Allah’ın övdüğü kullar

Dinleyen söyleyenden daha iyi anlarmış. Sait Köşk dostumuz da “Allah’ın Övdüğü Kullar” başlığı altındaki derlememizi Facebook’taki sayfasında değerlendirmiş. Kitapla ilgili övgüler, bütünüyle Kur’ân-ı Kerim’e ait; çünkü kitap tamamen âyet meallerinden meydana geliyor. “Rabbim benden ne istiyor?” sorusuyla Kur’ân’a yönelen bir insanın nasıl bir nasiple döneceğini gösteren en güzel örnekler, Sait kardeşimizin satırlarında kendisini gösteriyor. (Gerçi kitabın baskısı şu anda mevcut değil; fakat kitabın içeriğini teşkil eden âyetleri inşaallah bu sitede zaman içinde paylaşacağız.)

 

Sait Köşk

Ümit Şimşek ismini yıllar öncesinde Yeni Asya Yayınları’nın İlim ve Teknik Serisinde yayınlanan kitaplarıyla duymuştum. Sonrasında Köprü dergisindeki tefekkürî yazılarını hatırlıyorum. Yıllar öncesinden bir kurulla beraber hazırladığı Kur’an meali de hâlâ elimin altındadır. Ümit Şimşek velut bir yazar. Risale-i Nur eksenli kitapları her zaman beni mest etmiş, ve Risale-i Nurları daha iyi anlamama sebeb olmuştur.

Eserleri; Yeni Asya, Nesil, Zafer ve Morötesi Yayınlarında neşredilmiştir. Şimdilerde ise çalışmaları Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları tarafından yayınlanmaktadır.

Ümit Şimşek’in Bir Deprem Yaratmak, İnsan Yüzü, Cevşen Meali, Bakıp da Görmediklerimiz, Ben ve O: Ene ve Rububiyet, Bir Arının Hikâyesi kitaplarını okumuş, bu eserler sayesinde kâinata bakış açımda değişmeler olmuş, artık “Eserden Esma”ya geçebilmek için bir yol bulmuş idim.

Yıllar öncesinde “Risale-i Nur’dan Damlalar” isminde Risale-i Nur eksenli bilgi yarışması tarzında bir çalışma yayınlamıştım. Bir fuarda, -büyük ihtimalle 90’lı yıllarda Birlik Vakfında organize edilen fuarda- kendisine hediye etmiştim. Ve yine yıllar öncesinde çalıştığım eğitim kurumunda kendisini bir seminere davet etmiş, öğretmenler ve veliler olarak yüksek fikirlerinden istifade etmiş idik.

Allah’ın Övdüğü Kullar isimli çalışması yıllardır okunacak kitaplarımın arasında bulunmasına rağmen maalesef bugüne kadar okumak nasip olmamıştı. Kendisinin de katkı verdiği Kur’an mealini okurken kitap birden dikkatimi çekti. Kur’an’ın model insan olarak tarif ettiği kullardan olabilmek adına elimden bırakmadım. Her bir ayeti okurken kendimi sorguladım. Ben onlardan mıyım? Evet, bazen tarif edilenlere yaklaşıyordum; ama çoğu zaman, tarif edilen, övülen kullar arasından kendimi o kadar uzaklarda hissediyor ve irkiliyordum.

Kur’an, elbetteki övülen kulları anlatırken, her şeyin en çoğunu yapan, her şeyin en mükemmelini yapan kulları tarif etmiyor. Onlara yüksek çıtalar getirmiyor. Gücü ve kuvveti nispetinde, niyeti nispetinde değerler veriyor. İyilik yapanları anlatırken, iyiliğin miktarını ve sınırını kula bırakıyor. Rızık olarak verdiğimiz şeylerden zekât verin, tasadduk edin derken, bir sınır yok. İmkânın ne kadarsa o kadar diyor. Ne güzel diyor. Peygamberimiz -ki yürüyen Kur’an’dır- “Hiçbir şeyin yoksa tebessümün de mi yok!” diyor, o da çok güzel diyor.

Kur’an-ı kerim öğütler kitabıdır. Bu öğütlere ne kadar uyarsak, dünya hayatımız o kadar huzurlu, o kadar saadetli olur. Okuduğumuz her bir ayette, hitap edilen kişi benim. Ben öyle okuyorum. Seslenilen benim. Verilen değere, ayarlarımı uydurmak zorunda olan benim. Onun verdiği değerlerden ne kadar uzaklaşırsam, ayarım da o kadar bozulacak, dengem de o kadar şaşacak; ayarsız, değersiz ve dengesiz birisi olacağım. “Benim şirazem Kur’an, hayatım Kur’an, düsturlarım Kur’an, ölçülerim Kur’an olmalıdır.” diyorum. Ama nerde!

Çok yerlerin altını çizdim de şu ayetin altını iki defa çizdim: “Sözüne Allah’tan daha vefalı kim var!” Kimse yok. Her söz veren aldatıcı. “Sonuna kadar seninleyim!” diyenler en fazla kabir kapısına kadar sana eşlik ediyor. Vakti geliyor; ya sen onları terk ediyorsun, ya onlar seni.

Tevbe Sûresi 100’ün mealinde, “İslam’a girmekte öne geçen Muhacir ve Ensar ile onları güzellikle izleyenlerden Allah razı olmuştur; onlar da Allah’tan razıdırlar. Allah onlara, ebediyen kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır. İşte bu pek büyük bir kurtuluştur.” Muhacir ve Ensar deyince hep gözlerim doluyor. Onların birbirlerine gösterdikleri vefayı okudukça ağlıyorum. Her gün okuduğum yedi Fatiha’yı önce Peygamberimize, âl ve ashabına; sonra diğer peygamberlere, âl ve ashaplarına; üçüncü sırada Ensar ve Muhacirin’e gönderiyorum. Onları seviyorum. Biliyorum içlerinde cennetle müjdelenenler var. Dört halife de var. Bedir’de, Uhud’da şehit düşenler de var. Hazreti Hamza da var. Ben onları unutmuyorum ya, onların da beni ahirette, hesap anında, en zor anlarımda umutmamalarını diliyorum.

Sonra bir âyet meali daha önümde. “Allah’ın rızası hepsinden büyük bir ödüldür. Asıl kurtuluş da işte budur.” (Tevbe suresi, 72) Bana seni gerek seni diyen Yunusumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. İhlasla O’nun rızasını her şeyin üstünde tutanları, “O Razıysa bütün dünya karşımda olsa ne yazar!” diyenleri şimdi anlıyorum.

İşte bir ayet daha, “Onunla yapmış olduğunuz bu alışveriş size kutlu olsun.” (Tevbe suresi, 111) Ne mutlu onunla alışveriş yapanlara. Ne mutlu Alışverişlerinde O’nun rızasını arayanlara.

İşte yazacağım son bir ayet daha: “Ey Rabbimiz, iman ettik. Sen de bizi şahadet getirenlerle beraber yaz.” (Maide suresi, 83) Yaz işte: “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve resûlüh”

Sait Köşk’ün Facebook sayfası:

https://www.facebook.com/kosksait

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir