Bediüzzaman Said Nursî, tasavvuf ve tarikatler konusunu, “Telvihat-ı Tis’a” adlı uzunca bir risalesinde etraflıca ele alır.

Bu risalenin başında, Bediüzzaman, tasavvufu “şirin, nuranî, neş’eli, ruhanî bir hakikat-ı kudsiye” olarak tanımlar. Tarikatin gayesini de, Peygamberimizin Miraç mucizesinin gölgesi altında iman ve Kur’ân hakikatlerine mazhar olmak şeklinde özetler.

Bediüzzaman, İslâm âlemindeki kardeşlik duygularını geliştiren en birinci ve tesirli vasıta olarak tarikatleri gösterir; Hıristiyanlık âleminin hücumlarına karşı Hilâfet merkezi olan İstanbul’u yüzyıllarca muhafaza eden en mühim bir istinad noktasının da tekkeler olduğuna dikkat çeker.

Tekkelerin kapatıldığı, dinî neşriyatın ve din eğitiminin yasaklandığı bir dönemde ise, Bediüzzaman, bid’atlara kapılma tehlikesi sebebiyle “Zaman tarikat zamanı değil, iman kurtarma zamanıdır” demiş; ancak daha sonraki zamanlarda bu tehlikeli dönemin geride kaldığını bildirmiş ve Risale-i Nur’u da on iki büyük tarikatin bir hülâsası olarak tarif etmiştir.

Bediüzzaman’a göre, Risale-i Nur, her tarikat ehli için, kendi tarikatinin dairesi gibidir. Herhangi bir tarikat mensubu, kendi tarikatine ve mürşidine aynen bağlı kalmak suretiyle Risale-i Nur dairesine girebilir.

***

Bediüzzaman Hazretlerinin bir mektubundan konuyla ilgili bölüm (“Rabian” diye başlayan kısım):

http://erisale.com/#content.tr.10.422

Tarikat aleyhinde bulunanların iddialarını çürüten bir bölüm (Üçüncü Telvih)

http://erisale.com/#content.tr.2.629

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here