Bugün Rüstempaşa Medresesindeki hanımlar dersinde, sürprizlerin en güzeliyle karşılaştık.

Çoktandır görünmeyen iki kızkardeş, bugün çıkageldiler. Fakat yalnız değillerdi.

Beraberlerinde büyük bir müjde getirmişlerdi.

Biz hafız olduk” demezler mi?

Bundan daha büyüğünü düşünmeye çalışın isterseniz:

Biz vali olduk. Biz hükümdar olduk. Bize dünya saltanatı verildi. Bize bin yıl ömür verildi…

Bunlardan hangisi “Biz hafız olduk” diyebilmek kadar büyük bir haber olabilir?

Bu kadar büyük haberlere gazete sütunları ve televizyon ekranları kâfi gelmediği için, biz de bunu bu mütevazi sitemizde duyuruyoruz.

Bu arada, Bediüzzaman Hazretlerinin hafız olmak isteyen talebesinin sorusuna verdiği cevap ile, hafızlığa çalışmaya başlayan bir başka talebesine yazdığı tebrik mektubunu hatırlıyor ve “çoklarına hüsn-ü misal olur” ümidiyle burada paylaşıyoruz:

***

Aziz, sıddık kardeşlerim,

 

Sizlerin ümidimin pek fevkinde gayret ve faaliyetiniz beni, âhir hayatıma kadar mesrur ve müteşekkir edecek bir mahiyettedir. Bu defa mektubunuzda, “Hıfz-ı Kur’ân’a çalışmak ve Risale-i Nur’u yazmak, bu zamanda hangisi takdim edilse daha iyidir?” diye sualinizin cevabı bedihîdir. Çünkü, bu kâinatta ve her asırda en büyük makam Kur’ân’ındır. Ve her harfinde, ondan tâ binler sevap bulunan Kur’ân’ın hıfzı ve kırâati her hizmete mukaddem ve müreccahtır. Fakat, Risale-i Nur dahi o Kur’ân-ı Azîmüşşanın hakaik-i imaniyesinin burhanları, hüccetleri olduğundan ve Kur’ân’ın hıfz ve kıraatine vasıta ve vesile ve hakaikini tefsir ve izah olduğu cihetle, Kur’ân hıfzıyla beraber ona çalışmak da elzemdir.

 

Nur fabrikası ve Gül fabrikası devâirinde, mübarekler heyetinde, Lütfü’ler nümunelerinde, Hacı Hâfız’lar cemaatinde, Sıddık Süleyman, Hakkı’nın makamlarında bulunan herbir kardeşlerimize, hususan elli ümmîden çıkan Risale-i Nur talebelerine birer birer selâm ve dua ediyoruz ve dualarınızı istiyoruz.

 

***

 

Salisen: Tenekeci Mehmed Efendinin hıfz-ı Kur’ân’a çalışmak niyeti çok mübarektir. Cenâb-ı Hak onu muvaffak etsin. Elimizden geldiği kadar duayla yardım edeceğiz. Kur’ân-ı Azîmüşşânın herbir harfinin ekalli on hasene olmakla beraber, tekerrür ettikçe ve mübarek vakitlere rastgeldikçe ve melek ve sair zîşuur ruhânîler kıraatini dinledikçe, herbir harfi öyle bir çekirdek olur ki, hasenat cihetinden öyle bir mânevî sümbül teşekkül eder ki, o sümbülün taneleri, tekellüm vaktinde ağızdan çıkan bir kelimenin havanın dalgalarının aynalarında temessül eden milyonlarca, o kelime gibi kelimelerin adedine belki müsâvi gelir.

 

Böyle her bir harfi bir hazine-i ebediyenin bir anahtarı olabilir bir kudsî kelâmı kalbinde yazmak, ne kadar mukaddes bir hizmet olduğu âşikârdır. İnşaallah, Bedreddin çoklara bir hüsn-ü misal olacaktır, daha çoklarını hıfz-ı Kur’ân’a sevk edecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here