ÜMİT ŞİMŞEK

Şehir, bir fabrika gibi çalıştı gün boyu.

İnsanlar günün ilk ışıklarıyla yollara döküldü.

Kimi için yeni bir başlangıçtı o gün.

Birçokları için ise sıradan günlerden farkı yoktu.

Telâş ve keşmekeş birbirini kovaladı.

Güneşe dönüp de bakan pek olmadı gün boyunca.

Onun gideceği yer ve saat belliydi.

Saatler böylece birbirini kovaladı.

Telâş ve keşmekeşten bunalan ruhlara akşam erişti.

Güneş ılık ılık ışıklar göndermeye başladı ufkun hemen üzerinden.

Gün soğurken renkler ısındı.

Maviden kırmızıya, kızıldan lâciverte doğru bütün güzelliklerini birer birer sergiledi gökler, bulutlar, deniz ve yer.

Güneş her dakika şekilden şekle girdi.

Dünyanın üstünde renkler dolaştı.

Sular, ruhlarla beraber hâlelendi.

***

Güneşin batışını, kimi Haşim gibi seyretti ufk-ı şâma dalan gözlerle.

Kimi onda bir dünyanın sükûna erişini dinledi sessizce.

Kimi göklerin ve yerin yaratılışını ufuklarda seyretti.

Kimi de farkına bile varmadı gözü önünde olup bitenlerin.

Sabah gözünü açanlardan bazıları ise, günün kapanışını göremedi.

Sürüp gidecek sanılan bir ömür, gün bitmeden bitmişti.

***

Uzayın en muhteşem tabloları serildi insanlığın önüne bir akşam vakti.

Öylesine günlük hayatın basitliği içinde ki, dikkatsiz bakışlar onu fark edemezdi.

Bir muhteşem kapanıştı o, dünyanın bir günü için.

Günleri birbirinden farksız olanlar, o muhteşem kapanışı seyredemediler.

Ve geceyi de kendi günleri gibi tüketmek için aceleyle koşuşturdular her akşamki eğlencelerinin başına:

Her gün ve her akşam neler kaçırdıklarını bilemeden bir ömür tüketmek için.

***

Bu şehir nice günbatımları gördü.

Nice tablolar çizildi bu şehrin ufuklarında asırlar boyu.

Şehirler o ihtişamı gölgeleyemedi.

Herkes gördükleri ve yaşadıklarıyla terk etti bu şehri.

Gidenler için, günler ve akşamlar yok artık.

Sadece geçmiş gün ve gecelerin kazandırdıkları var.

Yahut kaybettirdikleri.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here