Malûm Cemaatin önde gelen fetvacılarından Abdullah Aymaz baklayı ağzından çıkardı ve işlerine geldiği zaman haklarında medhiyeler düzdükleri Üstad’ın vârisleri için gerçekte ne düşündüklerini açığa vurdu.

Aymaz, Bediüzzaman Hazretlerinin vârislerini “ufak dünya menfaatleri uğrunda birilerinin yanında yer almakla” suçladı ve “Vârislik lâfla olmuyormuş” dedi.

Mensubu olduğu örgütün yolunun “Bediüzzaman yolu” olduğunu iddia eden Aymaz, Üstad’ın talebeleri hakkında aynen şu ifadeleri kullandı:

“Böylece mağdurluk ve mazlumlukta O’nun gerçek takipçileri de anlaşılmış oldu. Ufak dünya menfaatleri uğrunda kim kimin yanında yer aldığı da belli oldu… Vârislik lâf ile olmuyormuş, bunu da aklı başında herkes gördü…”

***

Üstad’ın talebelerine karşı kinini açığa vurduğu yazısında, Aymaz, şimdiye kadar ancak serbest zamanlarda kullandıkları, sıkıntılı zamanlarda ise hep uzak durdukları ve teberri ettikleri Risale-i Nur’un gerçek talebeleri ve Üstad’ın takipçileri olarak kendilerini gösterdi.

Cumhurbaşkanının kendilerine Risale-i Nur okudukları için “Haşhaşî” dediğini, “İnlerine gireceğiz” sözüyle de Risale-i Nur okunan medreseleri hayvan inine benzettiğini iddia eden Aymaz, daha önce pek seyrek hatırladıkları İslâm kardeşliği konusunda da inciler döktürdükten sonra, meseleyi Habil-Kabil kıssasına dayandırdı.

***

Bu acıklı ifadelere sarılarak hemen salya-sümük mağdur edebiyatına yönelecek safdil “kardeşlerimize” hemen birkaç noktayı hatırlatalım. Gerçi hatırlatılacak daha pek çok şey var, ama bu birkaç nokta, sanırız, herkesin hafızasında, geri kalan noktaları da hatırlamak için bir başlangıç teşkil edecektir.

Evet, size Haşhaşî diyorlar; bu, sözün doğru olan kısmı. Yanlış olan kısmına gelince:

Size Risale okuduğunuz için değil, İsrail mandacılığından vatan hainliğine, casusluktan Lût kavmi sapıklarının müdafiliğine kadar her türlü mel’aneti iman hizmeti olarak işleyebilecek hale getirildiğiniz için Haşhaşî diyorlar. Eğer gerçekten Risale okusaydınız, bu işleri size kim yaptırabilir, kim müdafaa ettirebilirdi?

Kardeşliğe gelince:

Şimdiye kadar, özellikle sıkıntılı zamanlarda, sizi başka Müslüman kardeşlerinizle birlikte gören olmuş muydu?

28 Şubat’ta İmam Hatip Okulları ile Kur’an Kursları kapatılırken zil takıp oynadığınızda kendinizden başka Müslüman kardeşlerinizin de bulunabileceğine ihtimal veriyor muydunuz?

Kapısında aylarca bekleyip nihayet bir randevu kopardıktan sonra Papa’ya İslâm âlemini şikâyet eder ve Haçlı Seferlerinin suçunu Müslümanlara yüklerken aklınız hangi kardeşlikteydi?

İftira ve komplolarla çoluk çocuklarından koparıp bir buçuk sene hapislerde çürüttüğünüz Tahşiyecilerin de kardeşiniz olduğunu o gün hatırlamadığınız gibi bugün bile hâlâ hatırlamamakta diretiyorsunuz. Komplo bütün iğrençliğiyle ortaya çıktığı halde, özür dilemeyi ve helâllik istemeyi bir yana bırakın, “Geçmiş olsun” mânâsına gelen bir sözün dahi kalemlerinizden çıktığını gören olmadı. Allah korkusundan nasip almamış Cemaat kalemleri, hâlâ Tahşiyecileri suçlu, onlara iftira edenleri mâsum gösterecek şekilde lâflar etmeye devam ediyor. Kardeşlik onlara değil, sadece size lâzım, öyle mi?

Evet, Aymaz’ın yazısındaki gibi, iş gelip de bir Habil-Kabil meselesine dayanıyor. Fakat herşeyi olduğu gibi bu kıssayı da Aymaz tersinden okumuş. İşin doğrusu:

Kabil kardeşini öldürmek istediyse de beceremedi; şimdi elindeki bıçağı Habil’in eline tutuşturmaya çalışıyor.

***

Aymazca yazının bağlantısı:

http://www.zaman.com.tr/yazarlar/abdullah-aymaz/insan-hic-kiz-kardesini-sokaga-atar-mi_2310846.html

4 YORUMLAR

  1. “AYMAZ”‘ın yazısı ilginç geldi bana, özellikle sonu. kendilerini sokağa atılmak istenen “kız kardeş” demiş. İyi de bu “kız kardeş” zaten kendisi “gecenin yarısında” sokağa çıkmış, bütün kardeşlerinin(islam ümmetinin) düşmanları olan kaba-saba kendisinden hayli büyük adamlarla buluşmuş ve gayri meşru münasebetlere girmiş,yetmemiş bir de onları yanına alıp ailesini dövmeye,elindekileri almaya geliyor,dayak yeyince de “ben sizin kardeşinizim” diyor. Halbuki böyle bir kardeş sadece dövülmez bunu onlarda bilir…Her neyse!…
    Bir de yazıdan anladığım, durumları çok sıkıntılı, zira taraftarlarını himayeye muhtaç “kız” benzetmesi yapmasına rağmen, fıtrata aykırı olarak “bahadır yiğit” gibi davranmalarını istiyor.”kendilerine yetme”yi tavsiye ediyor..(Herhalde yut dışına kaçırdıkları adamları gören ve itiraz eden taraftarlarına “hepinizi kaçıramayız,başınızın çaresine bakın “) diyorlar…
    Ha, “biz bu tokadı neden yedik, ne yapıyoruz kime alet olduk,oluyoruz” demiyorlar. Ortada ne ümmet ne de ehl-i sünnet cemaatler var…Sadece bu alemde onlar var…Hala, hocalarını yüceltmek için “sahteleştirme”ye çalıştıkları Risale-i Nur’u “kullanma” ise tam gaz…Hüseyin Gülerce’nin onlar için kullandığı “Devekuşu” örneği gibiler…
    Abilerle ilgili edep sınırlarına gelince, bu arkadaşlar unutmuşlar ama biz hatırlatalım.”Edep Adem (AS)dan beri insan oğlunun giydiği en güzel elbisedir” onlar bu elbiseyi üzerlerinden sıyırıp attılar.
    Durum bundan ibarettir…İyi niyet her zaman iyidir, tekrar giyebilmeleri dileğiyle diyelim.
    Vesselam..

  2. Filmde hoca cemaate bulduklarınızı polise teslim edinki sahibi bulunsun der.fakat oğluda bulduğu altınları polise verdiğini hoca olan babasına söylediğinde baba der:oğlum ben onu cemaate söylüyorum sana değil…bunun gibi ele verirler talkını kendileri yerler salkımı…..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here