İman edip güzel işler yapanlar için, Rahmân, gönüllerde bir sevgi yerleştirecektir.

Kur’ân, 19:96

– 25 –

Gerek zamanın ulaşım ve iletişim imkânları, gerekse baskılar göz önüne alındığında, Bediüzzaman ile talebelerinin çok sık bir araya gelmelerinin mümkün olmadığı kolayca anlaşılacaktır. Hattâ, talebelerinin çoğunluğu, kendilerinde bir okul veya askerlik hatırasına benzer bir iz bırakacak kadar uzun süre ne Üstadla, ne de birbirleriyle bir arada bulunmuş değillerdi. Buna rağmen, Bediüzzaman ile talebelerinin arasındaki ilişkinin kökü çok derinlere uzanan bir muhabbeti yansıttığı, bu insanları tanıyan veya bu hareketi inceleyen herkesin ilk bakışta dikkatini çeken bir gerçektir. Bunlar, ekseriyetle, kulaktan kulağa Bediüzzaman’ın Barla’ya gelişini duymuş  veya eline geçen bir risale ile onu tanıma iştiyakına düşmüş kimselerdi; bir kısmı da onunla dolaylı veya dolaysız yoldan muhabere etse de bizzat görüşme fırsatı bile bulamamıştı.

Bediüzzaman ile yüz yüze görüşenlerin ilk izlenimleri arasında, kendilerini sıcak bir muhabbet ve güven duygusunun kapladığı yolunda tasvirler vardır. Risalelerini okuyanlar da ilk anda buna benzer hisler yaşamışlardır. Her iki halde de, Bediüzzaman ile talebeleri arasında, gerek bizzat görüşmek suretiyle, gerekse eserleri aracılığıyla bir gönül bağının oluştuğu görülmektedir.

Talebelerin Üstadlarına bağlılığı, bir cihette daha kolay anlaşılabilir; çünkü zor bir zamanda, cehaletin hüküm sürdüğü şartlar altında, kendilerine bir nur uzatan bir mürşid bulmuşlardır ve bundan dolayı ona muhabbet ve minnettarlık duymaktadırlar. Ancak muhabbetin Üstaddan talebelerine akan yönü, şiddet itibarıyla bundan daha aşağı değildir. Bediüzzaman, talebelerinden gördüğü yardımı, desteği, ilgiyi, sevgi ve saygıyı hiçbir zaman unutmaz, onlara sık sık hatırlatır. “Ben sizi bulmasaydım ne yapardım?” diye sorar onlara. “Siz beni bulduğunuza bir sevinseniz, ben sizi bulduğuma bin sevinmeliyim.[1] “Bu zamanda sadık dost kalmadı” diyenlere, nümune olarak onları gösterir.[2] Yine de bunlar, Bediüzzaman ile talebeleri arasındaki dostluk ve muhabbetin satırlara dökülen kısmından ibarettir. Bu muhabbetin asıl sıcaklığı, dua fasıllarında yaşanır.

IMG_5198-a

Dua beraberliği

Bediüzzaman’ın sabah ve akşam duaları, hiçbir zaman yalnız değildir. O her sabah ve her akşam duaya durduğunda, manevî kazançlarını âhiret kardeşlerine hediye etmeyi ve onlar için de tek tek niyazda bulunmayı âdet edinmiş, bu âdetini hiç kesintiye uğratmaksızın, yıllar boyunca, bu dünya üzerindeki son gününe kadar devam ettirmiştir. Hulûsi Beye hitap eden bir mektubunda yer alan “Sizler sabah ve akşam duamda dahilsiniz. Siz dahi beni duanızda dahil ediniz. Şu âlemde mü’minin mü’mine karşı en büyük yardımı dua iledir[3] şeklindeki ifadeler, sadece bu mektubun muhatabını değil, kendisiyle Kur’ân hesabına münasebeti bulunan ve “mânen görüşen” herkesi içine almaktadır.

Yine Barla mektuplarından birinde, böyle bir görüşme için şark ve garbın, hattâ yerin altı ile üstünün de fark etmediğini söyler ve dergâh-ı İlâhîye yönelip el açtığında, onlarla ya hakikaten veya hayalen beraber dua ettiğini anlatır. “Ben her sabah manevî kazancım ne ise, o âhiret kardeşlerimin sahife-i a’mâline geçmek için Cenab-ı Hakkın dergâhına niyaz edip hediye ediyorum,” der. “Onlar dahi beni manevî hayratlarına ve dualarına hissedar etmelidirler — tâ hisselerini kazancımızdan alsınlar.”[4]

Bazı talebelerin ise bundan daha fazla nasibi vardır. Doğal olarak, Nurun birinci talebesi Hulûsi Bey, burada da en büyük payın sahibidir. Bir mektubunda Üstadı ona “Sen her günde belki yirmi defa duada anılırsın[5] demekte, bir başkasında ise “yirmi dört saatte beş yüz defa manevî kazanç ve dua beraberliğinden[6] söz etmektedir.

[Devam edecek]

[1] Son Şahitler, 1:385.

[2] Risale-i Nur Külliyatı, s. 1457.

[3] A.g.e., 1510.

[4] A.g.e., 1518.

[5] A.g.e., 1566.

[6] A.g.e., 1515.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here