Bulutlar dağılsın, bahar olsun artık,

Duyulsun bir engin seher musikisi.

Yahya Kemal

 

– 6 –

Risale-i Nur’lar birer ikişer telif edildikçe onun etrafında toplanan okuyucu halkası, kendisine has heyecan ve coşkusunu da beraberinde vücuda getiriyordu. Bu yüzden, önceleri yazılan eserlerin gönderilmesiyle başlayan postacılık hizmetleri, kısa zamanda iki yönlü bir yazışmaya dönüştü. Eline yeni telif edilmiş bir risale geçen talebe, onu iştiyakla okuduktan sonra, sanki bir dersi hocasına tekrar edercesine, okuduklarıyla ilgili düşünce ve duygularını kaleme alıyor ve Risale-i Nur Müellifine gönderiyordu.

İstisnasız hepsinde bir heyecan hakimdi bu mektupların. Yaşanan ve doyulamayan bir haz, karşı konulmaz bir şekilde, gönüllerden kalemlere akıyor ve paylaşılmak istiyordu. Bediüzzaman’ın, “Nurun birinci talebesi” olarak andığı Hulûsi Yahyagil, “Ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum[1] diyor ve Risale-i Nur’ları okumak yahut yazmak dışında birşeyle geçen dakikaların ömürden sayılmaması dileğinde bulunuyordu.[2]

IMG_3898-a

Zekâi de bir mektubunda aynı duyguları dile getirerek “Ben istiyorum ki, bir an evvel bir yere çekileyim de, mesaiden hariç zamanlarımı, o ulvî ve mukaddes hazine-i hakikat hizmetinde sarf edeyim” diyordu.[3] Risale-i Nur’u okurken ve yazarken daldığı hülyalar, Zekâi için dünyadan daha değerliydi:

 

Cenab-ı Hakkın azîm bir lütfu ki, temin-i maişetim için çalıştığım zamanlar arasında kıymettar risaleleri yazmak için vakit bulabiliyorum. Bu fırsatları kaçırmak istemediğim içindir ki, acele ediyorum.

Muhterem Üstad, bana öyle geliyor ki, manevî saâdete küşâde bulunan ruhum, kıymettar risaleleri okudukça, yazdıkça git gide bir zevk-i manevî, bir saâdet-i ebedî hazırlıklarıyla coşacak. Coşkunluklarımın hayli devam ettiği oluyor. Üstadım, işte o zaman dünya, nazarımda bir hiçten ibaret kalıyor, ebediyete, sonsuza, saâdet âlemlerine katılmak istiyorum. İşte o dakikalar bu dünyayı bana verseler, bu tatlı hülyalarımın bir nebzesini bile vermek istemem. Def olsun gençlik rüyâlarının kâbuslu fırtınaları![4]

 

Bedre Köyü imamı Sabri Efendi, “Bu risaleleri okudukça ruhum güller gibi açılıyor[5] diyor ve Nur Risaleleri karşısındaki halini, mücevherlerle dolu bir mahzene dalıp da hangisini alacağını şaşırmış bir fakire benzetiyordu.[6]

[Devam edecek]

[1] Risale-i Nur Külliyatı, c. 2, s. 1416.

[2] A.g.e., 1419

[3] A.g.e., 1462.

[4] A.g.e., 1435.

[5] A.g.e., 1481.

[6] A.g.e., 1423.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here