– 23 –

Bir gaye için bir araya gelen topluluklar, aralarındaki birliğin korunması ve geliştirilmesi için pek çok yollar takip etmişlerdir. Bunlardan kimi, ortak bir düşmana karşı birlik halindedir; kimi bir liderin kayıtsız şartsız izlenmesini esas alır; kimi son derece katı kurallar uygulamak suretiyle mensupları arasında birlik sağlamayı amaçlar. Bütün bunlar arasında en samimî, en sağlıklı ve en etkili yolun ise, her bireye, genel hedefler istikametinde alabildiğine gelişme imkânı tanıyan bir yöntem olduğunda şüphe yoktur. Bu takdirde, bireylerin farklı yetenekleri birbiri üzerine eklenerek ortaya pek büyük bir potansiyel çıkarır. İşte burası, fazilet adını verdiğimiz kavramın devreye girdiği noktadır.

Kur’ân, ölümsüz yasalarıyla hayatımızı bir düzene koyar; ancak hedef olarak, bu yasalardan daha ötelerini gösterir. Nitekim bireyler arasındaki hakları belirttikten ve bu hakların nasıl kullanılacağını anlattıktan sonra, “Aranızda fazileti ihmal etmeyin[1] emriyle önümüze bir müsabaka alanı açmış ve bu konudaki teşviklerini yüzlerce âyetiyle çeşitli şekillerde tekrarlamıştır.

Bir mü’min, özellikle Kur’ân’ın hizmetinde aktif bir rol alan bir mü’min, bir fazilet yarışının mutlaka bir yerlerindedir; onu diğer mü’minlerden farklı kılan bazı özellikleri vardır. Eğer tenkit gözüyle bakarsanız, o kişinin ideal bir mü’mine göre eksik taraflarını içeren uzun bir liste çıkarabilirsiniz ki, bugünün insanı olarak bizim alışkanlıklarımız genellikle bu yöndedir. Fakat aynı kişiye Bediüzzaman’ın bulunduğu yerden baktığınızda, faziletlerinden oluşan bir liste ortaya çıkarırsınız. Bu listeyi çıkarmak için uzun uzadıya çaba harcamaya da gerek kalmaz; çünkü, ayrı bir insan bireyi olarak yaratıldığı için, onu diğerlerinden ayırt eden birtakım özelliklerinin varlığında şüphe yoktur. Gerekli olan, sadece, fazilete odaklanmış bir bakış açısıdır, o kadar.

IMG_5215-a

Tenkit kapısını açmayın

Risale-i Nur Müellifinin yukarıya aldığımız satırlarında, böyle bir odaklama bütün açıklığıyla görülmektedir. Onun talebelerinden beklediği de bundan başkası değildir. “Sakın birbirinize karşı tenkit kapısını açmayınız,” der Barla mektuplarından birinde. “Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkki ediyorum. Siz de Üstadınızın nazarıyla birbirinize bakmalısınız. Âdetâ, herbiriniz ötekinin faziletlerine naşir olunuz.[2] Bediüzzaman, bilâhare telif ettiği İhlâs Risalesinde, bu hususu “kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmek[3] şeklinde, bir hizmet prensibi olarak formülleştirecektir.

[Devam edecek]

[1] Kur’ân, 2:237.

[2] Risale-i Nur Külliyatı, s. 1459.

[3] A.g.e., 669.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here