ÜMİT ŞİMŞEK

Kendisinden çok önce, kendisi için hazırlanmış bir dünyaya gözünü açtı insan.

Neye ihtiyacı varsa, yerin altında ve üstünde bol bol depolanmıştı.

Nasibi, ışık oldu yağdı gökten. Yağmur oldu yağdı.

Bereket oldu, kara topraktan fışkırdı.

Renk renk meyveler sunuldu ona.

Canlı ve cansız, dünyada ne varsa hepsi onun önüne bir sofra gibi serildi.

İnsan, her bir nimetinden ayrı bir tad aldı o sofranın.

Sayısız nimetlerin sayısız renkleri ve tadlarıyla tanıdı kendisine yerin ve göğün sofralarını ikram edeni.

Görmediği halde, görmüş gibi inandı ona.

Onun izniyle doydu, şükrünü Ona sundu.

Günlerden bir gün, bir emir ulaştı onu doyurandan.

Onun rızası için aç kalması istendi insandan.

Ve insan, “Lebbeyk” dedi iştiyakla.

Onun emrinde, Onun nimetlerinin lezzetini buldu.

Görmediği Rabbinden gelen emre, sanki Onu görüyormuşçasına uydu, hiç tereddüt etmeden.

Aç kaldı insan.

Susuz kaldı.

Nimetler orada, gözü önündeydi.

İstese uzanabilir, istese yiyebilirdi.

Uzanmadı.

Sadece bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun nasıl aziz bir nimet olduğunu düşündü gün boyunca.

Fakat yemeyi ve içmeyi aklından geçirmedi.

Onun izin verdiği dakikayı bekledi sabırla, tevekkülle, sevinçle ve keyifle.

Güneşin secdeye kapanışı, Onun iznini müjdelediğinde, Rabbinin nimetlerine tekrar kavuşmuştu insan.

Bu defa, Onun rızasıyla beraber.

***

Yeryüzü, şehadet parmaklarıyla Allah’ın yüceliğini haykırdı bir akşam vakti.

Gökler huşu ile dinledi.

Yer ve Gökler Rabbinin bir emriyle aç kalan insanlar, Onun izniyle sofralara kuruldu.

Yerin ve göğün nimetleri, Ondan gelen bir ikram olarak sunuldu insanlara.

İnsanlar, kendilerine sunulanlarla, bir lezzetten diğerine geçtiler.

Onun emriyle aç kalmanın hazzı, Onun izniyle doymanın keyfine bıraktı yerini.

Oruçları gibi, sofra başındaki halleri de bir muhteşem kulluk tablosu olarak seyredildi göklerden.

Ve dünya, dünya olmanın şükrünü bir kez daha yaşadı bir iftar vakti.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here