Ayasofya Camiinin, bu beldeyi bir İslâm beldesi olarak âleme ilân eden bir sembol (şeâir) olduğu ve mutlaka ibadete açılması gerektiği konusunda, çok şükür ki, bir ihtilâfımız yok. Milletin de, devletin de bu konuda bir fikir birliği içinde olduğunu herkes görüyor.

Buna rağmen Ayasofya hâlâ kapalı duruyor.

Öyle görünüyor ki, problemin temelinde yatan bazı tereddütler var:

Yoksa, “Biraz daha güçlü duruma gelelim de Ayasofya’yı öyle açalım” diye mi düşünülüyor?

Eğer öyleyse, konuya tamamen tersinden yaklaşılıyor demektir.

Çünkü mesele “güçlenince Ayasofya’yı açmak” değil, “Ayasofya’yı açıp güçlenmek” meselesidir.

Ayasofya’yı bir İslâm mâbedi yapan iman tarafından bakıldığında, manzara aynen böyle görünür, böyle görülmelidir.

Bediüzzaman, Demokrat Parti iktidarı süresince bu konuyu sürekli olarak ülke yöneticilerinin gündemine aldırmak için teşebbüslerde bulunmuş, bu teşebbüslerinde de, iktidara, “Ayasofya’yı açmakla on misli kuvvet kazanacaklarını” hatırlatmıştır.

İşte, onun bu konudaki müteaddit mektuplarından bazı ifadeler:

. . . Nasıl Ezan-ı Muhammediyenin (a.s.m.) neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi, öyle de Ayasofya’yı da beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmektir.

. . . Eskilerin lüzumsuz keyfî kanunları ve sûiistimalleri neticesinde, belki de tahrikleriyle zuhur eden Ticanî mes’elesini dindar Demokratlara yüklememek ve âlem-i İslâm’ın nazarında Demokratları düşürmemenin çare-i yegânesi, kendimce böyle düşünüyorum: Ezan-ı Muhammedînin neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi; Ayasofya’yı, beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmek… 

. . . Hem Demokrat’a ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok taraftar olmak ve âlem-i İslâm’ı, hattâ bir kısım Hıristiyan devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya’yı müzahrefattan temizleyip ibadet mahalli yapmaktır.

Bu ifadelerin dayandığı çok önemli bir hakikat var ki, bunu, Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya vakfiyesinde aramak gerekir.

Herkesin bildiği gibi, Ayasofya’nın vakfiyesi, bu vakfın şartını bozanları, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetiyle lânetler.

Ayasofya’nın kapandığı günden bu yana bu lânetin üzerimize çökmüş bulunduğunu dikkatten uzak tutmayalım. Her ne kadar böyle bir lânetin birinci derecedeki muhatapları, Ayasofya Camiini ibadete kapatanlar ise de, elinde yetki olduğu halde onu ibadete açmayanların payına da bu lânetten birşeylerin düşeceği aşikârdır.

Konuya diğer tarafından yaklaştığımızda ise, bu lânetin çözülmesiyle birlikte üzerimizden büyük bir yükün kalkacağını ve büyük bir manevî desteğe kavuşacağımızı anlamak zor olmayacaktır.

Unutmayalım ki, bugün dünyadaki en azılı şer odaklarının tam hedefinde bulunan Türkiye, bütün bunlara karşı, yeryüzünün dört bir köşesinde yardım elini uzattığı mazlumların dualarıyla bir hedefe doğru ilerliyor.

Önümüzdeki lânet engelini kaldırıp ecdadın ve İslâm âleminin dualarına mazhar olmak ise, bu yürüyüşü çok daha emin bir hale getirecektir.

Şunu da unutmayalım ki, Resulullah’ın “ne güzel komutan” iltifatına mazhar olan Fatih’in duası da, bedduası da, Pensilvanya lânetçilerinin üfürüklerine benzemez.

***

İlk yayın tarihi: 16 Nisan 2015

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here