Fatiha

  1. Bizi doğru yola ilet.
  2. Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna ilet. Gazabına uğramış, yahut sapmış olanların yoluna değil.

Âmin.

 

Bakara

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. Elif lâm mim.
  2. Şu kitap ki, onda hiç kuşku yoktur. Takvâ sahipleri için o bir yol göstericidir.
  3. O takvâ sahipleri ki, gayba inanırlar, namazlarını dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunurlar.
  4. Onlar sana indirilene de inanırlar, senden önce indirilene de. Âhirete de onların tam ve kesin bir imanı vardır.
  5. İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler. Ve onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.

 

  1. Allah, sivrisinekle yahut ondan daha küçüğüyle misal vermekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o, Rablerinden gelen hakkın tâ kendisidir. İnkâr edenler de “Allah bu misalle ne demek istedi?” deyiverirler. Allah, bu misalle nicelerini saptırır, nicelerini de doğru yola ulaştırır. Aslında, Allah’ın saptırdıkları, zaten yoldan çıkmış olanlardır.

 

  1. Hayır! Kim tam bir teslimiyetle yüzünü Allah’a döner ve güzelce kullukta bulunursa, onun Rabbi katında ödülü vardır. Ne bir korku vardır onlara, ne de üzülecekler.

 

  1. Kendilerine verdiğimiz kitabı gereği gibi okuyanlar, ona iman ederler. Kim onu inkâr ederse, işte onlar da hüsrana düşenlerdir.

 

  1. Biz sizi böylece vasat bir ümmet yaptık—tâ ki siz insanlara şahitler olun, Peygamber de size bir şahit olsun. Senin vaktiyle yöneldiğin Kâbe’yi ise, kim Peygambere uyuyor, kim de topuğu üzerinde gerisin geri dönüyor, görelim diye kıble yaptık. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına pek güç gelir. Yoksa Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir.  Gerçekten, Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.

 

  1. Biz sizi biraz korku ve açlıkla, biraz mal, can ve ürün eksikliğiyle sınayacağız. Müjdele o sabredenleri!
  2. Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Biz zaten Allah’ınız, yine Ona döneceğiz” derler.
  3. İşte onlar için Rablerinden bağışlanmalar ve bir rahmet vardır. Ve onlar, doğru yola ermiş olanların tâ kendileridir.

 

  1. Hayra ermek demek, yüzünüzü doğuya, batıya çevirmek demek değildir. Hayra eriş, o kimsenin erişidir ki, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanmış; yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolculara, ihtiyacından dolayı isteyene, esaret altındakilere malından seve seve  vermiş; namazı dosdoğru kılmış, zekâtı vermiştir. Onlar, sözleştikleri zaman sözlerinde duran kimselerdir. Onlar, darlıkta, sıkıntıda ve çetin şartlar altında  sabredenlerdir. Onlar sadıkların tâ kendisi, onlar takvâ sahiplerinin  tâ kendisidir.

 

  1. Onlardan bazıları da şöyle der: “Rabbimiz, bize dünyada güzellik, âhirette güzellik ver; bizi ateş azabından koru.”
  2. İşte onların, kazandıklarından nasibi vardır. Allah’ın hesap görmesi ise pek sür’atlidir.

 

 

  1. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendisini feda eder. Allah ise kullarına karşı pek şefkatlidir.
  2. Ey iman edenler, hep birlikte esenliğe girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin; çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.

 

  1. İman edenlere ve Allah yolunda hicret ve cihad edenlere gelince, onların, Allah’ın rahmetini ümit etmeye hakları vardır. Gerçekten de Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

  1. Dinde zorlama yoktur; artık doğru ile eğri birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tâğutu reddedip Allah’a iman ederse, kopmaz ve kırılmaz, sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah ise herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
  2. Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostu da tâğutlardır ki, onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. Onlar ateş ehlidir; orada ebedî olarak kalacaklardır.

 

  1. Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak vermiş bir taneye benzer ki, herbir başakta da yüz tane vardır. Allah, dilediğine böyle kat kat verir. Çünkü Allah’ın lütfu geniştir, ilmi ise herşeyi kuşatır.
  2. Mallarını Allah yolunda harcayan, harcadığını da başa kakmayan kimselerin Rableri katında ödülleri vardır. Artık onlar için hiçbir korku olmaz; onlar hiçbir şekilde de üzülmezler.
  3. Güzel bir söz, bir affediş, ardından eziyet gelen sadakadan daha hayırlıdır. Sizin bağışlarınıza Allah’ın ihtiyacı yoktur; O kullarına yumuşaklık ve müsamaha ile davranır.

 

  1. Allah’ın rızasını kazanmak ve gönüllerindeki imanı iyice sağlamlaştırmak için mallarını harcayanların durumu ise, bir tepe üzerine kurulu bir bahçeye benzer ki, yağmur yağdığında meyvesini iki kat verir. Hattâ, yağmur yağmasa bile az bir çiseleme yine yeter. Allah ise sizin yaptıklarınızı görmektedir.

 

  1. Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıktan bağışlayanların ödülleri Rableri katındadır. Ne bir korku vardır onlar için, ne de üzülecekler.

 

  1. İman eden, güzel işler yapan, namazlarını dosdoğru kılan ve zekâtlarını veren kimselerin ise Rableri katında ödülleri vardır. Ne bir korku vardır onlar için, ne de üzülecekler.

 

  1. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti; mü’minler de iman ettiler. Onlardan herbiri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. Allah’ın elçilerini birbirinden ayırt etmeyiz. Onlar “İşittik ve itaat ettik,” dediler. “Senden bizi bağışlamanı dileriz, ey Rabbimiz; dönüşümüz Sanadır.”
  2. Allah kimseyi gücünden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı hayır kendi lehine, işlediği kötülük de kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz! Unutur yahut hatâ edersek bizi cezalandırma. Ey Rabbimiz! Bize, daha öncekilere yüklediğin gibi ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeylerle bizi yükümlü tutma. Günahlarımızı affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Bizim dostumuz ve yardımcımız Sensin; kâfirler güruhuna karşı Sen bize yardım et.

 

Âl-i İmrân

  1. Sana kitabı indiren Odur. O kitaptan bir kısmı muhkem âyetlerdir ki, onlar kitabın anasıdır; diğer bir kısmı da müteşabihattır. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak için müteşabih olanın peşine takılır da onu kendince yorumlamaya uğraşır. Oysa onların kesin yorumunu Allah’tan başkası bilemez. İlimde derinlik sahibi olanlar ise, “Biz ona inandık; hepsi Rabbimizin katındandır” derler. Fakat bunu ancak selim akıl sahipleri düşünüp anlar.
  2. Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi tekrar sapıklığa meylettirme. Bize yüce katından bir rahmet bağışla. İstediklerimizi bize bağışlayan Sensin.
  3. Rabbimiz! Geleceğinde kuşku olmayan bir günde insanları huzurunda toplayacak olan da Sensin. Şüphesiz ki Allah sözünden asla dönmez.

 

  1. Kadınlara, oğullara, yığılıp istiflenmiş altınla gümüşe, cins atlara, davar ve ekinlere olan zevk düşkünlüğü insanlara hoş gösterilmiştir. Fakat bütün bunlar dünya hayatının malıdır. Varılacak en güzel yer ise Allah katındadır.
  2. “Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi?” de. Takvâ sahipleri için Rableri katında, ebedî olarak kalmak üzere, altından ırmaklar akan Cennetler, tertemiz eşler ve bir de Allah’ın rızası vardır. Allah ise kullarını her halleriyle görmektedir.
  3. O takvâ sahipleri, “Ey Rabbimiz,” derler. “Biz kuşkusuz bir şekilde iman ettik. Sen de bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru.”
  4. Onlar sabredenlerdir, sözünde ve imanında sadık olanlardır, Allah huzurunda saygı ile el bağlayanlardır, mallarını hayır için harcayanlardır, seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dileyenlerdir.

 

  1. İsa onların inkârını sezdiğinde, “Allah yolunda bana yardım edecek kim var?” diye sordu. Havâriler, “Allah yolunda yardımcılar biziz,” dediler. “Biz Allah’a iman ettik. Sen de şahit ol ki biz Allah’a teslim olmuş Müslümanlarız.
  2. “Ey Rabbimiz! İndirdiğin kitaba iman ettik, Peygambere uyduk. Sen de bizi şahitlerle beraber yaz.”

 

  1. Kitap Ehlinden öylesi vardır ki, kendisine yükler dolusu emanet bıraksan, onu sana geri verir. Onlardan öylesi de vardır ki, bir dinar bile emanet edecek olsan, tepesine dikilmedikçe onu sana ödemez. Buna sebep de, “Kitap Ehli olmayanlar hakkında yaptıklarımızdan sorumlu tutulmayız” demeleridir. Böylece, Allah hakkında bile bile yalan söylüyorlar.
  2. Hayır! Kim ahdine vefa gösterir ve kötülükten sakınırsa, Allah da o takvâ sahiplerini sever.

 

  1. İçinizden öyle bir topluluk bulunmalı ki, hayra çağırsın, iyiliği teşvik etsin, kötülükten sakındırsın. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.

 

  1. Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet oldunuz. İyiliği teşvik eder, kötülükten sakındırır, Allah’a hakkıyla iman edersiniz. Eğer Kitap Ehli de iman etseydi, onlar için hayırlı olurdu. Gerçi onlardan mü’minler de vardır; fakat çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

 

  1. Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden dosdoğru bir topluluk da vardır ki, secdeye kapanır, geceler boyu Allah’ın âyetlerini okurlar.
  2. Onlar Allah’a ve âhiret gününe inanır, iyiliği teşvik eder, kötülükten sakındırır, hayırda yarışırlar. İşte onlar iyi ve hayırlı kullardandır.
  3. Onların işlediği hiçbir hayır karşılıksız kalmayacaktır. Çünkü Allah takvâ sahiplerini pek iyi bilir.

 

  1. Rabbinizden erişecek bir bağışlanmayı ve genişliği göklerle yer kadar olup da takvâ sahipleri için hazırlanmış bir Cenneti kazanmak için yarışın.
  2. O takvâ sahipleri ki, bollukta da, darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah ise iyilik yapanları sever.
  3. O takvâ sahipleri, çirkin bir iş yaptıkları, yahut bir günahla nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarının bağışlanmasını isterler. Zaten Allah’tan başka günahları bağışlayacak kim var? Onlar, işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.
  4. İşte onların ödülleri, Rablerinden bir bağışlanma ile altlarından ırmaklar akan Cennetlerdir ki orada ebediyen kalırlar. Çalışanlar için ne güzel bir ödül!

 

  1. Nice peygamberler gelip geçti ki, onlarla birlikte savaşan Allah erleri vardı. Onlar, Allah yolunda başlarına gelen zorluklardan yılmadılar, zaaf göstermediler, düşmana boyun eğmediler. Allah ise sabredenleri sever.
  2. Onların söyledikleri de şu sözlerden başkası değildi: “Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıkları bağışla. Bize sebat ver. Kâfirler güruhuna karşı bize yardım et.”
  3. Allah da onlara dünya nimeti ile âhiret sevabının en güzelini birlikte verdi. Çünkü Allah iyilik yapan ve iyi kulluk edenleri sever.

 

  1. Onlar, yaralandıktan sonra da yine Allah’ın ve Resulünün çağrısına uyanlardır. Onlardan iyilik yapan ve sakınanlar için pek büyük bir ödül vardır.
  2. Onlar öyle kimselerdir ki, halk onlara “İnsanlar size karşı toplandı; onlardan korkun” dediği zaman, bu onların imanını arttırdı ve dediler ki: “Bize Allah yeter; ne güzel vekildir O.”

 

  1. Göklerin ve yerin yaratılışı ile gece ve gündüzün değişmesinde, akıl sahipleri için deliller vardır.
  2. Onlar ayaktayken de, otururken de, yatarken de Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler: “Bunları boşuna yaratmadın, ey Rabbimiz! Seni bütün noksanlardan uzak tutarız. Sen de bizi ateş azabından koru.
  3. “Rabbimiz! Sen kimi ateşe sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin ise hiçbir yardımcısı olmaz.
  4. “Rabbimiz! Bizi ‘Rabbinize iman edin’ diyerek imana çağıran davetçiyi işittik ve inandık. Sen de bizim günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz, kötülüklerimizi ört ve bize iyiler zümresinden olarak ölmeyi nasip eyle.
  5. “Rabbimiz! Elçilerinle bize vaad ettiğin şeyi bize ver; kıyamet gününde bizi rezil etme. Sen zaten vaadinden dönmezsin.”
  6. Rableri de onlara şu cevabı verdi: Erkek olsun, kadın olsun, sizden iyi bir iş yapanın emeğini Ben asla boşa çıkarmam. Siz zaten birbirinizdensiniz. Hicret eden, yurdundan çıkarılan, Benim yolumda eziyete uğrayan, savaşan ve can veren kimselerin Ben kötülüklerini örtecek ve onları altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştireceğim. Bu Allah katından bir ödüldür. Ödülün en güzeli de Allah katındadır.

 

  1. Kitap Ehlinden öyleleri de var ki, Allah’a da, size indirilene de, onlara indirilene de, Allah karşısında tam bir saygı içinde iman ederler ve üç beş kuruş için Allah’ın âyetlerini satmazlar. Onların Rableri katında ödülleri vardır. Allah ise hesapları pek çabuk görür.

 

Nisâ

  1. İşte bunlar [miras ile ilgili hükümler] Allah’ın çizdiği sınırlardır. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, Allah da onu, ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir. Asıl büyük bahtiyarlık işte budur.

 

  1. Allah katında makbul tevbe, bir cahillik edip de günah işleyen, sonra çok geçmeden pişman olup bundan dönen kimsenin tevbesidir. İşte onlar, tevbelerini Allah’ın kabul edeceği kimselerdir. Allah ise herşeyi bilir, her işi hikmetle yapar.

 

  1. Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimetlere eriştirdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Bunlar ise ne güzel arkadaştır!
  2. Bu Allah’tan gelen lütuftur. Allah’ın herşeyi biliyor olması ise kâfidir.

 

  1. Mü’minlerden, bir mazereti olmaksızın cihaddan geri kalanlar, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerle bir olmaz. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, evlerinde oturanlardan mertebece daha üstün kılmıştır. Gerçi hepsine Allah Cenneti vaad etti; ama cihad edenleri, pek büyük bir ödülle, oturanlara üstün kıldı.
  2. Onlar için Allah katından yüksek mertebeler, bir bağışlanma ve bir rahmet vardır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

  1. Allah yolunda hicret eden kimse, barınacak nice yerler ile rızkında genişlik bulur. Kim Allah’a ve Resulüne hicret etmek üzere evinden çıkar da yolda eceli gelirse, onu ödüllendirmek Allah’a kalmıştır. Allah ise çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

  1. Kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa, erkek olsun, kadın olsun, onlar da zerre kadar haksızlığa uğratılmadan Cennete girerler.
  2. Kulluğunu güzel bir şekilde takınarak tam bir teslimiyetle Allah’a yönelen ve bütün bâtıl inançlardan yüz çevirerek İbrahim’in dinine tâbi olan kimseden daha güzel bir inanç sahibi kim var? İbrahim’i ise Allah dost edinmiştir.

 

  1. Allah’a ve peygamberlerine hiçbirini ayırt etmeksizin iman edenlere ise Allah ödüllerini verecektir. Zira Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

  1. Onlardan [Kitap Ehlinden] ilimde derinlik sahibi olanlar ile sana indirilene ve senden önce indirilene iman eden mü’minlere, namazlarını dosdoğru kılanlara, zekâtlarını verenlere, Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere gelince, Biz onlara pek büyük bir ödül vereceğiz.

 

Mâide

  1. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Âdil olun; bu takvâya daha yakındır. Allah’tan sakının. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
  2. İman eden ve salih amel işleyenlere, Allah bağışlanma ve büyük bir ödül vaad etmiştir.

 

  1. Kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse, Allah onun tevbesini kabul eder. Gerçekten de Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

  1. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar Allah’ı sever. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetlidirler; Allah yolunda cihad ederler; dil uzatanın kınamasından da korkmazlar. Bu Allah’ın lütfudur ki, dilediğine verir. Allah ise lütuf ve keremi pek geniş olan ve herşeyi hakkıyla bilendir.
  2. Sizin veliniz ancak Allah’tır, Resulüdür, bir de namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, Allah huzurunda eğilen mü’minlerdir.
  3. Kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri veli edinirse, hiç kuşkusuz üstün gelecek olan, Allah’ın taraftarlarıdır.

 

  1. Eğer Kitap Ehli de iman etmiş ve sakınmış olsa idi, Biz onların günahlarını örter ve kendilerini nimetlerle dolu Cennetlere yerleştirirdik.
  2. Eğer onlar Tevrat’ın, İncil’in ve Rablerinden onlara indirilmiş olan şeylerin hakkını verselerdi, başlarının üzerinden ve ayaklarının altından nimetlerle besleneceklerdi. Gerçi onlardan orta yolda olanlar da vardır; birçoğunun yapmakta olduğu ise pek kötü birşeydir.

 

  1. Peygambere indirileni işittiklerinde, âşinâ oldukları haktan dolayı gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün. “Ey Rabbimiz, iman ettik,” derler. “Sen de bizi hakka şahitlik edenlerle beraber yaz.
  2. “Rabbimizin bizi iyi ve hayırlı kullar arasına katması için can atarken, Allah’a ve haktan bize gelene niçin iman etmeyelim?”
  3. Bu söylediklerine karşılık, Allah da onları, içinde ebediyen kalacakları, altlarından ırmaklar akan Cennetlerle ödüllendirdi. İyilik yapan ve iyi kulluk edenlerin karşılığı işte budur.

 

  1. Hani, Havarilere de “Bana ve elçime iman edin” diye ilham etmiştim; onlar da “İman ettik, şahit ol ki biz hakka teslim olmuş Müslümanlarız” demişlerdi.

 

 

En’âm

  1. Biz peygamberleri ancak müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Kim iman eder ve durumunu düzeltirse, artık ne bir korku vardır onlara, ne de üzülecekler.
  2. Âyetlerimizi yalanlamış olanlara ise, yoldan çıkmaktaki ısrarları yüzünden azap dokunacaktır.
  3. De ki: Ben size “Allah’ın hazineleri benim yanımda” veya “Ben gaybı bilirim” demiyorum. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. “Kör ile gören bir olur mu?” de. Hiç düşünmüyor musunuz?
  4. Rablerinin huzuruna çıkarılmaktan korkan ve Ondan başka bir dostu yahut şefaatçisi olmayan kimseleri sen bu Kur’ân ile uyar; olur ki sakınırlar.
  5. Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek Ona dua edenleri yanından kovma. Ne onların hesabından sana bir sorumluluk vardır, ne senin hesabından onlara. Sakın onları kovup da zalimlerden olma.
  6. Onları birbiriyle böylece imtihana uğrattık; onlar da “Aramızdan bunları mı Allah lütfuna lâyık gördü?” dediler. Şükredenleri en iyi bilen Allah değil mi?
  7. Âyetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, sen onlara de ki: Size selâm olsun. Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazdı. Sizden kim bir cahillik edip de kötülük işler, sonra ardından tevbe eder ve durumunu düzeltirse, Onun çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olduğunu görecektir.

 

  1. İman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmamış olanlar—korkudan emin olmak işte onların hakkıdır; doğru yolda olanlar da onlardır.[1]

 

  1. Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürümesini sağlayacak bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp da oradan çıkamayan kimse gibi olur mu? İnkâr edenlere, yapmakta oldukları şey işte böyle hoş görünür.

 

A’râf

  1. İçlerinden bir topluluk, onları sakındırmaya çalışanlara, “Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir kavme niçin öğüt verip duruyorsunuz?” dediklerinde, onlar dediler ki: “Rabbimize karşı bir özür olsun diye. Bakarsınız, onlar da Allah’a karşı gelmekten sakınırlar.”
  2. Onlar kendilerine verilen öğütü unuttuklarında, Biz de kötülükten sakındıranları kurtardık; zulmedenleri ise, yoldan çıkmaktaki ısrarları yüzünden, şiddetli bir azapla yakaladık.

 

  1. Yarattıklarımız arasından bir topluluk da var ki, hak sözle insanlara doğru yolu gösterir ve hak ile hükmederek adalet ederler.

 

Enfâl

  1. Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir; kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda imanları ziyadeleşir; bir de yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
  2. Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunurlar.
  3. İşte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için Rableri katında yüksek mertebeler ile bir bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.

 

  1. İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler ve onları barındırıp onlara yardım edenler—işte onlar hakkıyla mü’min olanlardır. Onlar için bir bağışlanma ve pek bol bir rızık vardır.
  2. Bundan sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenler de sizdendir. Aralarında akrabalık bağı bulunanlar ise, Allah’ın hükmüne göre, birbirlerine daha da yakındırlar. Allah herşeyi hakkıyla bilir.

 

Tevbe

  1. Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar ve ziyaret eder. Doğru yola ermiş olmaları umulanlar işte bunlardır.
  2. Yoksa siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haramı imar etmeyi, Allah’a ve âhiret gününe iman ederek Allah yolunda cihad eden kimsenin yaptığı işle bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar bir olmaz. Ve Allah zalimler güruhuna yol göstermez.
  3. İman eden, hicret eden ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenler, Allah katında en yüksek mertebededirler. Muradına erenler de işte onlardır.
  4. Rableri onları rahmetiyle, hoşnutluğuyla ve Cennetlerle müjdeler ki, orada onlar için sürekli nimetler vardır.
  5. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Gerçekten de Allah katında pek büyük bir mükâfat vardır.

 

  1. Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, canlarıyla ve mallarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah o takvâ sahiplerini bilir.

 

  1. Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği tavsiye eder, kötülükten sakındırır, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz ki Allah’ın kudreti herşeye üstündür, hikmeti ise herşeyi kuşatır.
  2. Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içlerinde ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler ile Adn Cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyük bir ödüldür. En büyük bahtiyarlık da işte budur.

 

  1. Peygamber ve onunla birlikte iman edenler ise mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler. Hayırların tümü onlarındır. Onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.
  2. Allah onlar için, ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır. Asıl büyük bahtiyarlık işte budur.

 

  1. Fakat bedevîlerden öylesi de var ki, Allah’a ve âhiret gününe iman eder, hayır için harcadığını Allah katında yakınlığa ve Peygamberin duasına vesile sayar. Gerçekten de bu onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine eriştirecektir. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
  2. İslâma girmekte öne geçen Muhacir ve Ensar ile onları güzellikle izleyenlerden Allah hoşnut olmuştur; onlar da Allah’tan hoşnutturlar. Allah onlara, ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır. Asıl büyük bahtiyarlık işte budur.

 

  1. Allah, mü’minlerden, canlarını ve mallarını, karşılığında onlara Cenneti vermek üzere satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürür ve öldürülürler. Bu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da Allah’ın hak olarak verdiği bir sözdür. Sözüne Allah’tan daha vefalı kim var? Onunla yapmış olduğunuz bu alışveriş size kutlu olsun. Asıl büyük bahtiyarlık işte budur.
  2. Onlar tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rükûa varanlar, secdeye kapananlar, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındıran ve Allah’ın koyduğu sınırlara riayet edenlerdir. Müjdele o mü’minleri!

 

  1. Ne Medine halkına, ne de çevresindeki bedevîlere, Allah Resulünden geri kalmak veya onun canından önce kendi canlarının derdine düşmek yakışmaz. Zira onlar ne zaman Allah yolunda susuzluk, yorgunluk veya açlık çekseler, yahut kâfirleri öfkelendirecek şekilde bir yere ayak basacak olsalar veya düşman eliyle onlara iyi veya kötü birşey ulaşacak olsa, mutlaka onun karşılığında kendilerine bir iyilik yazılır. Çünkü Allah iyilik yapan ve iyi kulluk edenlerin ödülünü zayi etmez.
  2. Onlar ister hayır için küçük veya büyük birşey harcamış, isterse bir vadi aşmış olsunlar, bu da onların lehine yazılır ve sonunda Allah onları yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandıracaktır.

 

Yunus

  1. İman edip güzel işler yapanlara Allah imanlarıyla yol gösterir. Nimetlerle dolu Cennetlerde, onların altlarından ırmaklar akar.
  2. Orada onların duaları “Sen kusurdan ve ortaktan uzaksın Allahım” sözünden, karşılanmaları bir esenlik müjdesinden ibarettir. Dualarının sonu ise, “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” demektir.

 

  1. İyilik yapanlara mükâfatın en güzeli, bir de onun ziyadesi vardır. Onların yüzüne ne bir toz konar, ne zillet bulaşır. Onlar Cennet ehlidir ve orada sürekli kalacaklardır.

 

  1. Bilin ki Allah dostlarına hiçbir korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.
  2. Onlar iman etmiş ve takvâya sarılmışlardır.
  3. Dünya hayatında da, âhirette de müjde vardır onlara. Allah’ın sözlerinde asla değişme olmaz. Asıl büyük bahtiyarlık işte budur.

 

Hûd

  1. Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da bunu ondan alacak olsak, o ümitsizliğe düşer, nankörleşir.
  2. Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona nimetler tattıracak olsak, bu defa da “Bütün kötülükler benden uzaklaştı” deyiverir; şımarıp böbürlenir.
  3. Ancak sabreden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. İşte onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.

 

  1. Dünya hayatını isteyen kimse, Rabbinden bir delil üzere bulunan kimse gibi olur mu? Üstelik onu, bir de Rabbi tarafından bir şahit okumakta; onun öncesinde de bir rehber ve rahmet olarak Musa’nın kitabı bulunmaktadır. Rabbinden bir delil üzere bulunanlar, ona inanırlar. Hangi bir güruh onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. Bundan şüphen olmasın; çünkü o Rabbinden gelen hakkın tâ kendisidir; fakat insanların çoğu inanmıyor.

 

  1. İman eden, güzel işler yapan ve Rablerine gönülden itaat edenlere gelince, işte onlar Cennet ehlidir; orada sürekli kalacaklardır.

 

  1. Sabret; iyilik yapan ve iyi kulluk edenlerin ödülünü Allah zayi etmez.
  2. Keşke sizden önceki nesillerden, yeryüzünde bozgunculuğun önüne geçecek söz sahibi insanlar olsaydı! Lâkin, onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz pek azı bunu yaptı. Zulmedenler ise daldıkları refahın peşine düştüler de mücrim olup çıktılar.

 

Ra’d

  1. Rablerinin çağrısına cevap verenler için ödülün en güzeli vardır. Ona cevap vermeyenler ise, dünyadaki herşey kendilerinin olsa, hattâ bir o kadarı daha olsa, azaptan kurtulmak için hepsini fidye olarak verirlerdi. Onlar için hesabın kötüsü vardır; barınakları ise Cehennemdir. Ne kötü bir döşektir o!
  2. Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, gözü kör olan kişiyle bir olur mu? Bunu ancak aklıselim sahipleri düşünür.
  3. Onlar Allah’ın ahdini yerine getirirler ve antlaşmayı bozmazlar.
  4. Onlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar, hesabın kötü çıkmasından çekinirler.
  5. Onlar, Rablerinin rızasını umarak sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, onlara rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık bağışta bulunurlar, kötülüğü de iyilikle savarlar. Dünya yurdunun hayırlı sonu işte onlar içindir.
  6. Onlar ve atalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi işler yapmış olanlar Adn Cennetlerine girerler. Melekler de herbir kapıdan onların yanına varırlar.
  7. “Sabrettiğiniz için selâm olsun size,” derler. “Dünya yurdunun ne güzel sonucudur bu!”

 

  1. İnkâr edenler, “Rabbinden ona bir âyet indirilse ya” dediler. De ki: Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
  2. Onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.
  3. İman edip de güzel işler yapanlar için müjde ve mutluluk, bir de varılacak güzel bir yer vardır.

 

  1. Takvâ sahiplerine vaad edilen Cennetin hali şöyledir: Onun altından ırmaklar akar. Yiyecekleri de, gölgesi de süreklidir. Allah’a karşı gelmekten sakınanların âkıbeti işte böyledir. Kâfirlerin sonu ise ateştir.
  2. Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenle de sevinirler. Fakat çeşitli topluluklardan, Kur’ân’ın bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: Ben hiçbir şeyi ortak koşmaksızın sadece Allah’a kulluk etmekle emrolundum. Ben Ona çağırırım; dönüş de Onadır.

 

İbrahim

  1. İman edip güzel işler yapanlar, Rablerinin izniyle ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirilirler. Orada onlar esenlik müjdesiyle karşılanırlar.
  2. Görmedin mi, Allah güzel sözü güzel bir ağaca benzetti ki, kökü sabit, dalları ise semâdadır.
  3. O ağaç, Rabbinin izniyle her an meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye, insanlara Allah böyle misaller veriyor.

 

Hicr

  1. İblis dedi ki: “Yâ Rabbi, beni saptırmana karşılık, ben de yeryüzünde kötülükleri onlara hoş gösterip hepsini azdıracağım.
  2. “Ancak ihlâsa erdirdiğin kulların müstesna.”
  3. Allah buyurdu ki: İşte bu Bana ulaşan dosdoğru yoldur.
  4. Sana uyan azgınların dışında, Benim kullarıma senin gücün yetmez.
  5. Cehennem ise o azgınların hepsine vaad olunan yerdir.
  6. Onun yedi kapısı vardır. Herbir kapı için de onlardan bir bölük ayrılmıştır.
  7. Takvâ sahipleri ise Cennet bahçelerinde, pınar başlarındadır.
  8. Esenlikle ve güvenlikle girin oraya.
  9. Kin namına ne varsa gönüllerinden çıkarmışızdır; karşılıklı tahtlarda, sevinç içinde, kardeş kardeş otururlar.
  10. Orada yorgunluk nedir bilmezler; ve oradan hiçbir zaman çıkarılacak değillerdir.
  11. Kullarıma şunu bildir ki, Ben çok bağışlayıcı, çok merhamet ediciyim.
  12. Fakat azabım da acı mı acı bir azaptır.

 

Nahl

  1. Takvâ sahiplerine “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulunca, “İyilik” diye cevap verirler. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Âhiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu ne hoştur!
  2. Onlar altından ırmaklar akan Adn Cennetlerine girerler; orada diledikleri herşey onlarındır. Takvâ sahiplerini Allah işte böyle ödüllendirir.
  3. Melekler onların canlarını güzellikle alırken “Size selâm olsun,” derler. “Yaptıklarınıza karşılık girin Cennete.”

 

  1. Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Âhiret ödülü ise hiç kuşkusuz daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı!
  2. Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.

 

  1. Allah şu iki adamın misalini de verdi: Onlardan biri dilsizdir, elinden hiçbir şey gelmez ve efendisine ancak bir yüktür; onu gönderdiği hiçbir yerden bir hayır getirmez. Bu kimse, adaleti emreden ve kendisi de dosdoğru bir yol üzerinde bulunan kimseyle bir olur mu?

 

  1. Erkek olsun, kadın olsun, kim mü’min olarak güzel işler yaparsa, Biz ona huzurlu bir hayat yaşatır; yaptıklarının daha güzeliyle de ödüllerini veririz.
  2. Kur’ân’ı okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.
  3. İman eden ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir gücü yoktur.
  4. Onun gücü, ancak onu dost edinenlere ve Allah’a ortak koşanlara yeter.

 

  1. Şunu da bil ki, Rabbin, eziyete uğradıktan sonra hicret eden ve sonra da sabredip cihad eden kimseler için, hiç kuşkusuz, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

 

  1. Rabbin, bir cahillik edip kötülük işleyen, ardından da tevbe eden ve durumlarını düzeltenler için, onların tevbelerinden sonra çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

İsrâ

  1. Kim bu peşin dünyayı isterse, Biz dilediğimiz kadarını dilediğimiz kimseye bu dünyada peşin olarak verir, sonra Cehennemi ona mekân yaparız. O da kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
  2. Kim de âhireti ister ve inanmış olarak ona lâyık bir çabayla çalışırsa, işte öylelerinin çabaları karşılık görecektir.

 

  1. Biz Kur’ân’ı hak ile indirdik; o da hak ile indi. Seni de Biz ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
  2. Hem Kur’ân’ı insanlara fasılalar halinde okuyasın diye bölümlere ayırdık ve parça parça indirdik.
  3. De ki: Ona ister inanın, ister inanmayın. Kendilerine daha önce ilim verilenlere Kur’ân okunduğu zaman, onlar yüz üstü secdeye kapanırlar [secde âyeti].
  4. “Rabbimizi her türlü kusurdan uzak tutarız,” derler. “Hiç kuşku yok ki, Rabbimizin vaadi gerçekleşecektir.”
  5. Böylece ağlayarak yüzüstü kapanırlar. Zira Kur’ân onların saygısını arttırır.

 

Kehf

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. Hamd bütünüyle o Allah’a aittir ki, kuluna kitabı indirmiş ve onda hiçbir tutarsızlığa yer vermemiştir.
  2. O dosdoğru kitabı, kendi katından gelecek şiddetli bir azaptan insanları sakındırmak ve iyi işler yapan mü’minleri de güzel bir ödülle müjdelemek üzere indirmiştir.
  3. O mü’minler orada ebediyen kalacaklardır.

 

  1. İman eden ve güzel işler yapanlara gelince, şurası muhakkak ki, Biz, güzel işler yapanların ödülünü zayi etmeyiz.
  2. Onlar için, altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleri vardır. Orada onlar altın bileziklerle süslenmiş, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giymiş olarak tahtlara kurulurlar. Ne güzel bir ödüldür bu! Ve yerleşilecek ne güzel bir yerdir orası!

 

  1. İman eden ve güzel işler yapanlar için Firdevs Cennetleri bir konaktır.
  2. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Zaten oradan çıkmak da istemezler.
  3. De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hattâ bir o kadarını daha getirsek, Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi.
  4. De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Ancak bana, “Tanrınız tek bir Tanrıdır” diye vahyedilmiştir. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, güzel işler yapsın ve Rabbinin ibadetine hiç kimseyi ortak etmesin.

 

Meryem

  1. Onlar, Âdem’in soyundan, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızdan, İbrahim ile Yakub’un ve hidayet verip seçkin kıldığımız kimselerin soyundan, Allah’ın nimetlerine erişmiş peygamberler idi. Onlara Rahmân’ın âyetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
  2. Onların ardından namazı bırakan ve şehvetlerinin peşine düşen bir nesil geldi ki, onlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklar.
  3. Ancak tevbe ederek iman eden ve güzel işler yapan kimseler müstesnadır; onlar, hiçbir haksızlığa uğramadan Cennete girerler.
  4. Orası Adn Cennetleridir ki, Rahmân onu kullarına görmedikleri halde vaad etmiştir. Onun vaadi ise yerini bulacak bir vaaddir.
  5. Orada onlar boş söz işitmezler, ancak esenlik işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
  6. İşte kullarımızdan takvâ sahiplerini vâris kılacağımız Cennet budur.

 

  1. Allah, doğru yolda olanların hidayetlerini arttırır. Bâki kalan güzel işler, Rabbinin katında hem ödül bakımından, hem de âkıbet itibarıyla daha üstündür.

 

  1. İman eden ve güzel işler yapanlar için Rahmân bir sevgi vücuda getirecektir.

 

Tâhâ

  1. Kim mü’min olarak ve güzel işler yapmış halde Rabbinin huzuruna gelirse, onlar için de yüksek mertebeler vardır:
  2. Adn Cennetleri ki, altlarından ırmaklar akar. Onlar orada ebediyen kalırlar. Kötülükten arınmış olanın mükâfatı işte budur.

 

  1. Yüzler Hayy ve Kayyûm olanın önünde eğilmiştir. Zulüm yüklenen kimse o gün gerçekten ziyana düşmüştür.
  2. İnanmış olarak güzel işler yapan kimse ise, ne bir haksızlığa uğramaktan korkar, ne de mükâfatını eksik almaktan.

 

Enbiyâ

  1. Biz Musa ile Harun’a, takvâ sahipleri için bir ışık ve öğüt olarak, hakkı bâtıldan ayırt eden Tevrat’ı vermiştik.
  2. O takvâ sahipleri ki, görmedikleri halde Rablerinden korkarlar. Onlar, kıyamet gününün de korkusu içindedirler.

 

  1. Kendileri için güzellik takdir ettiğimiz kimselere gelince, onlar Cehennemden uzak tutulmuştur.
  2. Onun hışırtısını bile işitmezler. Onlar, canlarının çektiği nimetler içinde ebediyen kalacaklardır.
  3. Dehşetin en büyüğü de onları tasalandırmaz. Onları melekler karşılar, “İşte size vaad edilen gün” derler.

 

Hac

  1. İman edip güzel işler yapanları ise, Allah, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir. Onlar orada altından bilezikler ve inciler takınırlar. Onların Cennetteki elbiseleri de ipektendir.
  2. Onlar sözün en güzeline iletilmişlerdir; onlar, her türlü övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir.

 

  1. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz hayvanları keserken Allah’ın adını ansınlar diye, Biz her ümmet için bir kurban ibadeti belirledik. Hepinizin tanrısı tek bir Tanrıdır; yalnız Ona teslim olun. Müjdele o saygılı ve alçakgönüllü kulları!

 

  1. Onlar, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden başka hiçbir sebep yok iken, haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır. Eğer Allah insanların kötülüğünü birbirinin eliyle savuşturmasaydı, manastırlar, havralar, kiliseler ve mescidler—ki buralarda Allah’ın adı çok anılır—yıkılıp giderdi. Allah’a yardım edene Allah elbette yardım eder. Çünkü Allah karşı konulmaz kuvvet sahibi ve herşeyin mutlak galibidir.
  2. O kimseler ki, kendilerini yeryüzünde iktidara getirdiğimizde namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emredip kötülükten sakındırırlar. Sonunda bütün işlerin dönüşü Allah’adır.

 

  1. Allah yolunda hicret eden, sonra da bu uğurda ölen yahut öldürülenleri Allah pek güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Muhakkak ki Allah en hayırlı rızık vericidir.
  2. Allah onları hoşlanacakları bir yere yerleştirir. Hiç şüphe yok ki Allah herşeyi bilen ve kullarının kusurlarına karşı lütufla muamele eden bir ilim ve hilim sahibidir.
  3. Allah yolunda hicret edenlerin durumu böyledir. Zulme uğradıktan sonra aynıyla karşılık veren ve sonra tekrar hakkına tecavüz edilen kimseye ise, Allah mutlaka yardım edecektir. Muhakkak ki Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.
  4. Allah dilediğine böylece yardım eder; çünkü geceyi gündüze, gündüzü de geceye katan Odur; ve Allah herşeyi işiten, herşeyi görendir.

 

  1. Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
  2. Allah uğrunda, Ona lâyık bir cihadla cihad edin. Sizi O seçti ve dinde size bir güçlük de yüklemedi. Atanız İbrahim’in dini üzere olun. Bundan önce de, bu kitapta da sizi Müslümanlar olarak adlandıran Odur—tâ ki Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olun. Öyleyse namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. Sizin dostunuz Odur. Ve O ne güzel dost, ne güzel yardım edicidir.

 

Mü’minûn

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
  2. Onlar namazlarında derin bir saygı ve alçakgönüllülük içindedirler.
  3. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
  4. Onlar zekât için çalışırlar.
  5. Onlar iffetlerini korurlar.
  6. Ancak eşlerine ve ellerinin altındakilere karşı müstesna—bunlar kınanmazlar.
  7. Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar hadlerini aşmış olanlardır.
  8. O mü’minler, emanet ve ahidlerine riayet ederler.
  9. Onlar namazlarını da gözetir ve korurlar.
  10. İşte onlar vârislerin tâ kendileridir.
  11. Onlar Firdevs Cennetlerine vâris olurlar ve orada ebediyen kalırlar.

 

  1. O kimseler ki, Rablerinin korkusundan ürperirler.
  2. Rablerinin âyetlerine iman ederler.
  3. Ve Rablerine asla ortak koşmazlar.
  4. Verdiklerini de, Rablerinin huzuruna varacaklarının bilinci içinde, kalpleri ürpererek verirler.
  5. İşte onlar hayırda yarışanlar ve öne geçenlerdir.
  6. Biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Katımızda da herşeyi doğru olarak bildiren bir kitap vardır; onun için, asla haksızlığa uğratılmazlar.

 

Nur

  1. [Allah’ın nuru öyle evlerde ışık verir ki] Allah evlerde yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Oralarda sabah akşam Onu tesbih ederler.
  2. O evlerde öyle adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir alışveriş, onları Allah’ın zikrinden, dosdoğru namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin döneceği bir günden korkmaktadırlar.
  3. Allah onları yaptıklarının daha güzeliyle ödüllendirecek ve lütuf ve ihsanıyla bundan daha fazlasını da onlara verecektir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.

 

  1. Aralarında hüküm vermek için Allah’a ve Resulüne çağırıldıkları zaman, mü’minlerin sözü, ancak “İşittik ve itaat ettik” demekten ibarettir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.
  2. Kim Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’tan korkar ve Ona karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar murada ermiş olanlardır.

 

  1. Sizden iman edip güzel işler yapanlara Allah şunu vaad etmiştir: Kendilerinden öncekileri nasıl başkalarının yerine getirdiyse, onları da başkalarının yerine getirerek yeryüzünde egemen kılacak; onlara, kendileri için razı olduğu dinlerini uygulama imkânı verecek; korkularını güvene çevirecektir. Zira onlar hiçbir şeyi ortak koşmadan yalnız Bana kulluk ederler. Bundan sonra kim nankörlük ederse, işte onlar yoldan çıkmışların tâ kendileridir.

 

  1. Mü’minler Allah’a ve Resulüne iman etmiş kimselerdir; Peygamberle birlikte toplu bir işte bulundukları zaman, ondan izin almaksızın oradan ayrılmazlar. Senden izin isteyenler, Allah’a ve Resulüne inanmış olanlardır. Bir kısım işleri için senden izin istediklerinde, sen onlardan dilediklerine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlanma iste. Gerçekten de Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

Furkan

  1. Rahmân’ın has kulları, yeryüzünde alçakgönüllülükle yürürler; cahiller kendilerine sataştığında da “Selâmetle” der, geçerler.
  2. Onlar gecelerini secde ederek, Rableri huzurunda kıyama durarak geçirirler.
  3. Onlar “Rabbimiz, Cehennem azabını bizden uzak tut,” derler. “Çünkü onun azabı, kurtuluşu olmayan bir azaptır.
  4. “Ne kötü bir durak, ne kötü bir konaktır orası!”
  5. Onlar harcadıklarında ne saçıp savururlar, ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
  6. Onlar Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı bir cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur.
  7. O kimse kıyamet gününde kat kat azaba uğrar ve orada hor ve hakir olarak sürekli kalır.
  8. Ancak tevbe eden ve güzel bir iş yapanlar müstesna. Onların kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
  9. Onun için, tevbe edip de güzel işler yapan kimse, tevbesi makbul olarak Allah’a döner.
  10. Rahmân’ın o has kulları, yalan yere şahitlik etmezler; boş birşeye rastladıklarında, ağırbaşlılıkla oradan geçer, giderler.
  11. Onlara Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında kör ve sağır gibi davranmazlar.
  12. Onlar “Rabbimiz, bize göz aydınlığı olacak eşler ve nesiller bağışla; bizi takvâ sahiplerine öncü yap” derler.
  13. İşte onlar, sabretmelerine karşılık, Cennetin en yüksek makamlarıyla ödüllendirilirler ve orada iyi dileklerle, selâmla karşılanırlar.
  14. Ve orada ebediyen kalırlar. Ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır orası!

 

Neml

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. Tâ sîn. Bunlar Kur’ân’ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir.
  2. Mü’minler için bir hidayet ve müjdedir.
  3. O mü’minler ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler. Onlar âhirete de kesin şekilde inanmışlardır.

 

  1. Kim huzurumuza bir iyilikle gelirse, ondan daha hayırlısıyla karşılık bulur. Onlar, o günkü dehşetten de güvendedirler.

 

Kasas

  1. Güzelce düşünüp öğüt alsınlar diye, Biz sözümüzü onlara peş peşe ulaştırdık.
  2. Ondan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, buna da inanırlar.
  3. Onlara Kur’ân okunduğu zaman, “Ona inandık,” dediler. “O hiç kuşkusuz Rabbimizden gelen haktır. Biz daha önce de hakka teslim olmuş kimselerdik.”
  4. Sabretmelerinden dolayı onlara ödülleri iki kat verilecektir. Onlar kötülüğü iyilikle savarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan bağışta bulunurlar.
  5. Boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve “Bizim işimiz bize, sizin işiniz size,” derler. “Size selâm olsun. Bizim cahillerle işimiz olmaz.”

 

  1. İşte şu âhiret yurdunu, Biz yeryüzünde büyüklük taslayıp bozgunculuk yapmak istemeyen kimselere nasip ederiz. Âkıbet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.
  2. Kim huzurumuza iyilikle gelirse, onun için bundan daha hayırlısı vardır. Kim de huzurumuza kötülükle gelirse, kötülük işleyenler ancak yaptıklarının cezasını görürler.

 

 

Ankebût

  1. Kim çaba harcarsa, kendisi için gayret etmiş olur. Çünkü Allah’ın âlemlerden hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
  2. İman eden ve güzel işler yapanların kötülüklerini örtecek ve onları yaptıklarının daha güzeliyle ödüllendireceğiz.

 

  1. Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra huzurumuza döneceksiniz.
  2. İman ederek güzel işler yapanları, ebediyen kalmak üzere, Cennette altlarından ırmaklar akan en yüksek makamlara yerleştireceğiz. Çalışanların ödülü ne güzeldir!
  3. Onlar sabreden ve Rablerine tevekkül edenlerdir.

 

  1. Uğrumuzda çaba harcayanlara Biz yollarımızı göstereceğiz. Zira Allah iyilik yapan ve iyi kulluk edenlerle beraberdir.

 

Lokman

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. Elif lâm mîm.
  2. Bunlar hikmetli kitabın âyetleridir.
  3. İyilik yapan ve iyi kulluk edenler için bir hidayet rehberi ve bir rahmettir.
  4. Onlar namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler; âhirete de onların tam ve kesin bir imanı vardır.
  5. İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler. Ve onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.

 

  1. Kim tam bir teslimiyetle yüzünü Allah’a döner ve güzelce kullukta bulunursa, kopmaz ve kırılmaz, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Zira bütün işlerin sonu Allah’a varır.

 

 

Secde

  1. Bizim âyetlerimize ancak o kimseler iman eder ki, o âyetlerle kendilerine öğüt verildiğinde hiç büyüklenmeksizin secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler. [Secde âyeti.]
  2. Yataklarından kalkıp korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de bağışta bulunurlar.
  3. Yaptıklarının karşılığında onlar için göz aydınlığı olacak ne ödüller saklandığını hiç kimse bilemez.
  4. Mü’min olan kimse, yoldan çıkmış olana benzer mi hiç? Onlar bir olmazlar.
  5. İman eden ve güzel işler yapanlar için Me’vâ Cennetleri vardır ki, yaptıklarına karşılık bir konak olarak hazırlanmıştır.

 

Ahzâb

  1. Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok anan kimseler için, Allah’ın Elçisinde size güzel bir örnek vardır.
  2. Mü’minler düşman topluluklarını gördüklerinde, “İşte Allah ile Resulünün bize vaad ettiği şey; Allah ve Resulü doğru söyledi” dediler. Çünkü bu onların iman ve teslimiyetini arttırmıştı.
  3. Mü’minlerden, Allah’a verdiği söze sadık kalan adamlar da vardır. Onlardan kimi sözünü yerine getirmiş, kimi de sırasını beklemektedir. Onlar, verdikleri sözü hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir.
  4. Allah o sadıkları sadakatleri sebebiyle ödüllendirecek; münafıklara ise dilerse azap edecek, dilerse tevbe nasip edecektir. Gerçekten de Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

 

  1. Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, Allah’ın emirlerine itaat gösteren erkekler ve kadınlar, doğruluk sahibi erkekler ve kadınlar, sabreden erkekler ve kadınlar, Allah’a karşı saygılı ve alçakgönüllü erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve kadınlar—bunlar için Allah bir bağışlanma ile pek büyük bir ödül hazırlamıştır.
  2. Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman, ne bir mü’min erkeğin, ne de bir mü’min kadının, o işte başka bir seçeneği olmaz. Allah’a ve Resulüne isyan eden ise apaçık bir sapıklığa düşmüştür.

 

  1. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize O rahmetini indirir; Onun melekleri de sizin için dua eder. O, mü’minler hakkında pek merhametlidir.
  2. Ona kavuştukları gün, karşılanmaları bir esenlik müjdesidir. Allah onlar için bir de ardı arkası kesilmeyecek bir ödül hazırlamıştır.
  3. Ey Peygamber, Biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı,
  4. Onun izniyle Allah’a çağıran bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.
  5. Mü’minlere de, Allah’tan pek büyük bir lütuf ve ikrama erişeceklerini müjdele.

 

Sebe’

  1. Kendilerine ilim verilmiş olanlar görüyor ki, sana Rabbinden indirilmiş olan kitap hakkın tâ kendisidir ve insanları, herşeyin mutlak galibi ve her türlü övgünün gerçek muhatabı olan Allah’ın yoluna iletmektedir.

 

Fâtır

  1. Allah’ın kitabını okuyan, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık bağışta bulunan kimseler, hiç ziyan ihtimali olmayan bir ticareti ümit edebilirler.
  2. Çünkü Allah onların ödüllerini eksiksiz verecek, üstüne de lütuf ve ihsanıyla daha fazlasını bağışlayacaktır. Zira O çok bağışlayan ve şükrün karşılığını verendir.
  3. Sana vahyettiğimiz kitap, kendisinden öncekileri doğrulayan hakkın tâ kendisidir. Şüphesiz ki Allah kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
  4. Sonra kitaba kullarımızdan seçtiklerimizi vâris kıldık. Onlardan kimi vardır, nefsine zulmeder. Kimi vardır, orta yolu tutar. Kimi de vardır, Allah’ın izniyle hayırda öne geçer. Bu ise pek büyük bir lütuftur.
  5. Onların girecekleri yer Adn Cennetleridir. Orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; elbiseleri ise ipektir.
  6. “Bütün tasalarımızı gideren Allah’a hamd olsun,” derler. “Şüphesiz ki Rabbimiz çok bağışlayan ve şükrün karşılığını verendir.
  7. “O Rabbimiz ki, ebediyen kalınacak bu yurda lûtfuyla bizi yerleştirdi. Artık burada ne usanır, ne de yoruluruz.”

 

Zümer

  1. Tâğuta kulluk etmekten kaçınıp da Allah’a yönelenler için müjde vardır. Müjdele o kullarımı!
  2. Onlar sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın doğru yola eriştirdiği kimselerdir. Onlar, aklıselim sahiplerinin tâ kendileridir.

 

  1. Allah kimin gönlünü İslâma açmışsa, o kimse Rabbinden bir nur üzerinde olmaz mı? Yazıklar olsun Allah’ın zikrine karşı kalpleri katılaşmış olanlara! Onlar apaçık bir sapıklık içindedir.
  2. Allah sözün en güzelini, âyetleri birbirine benzeyen ve tekrarlayan bir kitap olarak peş peşe indirmiştir.  Rablerinden korkanlar onu işittiklerinde tenleri ürperir. Sonra hem tenleri, hem kalpleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar. Bu Allah’ın hidayetidir ki, dilediğine onunla yol gösterir. Allah’ın saptırdığını ise yola getirecek yoktur.

 

  1. Hakkı getiren ile onu doğrulayanlar ise, kötülüklerden korunmuş olanlardır.
  2. Onlar için Rablerinin katında diledikleri herşey vardır. İyilik yapan ve iyi kulluk edenlerin ödülü işte budur.
  3. Allah onların geçmişte yaptıkları en kötü işleri bile örtecek, yaptıklarının en güzeliyle de onları ödüllendirecektir.

 

Mü’min

  1. Firavun ehlinden, imanını gizleyen inanmış bir adam dedi ki: “Siz, ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden apaçık deliller getirmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendi aleyhinedir. Fakat doğru söylüyorsa, vaad ettiklerinden bir kısmı olsun başınıza gelir. Çünkü Allah haddini aşan yalancıları amaçlarına ulaştırmaz.
  2. “Ey kavmim! Bugün, bu ülkede üstünlüğü elde tutan kimseler olarak egemenlik sizindir. Ya Allah’ın azabı başımıza gelecek olursa bize kim yardım edecek?” Firavun ise “Ben size ancak kendi görüşümü anlatır, yalnızca doğru yolu gösteririm” dedi.
  3. İman eden zat, “Ey kavmim,” dedi. “Ben sizin hakkınızda, çeşitli toplulukların başına gelen azap günlerinin benzerinden korkuyorum.
  4. “Tıpkı Nuh kavminin, Âd ve Semud’un ve daha sonrakilerin başlarına gelenler gibi. Yoksa Allah kulları için haksızlık murad etmez.
  5. “Ey kavmim! Ben sizin hakkınızda o feryat ve figan gününden korkuyorum.
  6. “O gün arkanızı dönüp kaçarsınız; oysa sizi Allah’ın elinden kurtaracak birisi yoktur. Allah’ın saptırdığını ise kimse yola getiremez.
  7. “Daha önce Yusuf da size apaçık deliller getirmişti. Ama siz onun getirdikleri hakkında şüphe edip durdunuz. O öldüğünde ise ‘Allah ondan sonra bir daha peygamber göndermez’ demiştiniz. Allah, haddini aşan şüphecileri işte böyle saptırır.”
  8. Onlar, kendilerine ulaşmış hiçbir delil olmadığı halde Allah’ın âyetleri hakkında tartışanlardır. Bu ise Allah katında da, iman edenler yanında da büyük bir gazap nedenidir. Büyüklük taslayan herbir zorbanın kalbini Allah işte böyle mühürler.
  9. Firavun “Ey Hâmân,” dedi. “Bana bir kule yap ki yol bulayım.
  10. “Göklere giden yollara çıkayım da Musa’nın tanrısına ulaşayım. Çünkü onun yalancı olduğunu düşünüyorum.” Firavun’a yaptığı kötü iş böylece hoş gösterildi ve yoldan çıkarılmış oldu. Fakat Firavun’un tuzağı hüsrandan başka bir sonuç vermeyecekti.
  11. İman eden zat, “Ey kavmim,” dedi. “Bana uyun ki size doğru yolu göstereyim.
  12. “Ey kavmim, bu dünyanın safâsı pek kısa sürer. Âhiret ise, asıl kalınacak yerdir.
  13. “Kim kötülük işlerse, ancak onun misliyle karşılık görür. Herhangi bir erkek veya kadın, inanmış olarak güzel işler yaparsa, işte onlar Cennete girerler ve orada hesapsız şekilde nimetlenirler.
  14. “Ey kavmim, bu nasıl bir hal ki, ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
  15. “Beni Allah’a nankörlük etmeye ve hiçbir bilgiye dayanmaksızın Ona ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, herşeyin mutlak galibi ve çok bağışlayıcı olana çağırıyorum.
  16. “Sizin beni çağırdığınız şeylerin, ne dünyada, ne de âhirette davette bulunacak halleri yoktur. Hepimizin dönüşü Allah’adır. Hadlerini aşanlar ise, ateş ehlinin tâ kendileridir.
  17. “Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Hiç kuşkusuz Allah kullarını görmektedir.”
  18. Allah o kimseyi, Firavun ehlinin kurdukları tuzağın şerrinden korudu. Firavun ehlini ise o kötü azap kuşatıverdi.

 

Fussılet

  1. “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru istikamet üzere olanlara ise melekler inerler ve “Korkmayın ve üzülmeyin,” derler. “Size vaad edilen Cennetle sevinin.
  2. “Biz dünya hayatında da, âhirette de sizin dostunuzuz. Orada canınızın çektiği herşey vardır; orada istediğiniz herşey sizindir.
  3. “Bu, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olan Allah’tan bir ikramdır.”
  4. Allah’a çağıran, güzel işler yapan ve “Ben Müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim var?
  5. İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kişi sanki candan bir dost oluvermiştir.
  6. Fakat buna ancak sabredenler erişir. Buna erişenler de büyük bir nasip sahibi olanlardır.

 

Şûrâ

  1. Allah, iman edip güzel işler yapanların dualarına cevap verir; lütfuyla onlara istediklerinden fazlasını da verir. İnkâr edenlere ise şiddetli bir azap vardır.

 

  1. Size verilen ne varsa, hep dünya hayatının gelip geçici menfaatidir. Allah katındaki ise, iman eden ve Rabbine tevekkül edenler için daha hayırlı ve daha devamlıdır.
  2. Onlar büyük günahlardan ve fuhşiyattan kaçınırlar; öfkelendiklerinde ise kusurları bağışlarlar.
  3. Onlar Rablerinin çağrısına uyarlar ve namazı dosdoğru kılarlar. Aralarındaki işleri ise istişare iledir. Onlara rızık olarak verdiğimiz şeylerden de bağışta bulunurlar.
  4. Onların hakkına tecavüz edildiği zaman hep birlikte yardımlaşarak haklarını alırlar.
  5. Kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür. Fakat kim bağışlar ve barış yolunu seçerse, onun ödülü Allah’a aittir. O ise zalimleri hiç sevmez.
  6. Zulme uğradıktan sonra hakkını alan kimseyi suçlamak için bir yol yoktur.
  7. Suçlanacak olan, halka zulmeden ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapan kimsedir. İşte onlar için acı bir azap vardır.
  8. Bununla beraber, kim sabreder ve bağışlarsa, işte bu, uğrunda azmedilmeye değer işlerdendir.

 

Ahkaf

  1. Biz insana, anne-babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı, zahmetle doğurdu. Hamileliği ve sütten kesilmesi de otuz ay sürdü. Nihayet kırk yaşına varıp da olgunlaştığında, “Yâ Rabbi,” dedi. “Bana ve anne-babama lütfettiğin nimetlerin şükrünü yerine getirmeyi ve Senin hoşnut olacağın güzel işler yapmayı bana nasip eyle; soyumdan gelenlere de iyilik ver. Ben Senin kapına döndüm ve Sana teslim oldum.”
  2. Onlar, Cennet ehli içinde olan ve yaptıklarının en güzelini kabul edip günahlarını bağışladığımız kimselerdir. Bu, kendilerine verilmiş olan dosdoğru bir sözdür.

 

  1. Bir zaman da, Kur’ân’ı dinlemeleri için, cinlerden bir topluluğu sana göndermiştik. Onu dinlemek için hazır hale geldiklerinde, birbirlerine “Susun” dediler. Kur’ân okunduktan sonra da kavimlerine birer uyarıcı olarak döndüler.
  2. “Ey kavmimiz,” dediler. “Biz Musa’dan sonra indirilen ve daha önceki kitapları doğrulayıp hakka ve dosdoğru bir yola ileten bir kitap dinledik.
  3. “Ey kavmimiz! Allah’a çağıran davetçiye uyun ve ona iman edin ki, Allah da günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan kurtarsın.”

 

Fetih

  1. O ağacın altında sana biat ettiklerinde, Allah mü’minlerden hoşnut oldu. Onların kalplerinde olanı bildiği için, üzerlerine güven ve huzur indirdi ve onları yakında erişecekleri bir fetihle ödüllendirdi.
  2. Onlara, elde edecekleri pek çok ganimet de nasip etti. Allah’ın kudreti herşeye üstündür ve her işi hikmet iledir.
  3. Allah size, elde edeceğiniz pek çok ganimetler vaad etti. Ayrıca, mü’minler için bir işaret olsun diye ve sizi dosdoğru bir yola iletmek için, bunu da peşin olarak verdi ve insanların ellerini üzerinizden çekti.
  4. Henüz gücünüzün yetmediği daha başka fetih ve ganimetler de var ki, Allah onları ilmiyle kuşatmıştır. Zira Allah’ın gücü herşeye yeter.
  5. O kâfirler sizinle savaşacak olsalar bile arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamazlardı.
  6. Allah’ın önceden beri geçerli olan kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişiklik bulmazsın.
  7. Sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke’nin ortasında onların elini sizden, sizin elinizi onlardan çeken de Odur. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.

 

  1. İnkâr edenler, cahiliyet taassubundan ibaret olan o hamiyeti kalplerine yerleştirdiklerinde, Allah da Peygamberine ve mü’minlere güven ve huzur indirdi ve takvâ sözüne tutunmalarını nasip etti ki, zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah ise herşeyi hakkıyla bilir.

 

  1. Muhammed Allah’ın Resulüdür. Beraberindekiler ise kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûda, secdede, hep Allah’ın lütuf ve hoşnutluğunu ararken görürsün. Yüzlerinde de secde izi vardır. Bu onların Tevrat’taki tasvirleridir. İncil’deki tasvirlerine gelince: Onlar filiz vermiş, git gide güçlenmiş, kalınlaşmış, nihayet gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzer ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Onlarla Allah kâfirleri böylece öfkelendirir. Onlardan iman eden ve güzel işler yapanlar için, Allah bağışlanma ve büyük bir ödül vaad etmiştir.

 

Hucurât

  1. Allah Resulünün huzurunda seslerini kısanlara gelince: İşte onlar, kalplerini Allah’ın takvâ ile sınadığı kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.

 

  1. Mü’minler kardeştir; siz de kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete erişesiniz.

 

  1. Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Resulüne iman ederler, sonra da asla şüpheye düşmez, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad ederler. İşte onlar özü sözü doğru olanların tâ kendileridir.

 

Kaf

  1. O gün Cennet takvâ sahiplerine alabildiğine yaklaştırılmıştır.
  2. İşte, Allah’a yönelen ve Onu daima hatırlayan herkes için size vaad olunan budur.
  3. Onlar, görmedikleri halde Rahmân’dan korkan ve Ona yönelmiş bir kalple huzuruna gelen kimselerdir.
  4. Esenlikle girin oraya; bugün ebediyet günüdür.
  5. Orada onların diledikleri herşey var; üstüne, katımızdan bir de fazlası var.

 

Zâriyât

  1. Takvâ sahipleri ise Cennet bahçelerinde, pınar başlarındadır.
  2. Rablerinin onlara verdiklerini almaktadırlar. Çünkü onlar daha önce iyiliği ilke edinmiş kimselerdi.
  3. Geceleri biraz uyurlardı.
  4. Seher vakitlerinde Allah’tan af dilerlerdi.
  5. Mallarında, isteyen ve istemeyen yoksullar için bir pay vardı.

 

  1. Öğüt vermeye devam et; çünkü öğüt mü’minlere fayda verir.

 

Tûr

  1. Takvâ sahipleri Cennetlerde, nimetler içindedir.
  2. Rablerinin onlara verdikleriyle safâ sürmektedirler. Rableri onları ateş azabından da korumuştur.
  3. Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yiyin, için.
  4. Sıra sıra dizilmiş koltuklara kurulmuşlardır. Onları güzel gözlü eşlerle birleştirmişizdir.
  5. İman edenleri ve onların nesillerinden iman ederek kendilerine tâbi olanları birbirine kavuşturmuş, kimsenin çalışmasından da birşeyi eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazancına bağlıdır.
  6. Bir de onlara meyveler ve canlarının çektiği etler sunmuşuzdur.
  7. Orada öyle kadehler kapışmaktadırlar ki, içene ne boş söz söyletir, ne onu günaha sokar.
  8. Etraflarında da kendilerine özel, sedefinde saklı inciler gibi hizmetçiler dolaşmaktadır.
  9. Birbirlerine dönüp hal hatır sorarlar.
  10. Derler ki: “Biz bundan önce ailemizin arasındayken korkardık.
  11. “Rabbimiz lütfetti de iliklere kadar işleyen azaptan bizi korudu.
  12. “Bundan önce biz Ona dua ederdik. Gerçekten O pek lütufkâr ve esirgeyicidir.”

 

Necm

  1. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. O, kötülük işleyenleri yaptıkları yüzünden cezalandıracak, iyilik yapanları ise daha da güzeliyle ödüllendirecektir.
  2. Onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınırlar. Rabbinin bağışlaması ise pek geniştir. Sizi topraktan yarattığında da, annelerinizin karınlarında siz birer cenin halinde iken de sizi en iyi bilen Odur. Siz kendinizi temize çıkarmayın; kimin takvâ sahibi olduğunu en iyi O bilir.

 

Hadîd

  1. Size ne oluyor ki Allah yolunda bağışta bulunmuyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır. Fetihten önce Allah yolunda harcama yapan ve savaşanlarınız, başkalarıyla bir olmaz. Onlar, daha sonra harcayan ve savaşanlardan daha yüksek bir mertebededirler. Bununla beraber, Allah onların hepsine de en güzel ödülü vaad etmiştir. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

 

Mücadele

  1. Allah’a ve âhiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, Allah’a ve Resulüne karşı çıkanlara sevgi beslediğini göremezsin—isterse onlar babaları, oğulları, kardeşleri veya aşiretleri olsun. Çünkü Allah onların kalplerine iman nasip etmiş ve kendi katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Sonra da onları, ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirecektir. Allah onlardan, onlar da Allah’tan hoşnutturlar. İşte onlar Allah’ın taraftarlarıdır. Bilin ki, Allah’ın taraftarları, kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.

 

Haşir

  1. Daha önce kendilerine bir yurt edinmiş ve imanı benliklerine sindirmiş olanlar, kendilerine hicret edenlere muhabbet beslerler; onlara verilenlerden dolayı gönüllerinde bir sıkıntı duymazlar; hattâ kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin tutkularından korunmuşsa, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.
  2. Onlardan sonra gelenler de “Ey Rabbimiz,” derler. “Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabbimiz, muhakkak ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin.”

 

Mümtehine

  1. İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Biz sizi reddediyoruz; aramıza, siz Allah’a bir olarak inanıncaya kadar sürecek bir düşmanlık ve nefret girmiştir.” Ancak İbrahim’in babasına “Senin için Allah’tan af dileyeceğim; ama sana Allah’tan gelecek hiçbir şeye ben engel olamam” demesi müstesna. Onlar şöyle dua ederlerdi: “Rabbimiz! Sana tevekkül ettik, Sana yöneldik. Varacağımız yer de Senin huzurundur.
  2. “Rabbimiz! Bizi kâfirler için fitne yapma. Bizi bağışla. Şüphesiz ki Senin kudretin herşeye üstün, hikmetin herşeyi kuşatmıştır.”
  3. Gerçekten, onlarda sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse, muhakkak ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir ve her türlü övgüye lâyık olan da Odur.

 

Saf

  1. Allah, taşları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf tutarak Onun yolunda savaşanları sever.

 

  1. Ey iman edenler, Allah’ın yardımcıları olun. Nasıl ki İsa Havârilere “Allah yolunda bana yardım edecek kim var?” diye sormuş, Havâriler de “Allah’ın yardımcıları biziz” demişlerdi. Böylece İsrailoğullarından bir zümre iman etti, bir zümre ise kâfir oldu. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik ve onlar üstün geldiler.

 

Tahrim

  1. İman edenlere örnek olarak da, Allah Firavun’un hanımını gösterdi. Hani o “Rabbim, yüce katından bana Cennette bir ev yap,” demişti. “Beni Firavun’dan ve onun kötülüğünden kurtar; bu zalimler güruhundan kurtar.”
  2. Bir de İmran kızı Meryem ki, iffetini korumuş, Biz de ona ruhumuzdan üflemiştik. O Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etmişti ve Allah’a gönülden itaat eden kimselerdendi.

 

Meâric

  1. İnsan hırslı ve tez canlı yaratılmıştır.
  2. Kendisine kötülük dokunduğunda feryattadır.
  3. Hayır eriştiğinde ise cimrileşir.
  4. Ancak namaz kılanlar müstesnadır.
  5. Onlar namazlarında devamlı olanlardır.
  6. Mallarında da belirli bir pay vardır:
  7. İsteyen ve istemeyen yoksullar için.
  8. Onlar hesap gününün gerçekliğine inanırlar.
  9. Onlar Rablerinin azabından korkarlar.
  10. Zira Rablerinin azabından kimse emin olamaz.
  11. Onlar iffetlerini korurlar.
  12. Ancak eşlerine ve ellerinin altındakilere karşı müstesna—bunlar kınanmazlar.
  13. Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar hadlerini aşmış olanlardır.
  14. Onlar emanet ve ahidlerine riayet ederler.
  15. Onlar şahitliklerini dosdoğru yaparlar.
  16. Onlar namazlarını gözetir ve korurlar.
  17. İşte onlar Cennetlerde ikramlara erişenlerdir.

 

İnsan

  1. İyilik ehli olanlar ise kâfur katkılı kadehten içerler.

 

  1. O bir pınardır ki, Allah’ın kulları ondan içer ve onu diledikleri tarafa akıtırlar.
  2. Onlar adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü her yeri kaplayan bir günden korkarlar.
  3. Canlarının çektiği yemeği yoksula, yetime ve esire seve seve yedirirler.
  4. “Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz,” derler. “Yoksa sizden ne bir karşılık bekleriz, ne de bir teşekkür.
  5. “Biz o haşin ve belâlı günde Rabbimizden korkarız.”
  6. Allah onları o günün kötülüğünden korumuş; yüzlerine aydınlık, gönüllerine sevinç vermiştir.
  7. Sabretmelerinin karşılığı ise Cennet bahçesi ve ipek kumaşlardır.
  8. Orada koltuklara kurulmuşlardır; ne güneş sıcağı görürler orada, ne zemherir soğuğu.
  9. Cennet ağaçlarının gölgesi üzerlerine sarkmış, meyveleri ise hemen koparılacak gibi eğilmiştir.
  10. Etraflarında gümüş kadehler ve billûr kupalar dolaştırılır.
  11. Gümüşten kadehler ki, iştahlarına göre doldurulmuştur.
  12. Orada onlara zencefil katkılı kadehlerden içirilir.
  13. O bir pınardır ki, adına selsebil denir.
  14. Etraflarında hiç yaşlanmayacak çocuklar dolaşır. Onları bir görsen, saçılmış inciler sanırsın.
  15. Nereye baksan bir dolu nimet ve bir büyük saltanat görürsün.
  16. Üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır; bir de gümüş bilezikler takınmışlardır. Ve Rableri onlara tertemiz bir şerbet içirir.
  17. İşte size ödül bu; emekleriniz böylece karşılık görmüştür.

 

Beled

  1. Sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?
  2. O, köle azad etmektir.
  3. Yahut kıtlık gününde yemek yedirmektir:
  4. Ya bir yetim akrabaya,
  5. Veya toza toprağa bulanmış yoksula.
  6. Bundan başka, iman etmek ve birbirlerine sabır ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.
  7. Onlar, defterleri sağ taraftan verilecek olan uğurlu kimselerdir.

 

Leyl

  1. Takvâ sahibi olan kimse ondan [Cehennem ateşinden] uzak tutulur.
  2. O, malını bağışlayıp da arınan kimsedir.
  3. Onun kimseye bir borcu yoktur ki, verirken ona karşılık olarak versin.
  4. O ancak yüce Rabbinin rızası için verir.
  5. Ve sonunda hoşnut olur.

 

Asr

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

  1. Asra yemin olsun,
  2. İnsan hüsrandadır.
  3. Ancak iman edip güzel işler yapanlar ve birbirlerine hakkı ve sabrı öğütleyenler müstesna.

[1] “Zulüm” kelimesi ile, “Allah’a ortak koşmak” kastedilmiştir. Peygamberimiz, “Hangimiz nefsine zulmetmemiştir ki?” diyerek bu âyetin kapsamına girmekten endişelenen Sahâbîlerine, “Buradaki zulüm, Allah’a ortak koşmaktır” buyurmuş ve “Şirk pek büyük bir zulümdür” (31:13) meâlindeki âyeti okumuştur. (Buhârî, Tefsir 6:3; Müslim, İman: 197; Tirmizî, Tefsir 6:4.)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here