Nazilere benzetilince küplere biniyorlar.
Eli kanlı bir zalime benzetildikleri için değil. Yahudilere karşı suç işleyen birilerine benzetildikleri için!
Belki Bediüzzaman’ın Avrupalı “medenîler” hakkındaki şu tarifi, onlara daha mûnis gelecek ve o kadar şiddetli bir tepki göstermek ihtiyacını da hissetmeyeceklerdir.

Kâfirlerin medeniyeti ile mü’minlerin medeniyeti arasında şu fark vardır:

Birincisi, istihale geçirmiş vahşetten ibarettir ki, dışı süslü, içi çirkin, sureti ünsiyetli, sîreti vahşetlidir.

Mü’min medeniyetinin ise içi dışından daha yüksek, mânâsı suretinden daha mükemmeldir; onda ünsiyet, tahabbüb ve teâvün bulunur.

Bunun sırrı da şudur:

Mü’min, iman ve tevhid sırrıyla, bütün kâinat arasında bir uhuvvet, onun cüzleri ve bilhassa Âdemoğulları ve bahusus mü’minler arasında bir ünsiyet ve karşılıklı muhabbet görür. Hem herşeyin aslında, başlangıcında ve mazisinde bir uhuvvet, nihayetinde ise bir kavuşma görür ki, bu uhuvvetin istikbaldeki neticesidir.

Kâfire gelince, inkârının hükmüyle onun hissesine düşen şey, yabancılık, ayrılık, hattâ kendisine menfaati dokunmayan herşeye karşı — kardeşi bile olsa — bir nevi düşmanlıktır. Zira kâfir, uhuvveti, bir yanda ezele uzanan bir iftirak ile diğer yanda ebediyete kadar uzayıp gidecek bir firak arasındaki bir anlık bir kesişme noktasından ibaret görür. Lâkin o uhuvveti pek kısa bir zaman için bir nevi hamiyet-i milliye ve gayret-i cinsiye ile güçlendirmiştir. Hakikatte ise o kâfir sevdiği şeyi kardeş sevgisiyle sevmez; onun tek sevdiği şey kendi nefsidir. Kâfirlerin medeniyetinde insanlık adına birtakım iyilikler ve manevî yüksek haslet­ler görülüyorsa, o da İslâm medeniyetinin tereşşuhatından, Kur’ân’­ın irşad ve sayhalarının in’ikâsından ve semâvî dinlere ait parıltıların bakiyelerindendir.

İstersen, hayalen, Nurşin beldesindeki Seyda’nın (kuddise sirruhu) meclisine git, onun kudsî sohbetinde tezahür eden İslâm medeniyetine bak. Orada, fukara kılığında melikler, insan suretinde melekler göreceksin.

Sonra Paris‘e git, onların büyüklerinin meclisine gir. Orada da insan kılığına bürünmüş akrepler, Âdemoğullarının suretine girmiş ifritler göreceksin.

Kur’ân medeniyeti ile zamanımızın medeniyeti arasındaki farkları Lemeat ile Sünuhat‘ta açıklamış bulunuyorum.  Onlara müracaat edersen, insanların gaflet ettiği pek büyük bir hakikatle karşılaşacaksın.

— Mesnevî-i Nurî (tam tercüme), Zeylü’l-Habâb, 24. İ’lem

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here