Türkiye’de bir diktatörlüğün hüküm sürdüğü iddiası, çok yabana atılacak bir görüş değildir. Ne var ki, bunu, muhalefetin diline doladığı yerden başka bir yerde aramak gerekiyor.

Türkiye Cumhuriyetinin bugün akla gelebilecek her konuda en üst seviyede karar verebilen, kararları herkesi bağlayan ve kararlarından dolayı hiç kimseye hiçbir surette hesap vermeyen bir tek kuruluşu var:

Anayasa Mahkemesi.

Başına buyrukluğuyla doğuşundan beri Türk demokrasisinde büyük bir problem teşkil etmiş bulunan Anayasa Mahkemesini, şimdiye kadarki icraatı kâfi gelmiyormuş gibi, iyice zaptedilmez hale getiren ise, ne yazık ki, Ak Parti iktidarı olmuştur.

Artık canı sıkılan Anayasa Mahkemesinin kapısını çalıyor. Hükûmetin icraatından hoşlanmayan, Meclisin kararına razı olmayan, belediyeyle arası açılan, mahkemenin kararını beğenmeyen, kaynanasıyla problemi olan, komşusundan yakınan kim varsa dosyasını toplayıp Anayasa Mahkemesinin kapısına dayanıyor.

Anayasa Mahkemesinin hangi konularda karar vereceğini siz istediğiniz kadar Anayasa ve yasalarda belirleyin; buna uyup uymamak da bütünüyle Anayasa Mahkemesinin insafına kalmıştır. O dilediğinin müracaatını bekletir, dilediğini kabul eder. Dilediği dosyayı geri çevirir, dilediği konuyu dilediği gibi karara bağlar. Dilediği zaman kendisini hükûmetin, dilediği zaman Meclisin yerine koyar, kanun yerine geçecek kararlar alır, kurallar koyar, yasaklar icad eder. Bunu denetleyecek ve önleyecek bir merci mi var?

Şimdi de Anayasa Mahkemesi casusluğun ve hıyanet-i vataniyenin gazetecilik aracılığıyla yapıldığında meşruiyet kazanacağı anlamına gelen bir karar almış bulunuyor. İtirazı olan?

Ak Partili dostlarımız hiç yakınmasınlar, “Demokratik anayasa yapıyoruz” diyerek bu sıkıntıyı onlar kendi başlarına da, milletin başına da kendi elleriyle sardılar ve Anayasa Mahkemesini Türkiye’nin her konuda mutlak ve sorumsuz hakimi haline getirdiler. Artık Türkiye’yi hiç kimseye karşı sorumluluğu olmayan on yedi tane adam yönetiyor.

Şimdi dostlarımız buyursunlar, elleriyle açtıkları bu yarayı tamir edecek ve Türkiye’yi bu diktatörlüğün elinden kurtaracak çareleri düşünsünler.

***

(Bu problemin bir benzeri, bugünlerde “pozitif ayrımcılık” adı altında başka alanlarda yaşanıyor. Kadın haklarını korumak niyetiyle başlatılan, ancak başka türlü haksızlıklara yol açan bazı düzenlemeler, aile yuvasını tehdit eden ve haksızlığı önlemek yerine daha da yaygınlaştırma istidadını taşıyan boyutlara ulaşmış bulunuyor. Bunun üzerinde de ayrıca durmak gerekiyor. Şimdilik küçük bir hatırlatma ile yetinelim.)

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here