Azabı durduran sesler: 2

Gerek camilerde, gerekse okullarda Kur'ân-ı Kerim okuyan çocuklarımızın sesleri hepimizi mest ediyor. Bu güzel gelişmenin tamama ermesi ve tam bir müjde olması için, Millî Eğitim Bakanlığından beklenen bir iş daha var.

Camilerden Arş’a yükselen cıvıl cıvıl çocuk sesleri, bir hadis-i şerifin müjdesine istinaden, “azabı durduran sesler” olarak hepimizi mest ediyor.

Bu hadis-i şerifi, yedi sene kadar önce okullarımızda Kur’an-ı Kerîmin seçmeli ders olarak okutulmaya başlaması üzerine bir kere daha hatırlamıştık. Bu arada, Kur’ân’ın irşadı ile okullarımızda okutulan bazı dersler arasındaki çelişkiyi de gündeme getirerek Millî Eğitim Bakanlığına düşen önemli bir göreve işaret etmiştik.

18 Ekim 2012 tarihinde Son Devir’de yayınlanan bu yazıyı tekrar hatırlıyoruz:

ÜMİT ŞİMŞEK

Seçmeli Kur’ân dersine muhalefet edenler, kendilerine de faydası muhakkak olan birşeye karşı çıktıklarını bir anlayabilseler!

Millî Eğitim Bakanlığının açıkladığı rakamlar, bu sene 479 bin öğrencinin seçmeli ders olarak Kur’ân-ı Kerîmi tercih ettiğini gösteriyor. Bundan da açıkça anlaşılıyor ki, milletimiz bu konuya laiklerle aynı açıdan bakmıyormuş.

Yurdun dört bir yanındaki devlet okullarında yarım milyon çocuğumuzun Kur’ân öğrenmekte olması bize o kadar önemli görünmeyebilir. Hattâ bazılarımız bundan hoşlanmayabilir de. Fakat bu hadisenin Allah katında ne mânâ ifade ettiğini bilmek istiyorsanız, Resulullahın (s.a.v.) verdiği şu haberi dinleyiniz:

“Allah yeryüzü ahalisine azab etmeyi murad ettiğinde, Kur’ân öğrenen çocukların sesini işitince azabı onlardan geri çevirir.” (Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân: 4.)

***

Bu hadis-i şerif, her ne kadar 28 Şubat dönemine ait bazı mahkeme kararlarına ters düşse de, bu konuda verilebilecek örnekler arasında tek değildir.

Kur’ân ve Hadis, kulların davranışları ile tabiat olayları arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu, üzerine basa basa bize hatırlatır ve hiçbir zaman bu gerçekten habersiz davranmamamızı ister. Zira tabiat kanunları arasında laikliğe yer yoktur; onlar bir bütün halinde tek bir Yaratıcının emriyle işlemeye devam ederler. Bir ağaçtan yere düşen bir yaprağı bile tesadüfe veya sebeplere bırakmayan İlâhî irade ve kudret, insan topluluklarının başına gelecek olan hadiseleri de ne tesadüfe, ne de başka sebeplere terk etmez. Kur’ân-ı Kerîmi okuyan âlim veya cahil herkesin ondan, özellikle onun kıssalarından alacağı en önemli ders, geçmiş kavimlerin başlarına gelen felâketlerin hakikî sebeplerini ve onlarla aynı âkıbete uğramaktan bizi koruyacak olan yolları öğrenmek olacaktır.

Bizim bu konuda Kur’ân ve Hadisten öğrendiklerimizin özeti şudur:

Gökten yere rızkımız iner, yerden göğe işlerimiz çıkar.

İşlerimizden iyi olanlarla kötü olanlar arasındaki fark, bizim hak ettiğimiz muameleyi tayin eder.

Şu kadar var ki, iyilikte de, kötülükte de esas olan, kemiyetten ziyade keyfiyettir. Bazan öyle iyilik olur ki, bizim gözümüzde pek küçük kaldığı halde, İlâhî mizanda nice kötülüklere ağır basar da rahmeti üzerimize çeker, azabı bizden uzaklaştırır. Bir toplumun onca isyanları arasında mâsum dillerden Arş’a yükselen Kur’ân sadâları, işte mizanda böyle ağır gelen iyiliklerdendir. Kur’ân okuyan çocukları sayesinde bugüne kadar kaç toplumun azaptan kurtulduğunu ancak Allah bilir.

***

Tabiat hadiselerinin bütün ayrıntılarıyla İlâhî iradeye tâbi olduğu gerçeği, eğitim sistemimizin temelindeki felsefenin kabul etmediği bir gerçektir. Bu Müslüman milletin çocukları, ne yazık ki, okullarında bu tesadüfçü bakışla hayata bakmayı öğreniyorlar. Bununla beraber, “İyilikler kötülükleri giderir” (Hûd, 11:114) kaidesince, Kur’ân dersleri bu hatâyı tamir yolunda atılacak ilk adımlardan biri olabilir.

Bugün İlâhî rahmeti üzerimize celb etmesi umulan Kur’ân dersleri, bakarsınız, zaman içinde, hayata Kur’ân’ın gösterdiği yerden bakmayı da bize öğretir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here