– 8 –

Eğer bir eser, kendisine muhatap olarak yüksek bir entellektüel seviyedeki insanları seçmişse, daha aşağı seviyelerdeki kimseler için ilgi çekici olma ve onlar tarafından anlaşılma ihtimali pek yüksek olmayacak demektir. Buna karşılık, avam kitlelerini muhatap alan yazıların da yüksek seviyelerdeki insanlar tarafından ciddîye alınma şansı az olur. Böylece, bir eser bu iki uçtan birine meylettiği ölçüde, diğerinden kendisini uzaklaştırmak zorunda kalır. Bütün entellektüel tabakaları birden muhatap almak ve aynı satırlarla, aynı ifadelerle, aynı açıklamalarla hepsini birden tatmin etmek ise, imkânsıza en yakın olan şeydir.

Risalelerin telifinde, imkânsız olan bu şeyin çok rahat bir şekilde başarıldığı açıkça görülmektedir. Onun eserlerinden ders alanlar arasında, herkesten önce, büyük bir âlim olan kendi kardeşi Abdülmecid Efendi vardır. İlmi, irfanı ve ince anlayışıyla, Bediüzzaman’ın gözünde kendi öz kardeşinden de öne geçen Hulûsi Yahyagil, yine ilim sahibi birer hocaefendi olan Sabri Efendi, Hafız Ali, Hafız Halid, Şamlı Hafız Tevfik, soruları ve yorumlarıyla geniş bir kültür ve zevk sahibi oldukları belli olan Yüzbaşı Refet Barutçu ve Binbaşı Asım Bey gibi zatlar, Risalelerin ilk telif edildiği andan itibaren Müellifin en önde gelen muhatapları sırasına girmişlerdi.

Fakat Nur Risalelerinin tesir alanı sadece bu seçkin zümreyle sınırlı kalmadı, ondan çok daha ötelerine taştı. İşçi, köylü, çiftçi, esnaf, öğrenci, kadın, erkek, çocuk, ihtiyar gibi akla gelebilecek bütün kesimlerden oluşan bir talebe kitlesine sahipti Risale-i Nur. Bu kitle, bilgi ve kültür yönüyle, oldukça derin farklılıklar içeren bir kitleydi. Öyle ki, okuma yazmayı güçlükle sökenlerden, hattâ hiç sökemeyenlerden bile Nur Risalelerine talebe olan, onu okutup dinleyen ve onu yaymayı ideal edinen kimseler vardı.

IMG_4018-a

Âdilcevazlı Emrullah oğlu Bekir, onlardan biriydi. Fakat okuma-yazması olmayan Bekir Efendi, sıra Nur Risaleleri hakkındaki duygularını dile getirmeye gelince bülbül kesiliyor ve iyi bir eğitim görmüş insanların bile kaleminden güçlükle çıkabilecek ifadeleri yazdırarak Üstada gönderiyordu. Bediüzzaman’ın “Ümmî, fakat allâmelerin işini gören ve esrâr-ı Kur’âniyeye karşı Isparta’nın intibahına sebep olan, âhiret kardeşim Âdilcevazlı Bekir Ağanın Sözler hakkındaki ihtisâsâtıdır” şeklinde bir sunuşla Barla Lâhikasına aldığı bir mektubunda, Emrullah oğlu Bekir, sadece Risaleleri okurken duyduğu coşkuyu berrak bir ifadeyle dile getirmekle kalmıyor, aynı zamanda, karamsarlığı gerektiren şartlar altından aydınlık bir geleceğe uzanan bir bakışla Üstadına ümit ve teselli de veriyor:

 

Fazîlet-meâb Üstadım Hazretleri,

 

Efendim, evvelâ arz-ı tâzim ve hürmetle mübarek ellerinizi öperek, her an ve zaman lisanıma yakıştığı kadar dua eder ve duanızı rica ediyorum.

 

Efendim, malûmunuz, fakir talebeniz ve kardeşiniz cahil olduğum halde, güneş-misâli olan risale-i bergüzîdelerinizden umum Nur Risalelerinizi okutup dinledim. Güneşin nuruna sed çekilemediği gibi ve sed çekilmek ihtimali olmadığı gibi, risalelerinize de sed çekilemez. Onları istimâda [dinlerken] ruh ve kalbimi tetkik ettim; tetkikatımda ne gibi hissetmiş ve anlamış olduğumu aradım. Baktım ki, ruh ve kalbimde bir feyezan ve coşkunluk var ki, beni bilâihtiyar bir vazifeye sevk etmek için hemen “Haydi, haydi” diye tazyikata başladı. Ben de ruhumda olan bu vâkıayı takip ederken, o Nurların irae ettiği miftahları [gösterdiği anahtarları] gördüm ve gösterildi. Anladım ki, bu anahtarlarla icap eden kapıları açıp, o Nurlara ehil olan kardeşlerimi—min gayri haddin—arayıp bulmak vaziyeti âdetâ bana emrolunup, o Nurlardan güneş gibi nur saçılması hususunda ben de bu hali kendime vazife addettim.

 

O Nurlardan almış olduğum anahtarları teslimle, hâin-i din olan mülhidlerin elleri kımıldanmayacak derecede kırılması için, hamden lillâh, bu kardeşlerimi arayıp buldum. Emânetullah ve emânât-ı Peygamberînin (a.s.m.) gayet parlak, yakut ve zümrütten kıymettar olan hazinelerini o zatların ellerine teslim ettim. Elhamdülillâh, Cenab-ı Hak muvaffak etti. O mübarek eserlerinizi mütalâa eden eşhas, insan iseler ve insaniyetle alâkaları varsa iman eder. İnanmadıkları takdirde, ya insaniyetten istifa etmeli veyahut “İnsan değiliz” demeli. Bu eserler başlı başına, ayrı ayrı birer fâtihtir. İnşaallah, her cihetle fethederek fâtih olacaktır. Cenab-ı Mevlâ âhirette cümlemizi sevabına nâil eyleyip şefaatine mazhar buyursun. Âmin.

 

Tekrar mübarek ellerinizi bûs ile duanızı istirham eylerim, efendim hazretleri.

 

Abdülcelil oğullarından Âdilcevazlı Emrullah oğlu Bekir[1]

 

[Devam edecek]

[1] A.g.e., 1427.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here