Türk popunun öncüsüydü. Çok iyi bir müzisyendi. Çok iyi İngilizce şarkı besteler ve söylerdi. Türkiye’nin Elvis Presley’i idi.

Daha dün akşam sapasağlamdı. Yaşasaydı on gün sonra yeni yaşını kutlayacaktı. Yarın da konseri vardı…

Allah taksiratını affetsin, her fâni gibi o da ölümü tattı. Ama arkasından konuşanlara bakın; bir tane “Allah” diyen, âhiret hayatını ağzına alan, merhumun âhiret için yaptıklarından söz eden, yahut onun arkasından âhirette işine yarayacak birşeyler yapan birini görebilecek misiniz? Dillerde hep yarım kalan hayaller, seksen sene de yaşasa yarım kalan hayat, hep dünya hayatı, hep dünya varlığı, hep bu dünyanın eserleri.

Fakat onun için dünya hayatı bitti artık, yarın sizin için de bitecek; bu mu anlamak istemediğiniz şey?

Dünyada çok büyük bir nam bırakmış olabilirsiniz; arkanızdan anılmanızı sağlayacak pek çok şey yapmış olabilirsiniz. Elinizin emeğiyle, alnınızın teriyle kazandıktan sonra kim buna birşey diyebilir? Fakat bütün bunlar toprağın üzerinde geçerli olan şeyler. Toprağın altında ise çok farklı bir değerler sistemi hükmediyor. Onun için hazırlanmak hiç birinizin aklından geçmiyor mu?

Daha da ötesi, gidenleri anarken kimi onların öldüğü yerde viski içiyor, kimi mezarının başında şarkı söylüyor, kimi kabrine rakı döküyor, kimi dans ediyor. Eğer başka bir dinin mensubu iseniz ve inancınız size böyle emrediyorsa, bir sözümüz olmaz, olamaz. “Sizin inancınız size, bizim inancımız bize” der, yaptıklarınızı sempatiyle değilse bile saygıyla karşılarız. Fakat bildiğimiz kadarıyla siz de bizimle aynı dine mensupsunuz, siz de birer Müslümansınız, öyle değil mi?

Eğer öyleyse, bütün bu anma biçimlerini nereden öğrendiğinizi sorma hakkımız vardır. En azından, bu tür anma biçimlerinden ölü için nasıl bir fayda umduğunuzu merak etme hakkımız vardır. Tabii, toplumda tanınan ve örnek alınan kişiler olduğunuz için, bu davranışlarınızla nasıl bir nümune teşkil ettiğinizi sorgulama hakkımız da vardır.

***

Geçtiğimiz günlerde, değerler eğitimi sırasında çocuklara ölüm gerçeğinden söz edilmesi, bazılarının pek fazla tepkisini çekmişti. Malûm medya derhal bir karalama kampanyasına girişmiş ve uzman oldukları ileri sürülen kişilerden görüşler alarak, çocukları ölüm gerçeğiyle tanıştırmanın “sakıncaları” üzerine biteviye yayınlar yapmıştı. Ne var ki, tepkilerden anlaşıldığı kadarıyla, bu uzmanlarımız da henüz ölüm gerçeğiyle tanışmış kimseler değildi. Çünkü gerekçe olarak sıraladıkları herşey, hadiseye bizim toplumumuzun açısından değil, Batı’nın bize gösterdiği taraftan baktıklarını açığa vuruyordu. Şimdi, rahmetli Erol Büyükburç’un vefatıyla aynı “aydınlar”, aynı cehalet ve ecnebîliklerini bir kere daha sergilemiş oldular.

Böylelikle, yeni yetişen nesilleri daha erken çağlardan itibaren bizim değerlerimizle tanıştırmanın önemi ve âciliyeti bir kere daha vurgulanmış oldu.

— Ümit Şimşek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here