardınca açığa çıkıyor. İtirafçılar peş peşe örgütün suçlarını ortaya döküyor. Çeşitli paravanlar ardında faaliyet gösteren suç yuvaları birer birer basılıyor.

Örgüt medyasına da, vaktiyle içleri yağ bağlayarak seyrettikleri zulümleri hatırlatıp bugünün ehl-i iman yöneticilerini o günün zalimlerine benzeterek mazlum Müslümanların sempatisini kazanmaya çalışmak gibi eblehçesine bir çaba düşüyor.

Ve bu eblehçesine çabalar, yakın tarihin hatıralarını canlandırıyor ve zihinlerde şöyle bir sualin belirmesine yol açıyor:

O gün o zulümler işlenirken, zalimlerin ayakları dibinden Müslümanlara hırlayanlar acaba kimlerdi?

***

Konuyla ilgili diğer haberimiz:

Münafıklara şapka çıkartan sahte kahramanlar

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here