Kim âhiret kazancını isterse, Biz onun kazancını arttırırız.
Kim bir iyilik yaparsa, Biz onun güzelliğini daha da arttırırız.
O, iman edip güzel işler yapanların dualarına cevap verir; lütfuyla onlara istediklerinden fazlasını da verir.
Şûrâ Sûresi, 42:20, 23, 26

ÜMİT ŞİMŞEK

YUKARIYA aldığımız cümleler, aynı sûre içinde, çok kısa aralıklarla birbirini takip eden üç ayrı âyet içinde yer alıyor. Hepsi bir sayfalık bir aralık içinde geçen bu cümleler ortak bir özelliğe sahip:

Hepsinde de “fazlalık” müjdesi var.

Bunlardan birincisinde, âhiret kazancına talip olan ve bunun için çalışan kullara, hak ettikleri ödülden daha fazlası vaad ediliyor. Nitekim bu vaad daha başka yerlerde de ayrı ayrı vurgulanmıştır. Bu âyetlerden birinde, Allah huzuruna bir iyilikle gelen kimse on misli ödülle müjdelenmekte,[1] bir başka âyette ise, yedi yüz kat ödülden söz edilmektedir.[2] Âyetlerin gelişinden ve bu konuya değinen pek çok hadis-i şeriften anlıyoruz ki, vaad edilen ödülün alt sınırı on kattır; fazlalıkta ise bir sınır konmamıştır; bu tamamen Allah’ın lütuf ve keremine bağlıdır. O, dilediği kuluna, onlarca, yüzlerce, binlerce veya hiç hayallerden geçmeyecek bir fazlalıkla mükâfat verir.

Şûrâ Sûresinin âyetinde “Biz onun kazancını arttırırız” buyurulduktan hemen sonra, üç âyet ileride, yine bir fazlalıktan söz ediliyor:

“Kim bir iyilik yaparsa, Biz onun güzelliğini daha da arttırırız.”

Yani, yapılan bir iyilik, bir iyilik olarak kalmayacak, Allah onu arttırdıkça arttıracak, hem de bir güzellikle arttıracak, onu daha da güzelleştirecek, bir güzellik içinde ziyadeleştirecektir. Bu ifadede, aynı zamanda, iyilik yapan kulun iyilik yapma yeteneğinin arttırılması anlamı da vardır ki, ödülü asıl katlayan şey de budur. Çünkü yapılan her iyiliğe zaten kat kat sevap vardır; iyilik yapma yeteneğinin arttırılması ise, zaten kat kat artacak olan ödüllere vesile olan şeyin de katlanarak artması demektir. Tabii ki, artan iyilikler de Yüce Allah’ın lütuf ve ikramını celb edecek ve onlar da yine güzellik içinde artışlara vesile olacaktır. İnsan, Rabbinin lütfuyla iyilik ve güzellik yoluna bir kere girmeyegörsün, o kerem deryasından nasibine düşecek şeyi hangi akıl hesaplayabilir, hangi hayal kuşatabilir?

Şûrâ Sûresinin 23’üncü âyetinde bunu müjdeleyen Yüce Allah, üç âyet sonra, kullarına bir başka fazlalık vaad ediyor:

“O, iman edip güzel işler yapanların dualarına cevap verir; lütfuyla onlara istediklerinden fazlasını da verir.”

Lütuf ve ikramların artışına bir bakın:

Önce bir kazanç artışı.

Bir iyiliğe kat kat ödül.

İyilik yeteneğini arttırarak ödülde artışı daha da hızlandırmak.

Ayrıca kuluna bir de dua nimetini bağışlayarak “İşte kapım, istediğin zaman çekinme, çal” diye, Yer ve Gökler Rabbinin dergâhını göstermek.

Üstelik duaya bir de cevap taahhüt etmek.

Daha da ötesi, dua edenin istediğinden daha fazlasını vaad etmek…

Artık bundan daha fazlası nasıl olabilir diye insanın düşünecek takati kalmıyor.

Yalnız şu kadarını anlıyor insan:

Bu dünyada ne var ise, bitmez tükenmez kerem sofralarından bir lokma imiş.

Ve bu dünyaya gelişimiz, arkadan açılacak büyük sofralar için bir davet içinmiş.

Geri kalan herşey bir bahaneden ibaretmiş!


[1] En’âm Sûresi, 6:160.

[2] Bakara Sûresi, 2:261.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here