– 42 –

Her cemiyet lâyık olduğu kitaba nail olur.

İbrahim Alâaddin Gövsa

Barla’da, badem ağaçlarının çiçek açtığı bir günde başladı Risale-i Nur’un macerası. “Yaz kardeşim” dedi Müellif. Sonra satırlar, sonra sayfalar, sonra risaleler birer birer dökülmeye başladı dudaklardan kâğıtlara.

Sekiz sene sonra Bediüzzaman Barla’dan ayrıldığında, artık Risale-i Nur Külliyatının şekli, rengi, içeriği, yönü ve hedefi iyice belirmiş, eserlerin yarıdan fazlası telif edilmişti. Bu eserlerle birlikte ortaya çıkan bir kitle vardı ve bu kitlenin önemli bir bölümü, hayatını bu eserlerin yayılmasına vakfetmişti.

Üç çeyrek asır sonra o günlere dönüp bakanlar, ne bu eserlerin yazılışında, ne de bu hareketin gelişmesinde, olayların akışına bırakılmış bir hal görmüyorlar. Bu hareket, Bediüzzaman’ın bütün hayatı boyunca, dış şartların belirlediği bir hareket olmamış; tam tersine, dış şartlar onu başka taraflara sürüklemek için bütün imkânları zorlarken, Risale-i Nur hareketi, kendi hedefinden ve kendi yöntemlerinden hiçbir şekilde ayrılmaksızın gelişmesine devam etmiştir.

Bediüzzaman, toplumun — hattâ dünya toplumlarının — en önemli meselesini inanç meselesi olarak görmüş, topyekûn bir inançsızlık salgını karşısında insanlığı doğru bilgilerle donatmak için kendisini görevli bilmiş ve gecesiyle, gündüzüyle, yıllarını bu göreve adamıştı.

IMG_5174-a

Onun gözü, gelecekteydi; bugün bunu rahatça görebiliyoruz. Günün inançsızlık salgınları, geleneksel değerleri bir derece koruyan yetişmiş nesilleri belki fazlaca etkilemeyebilirdi; ancak o günün moda akımları, gelecek kuşaklar üzerinde nasıl bir tahribata yol açacaktı? Üç büyük devrin içinden geçmiş ve birkaç ömrün hadiselerini bir ömre sığdırmış bir düşünür ve ilim adamı olarak, Bediüzzaman, bütün himmetini gelecek kuşaklara ayırmıştı. Birgün, belki kendisinin hayatta olmayacağı birgün, bu topraklar üzerindeki insanlar, kendilerine onyıllar boyunca sunulan bakış açısının geçersizliğini görüp de manevî açlıklarını bastırmak için güvenilir bir bilgi kaynağı aradıkları zaman, aradıklarını bulabilecekler miydi? O, elindeki bütün imkânları, hattâ imkânsızlıkları sonuna kadar kullanmak suretiyle, istikbalin arayışına kendi zamanından cevap yetiştirmeye çalışıyordu.

[Devam edecek]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here